Risale-i Nurları okuma ve anlama noktasında bazı muhterem ağabeylerin ifadeleri birlikte değerlendirdiğimizde, başka eserler okumanın mahiyeti nedir? "Yalnız ve yalnız hizmeti Kur'aniyenin" kapsama alanı dışında kalan bölümler nelerdir?

Soru Detayı

Muhterem ağabeylerden bazıları bir açıklama yapmıştı, oradan bir kesiti sormak istiyorum, diyor ki:

"Nur'un hakiki şakirdlerine Nur kafidir. Onlar da kanaat etmeli, başka şereflere veya maddi, manevi menfaatlere gözünü dikmesin. Burada ki maddi menfaat mal, para, makam vs ve fakat Üstadımız manevi menfaat diye de ekliyor. Dikkat ediniz, teenni ediniz. Eser yazdırıyorlar. İnsanlar istifade eder, sana dua ederler, bu kadar ilminiz var vs diyerek aldatıyorlar ve hatta en kötüsü, sen bunu yazsan neşretsen Risale-i Nur daha iyi anlaşılır diye acib bir mugalatayı beyan ediyor kendilerini kandırıyorlar." (bk. Risale Ajans web sayfası)

Açıklamadan anladığımıza göre, bu gibi Ağabeyler, Risale-i Nurların anlaşılması için bile kitap yazılmasını sıkıntılı görmekte. Fakat Üstad'ın talebeleri başta olmak üzere, Badıllı Ağabey'in "Mufassal Tarihçe"si Abdullah Ağabeyin "Yeni Lügat"ı, Kırkıncı Hocamın Risaleleri şerh eden birçok eserleriyle birlikte günümüzde de birçok ağabeyin (Şener Dilek, Alaaddin Başar, Necmeddin Şahiner, vs...) şerh ve izah mahiyetinde eserleri, kitap ve makaleleri bulunmaktadır. Bu eserlerle birlikte Risale-i Nurları okuduğumuzda daha iyi anlama noktasında bizlere katkıları da oluyor.

- Şimdi bu gibi muhterem ve değerli ağabeylerin açıklamalarını nasıl değerlendirmek ve hangi açıdan ele almamız gerekir; umuma şamil midir, yoksa bu Ağabeyler'in şahıslarına ait bir fikir midir, bizi bağlayan yönü nedir?

- Diğer bir sorumda "Vazifemiz yalnız ve yalnız hizmeti imaniye ve Kur'aniyedir." cümlesini nasıl anlamamız gerekir; hizmeti imaniyenin içerisine dahil olan ve olmayan vazifeler, konumlar, hizmetler nelerdir; ne yaptığımızda hizmeti imaniyede bulunmuş oluruz, örneklerle izah eder misiniz? Mesela, Risale-i Nur hizmeti yapan vakıfların kurban hizmeti veya sempozyum gibi hizmetler yapmasını nasıl değerlendirmek gerek, hizmete sıkıntı verir mi?..

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Evet, Risale-i Nur size mükemmel bir mehaz olabilir. Ve ondan erkân-ı imaniyenin her birisine, mesela Kur'ân kelâmullah olduğuna ve i'câzî nüktelerine dair müteferrik risalelerdeki parçalar toplansa veya haşre dair ayrı ayrı burhanlar cem edilse ve hâkezâ, mükemmel bir izah ve bir hâşiye ve bir şerh olabilir. Zannederim ki, hakaik-i âliye-i imaniyeyi tamamıyla Risale-i Nur ihata etmiş; başka yerlerde aramaya lüzum yok. Yalnız bazan izah ve tafsile muhtaç kalmış. Onun için vazifem bitmiş gibi bana geliyor. Sizin vazifeniz devam ediyor. Ve inşaallah vazifeniz şerh ve izahla ve tekmil ve tahşiye ile ve neşir ve tâlimle, belki Yirmi Beşinci ve Otuz İkinci Mektupları telif ve Dokuzuncu Şuânın Dokuz Makamını tekmille ve Risale-i Nur'u tanzim ve tertip ve tefsir ve tashihle devam edecek."(1)

“Hakaik-i âliye-i imaniyeyi tamamıyla Risale-i Nur ihata etmiş; başka yerlerde aramaya lüzum yok.” Bu cümleden yüksek imani hakikatlerin dışında kalan ve Risale-i Nur'un temas etmediği konuları başka sağlam kaynaklardan araştırmakta ve okumakta bir mahzur yoktur, hükmü anlaşılıyor.

Fıkıh, siyer, hadis, kelam vesaire gibi ilmi mehazlar, liyakati olanlarca tahkik edilebilir. Gerçi bu ilimlerin bazı umdeleri ve esasları Risale-i Nur'da çok veciz ve beliğ bir şekilde ifade edilmiş, lakin detayları ve bütün konuları tamamen işlenmemiştir. Bu sebeple "Risale-i Nur bu alanlarda da kafidir." demek, ifrat bir bakış açısı olur. Ehli ilmi ve kabiliyeti olan Nur şakirtlerini bu ilimleri öğrenmekten men etmek yanlış olur kanaatindeyiz.

“Yalnız bazan izah ve tafsile muhtaç kalmış. Onun için vazifem bitmiş gibi bana geliyor. Sizin vazifeniz devam ediyor. Ve inşaallah vazifeniz şerh ve izahla ve tekmil ve tahşiye ile ve neşir ve tâlimle, belki Yirmi Beşinci ve Otuz İkinci Mektupları telif ve Dokuzuncu Şuânın Dokuz Makamını tekmille ve Risale-i Nur'u tanzim ve tertip ve tefsir ve tashihle devam edecek.”

Bu paragrafta Risale-i Nur'un didik didik incelenip, üzerinde derin tetkikat ve tahkikatın yapılabileceğine işaret edilmektedir. Yani liyakati olan ehli ilmin ya da tefekkürün Risale-i Nur'un bir konusunu bir cümlesini bir kavramını bazen bir kelimesini (ehadiyet, vahideyet, cüziyet ve külliyet gibi.) alıp üzerinde risale ve kitaplar yazmasında bir mahzur bulunmuyor. Bizim kanaatimiz bu yönde.

Bu tarz kısıtlayıcı ve yasaklayıcı zihniyet, Risale-i Nur camiasında bulunan alim, mütefekkir, araştırmacı, sanatçı hatta müçtehit seviyesindeki aydınları bunaltır, sıkar, köreltir, daraltır, hatta ayrışmalara da kapı aralar. Tarihte ilmi istibdatlar gayrimeşru dalalet fırkalarını doğurmuştur.

Taklit ve baskının olduğu yerde kalıpçılık ve taassup çıkar. Bu da ilim adamlarının özgürlük alanını kısıtlar, taassup ve baskı yüzünden ilim adamları farklı ve değişik düşünceleri dillendiremezler. İlim adamları fikirlerini dillendiremedikleri zaman, fikir ve düşünce dünyası donuklaşıp matlaşır ve terakki edemez. Bu da taassup ve cehalete kuvvet verir. Halbuki meşverette (demokraside) ve hürriyette insanlar yanlış da olsa fikirlerini beyan eder, doğru çabuk parlayıp gün yüzüne çıkar. Hatalı ve yanlış fikirler de düzelme imkanı bulur. Fikirler özgürce çarpıştığı zaman, hak ve hakikat daima galip gelip yanlışları bertaraf eder.

İlmi baskının siyasi baskının veledi olmasında ise, iktidarı elinde bulunduran siyasi otorite kendi otoritesini sağlama almak için farklı düşünce ve fikirlerden rahatsız olur ve onlara pek fırsat vermek istemez. Bu sebeple iktidar baskısı dolaylı olarak diğer alanlarda da baskıyı doğurur.

Yani ilim ve düşünce özgürlüğünün olmadığı bir yerde, yanlış ve batıl şeyler kıyada köşede saklanarak kök salar ve kuvvet bulur; Mutezile, Cebriye, Mürcie gibi. Üstadımız bu inceliğe şöyle işaret ediyor:

"Evet, taklidin pederi ve istibdad-ı siyasînin veledi olan istibdad-ı ilmîdir ki, Cebriye, Râfıziye, Mûtezile gibi İslâmiyeti müşevveş eden fırkaları tevlid etmiştir.”(2)

Çok zaman Nur medreselerinde ağabey böyle derken, "Sen kim oluyorsun?.." denilerek farklı düşünce ve kanaatler baskılanmış, manevi ve ilmi bir istibdat kurulmuştur. Oysa farklı fikirler bir zenginlik belki de doğruya giden bir yol da olabilir.

Bu düşünce ve kanaat hizmet metotları için de geçerlidir. Yani belli bir kalıbı esas alıp bütün vakıf ağabeyleri aynı kalıbın içine sokup hareket alanını kısıtlamak ve daraltmak, hizmet açısından fukaralaşmak demektir. Risale-i Nur'un genel esaslarını çiğnemedikten sonra, vakıf ağabeylerin meziyetlerine ve kabiliyetlerine karışılmamalıdır, diye düşünüyoruz.

Şener Dilek, Alaaddin Başar, Necmeddin Şahiner, vs... gibi yazar ve mütefekkirler, Risale-i Nuru hem anlamamızda hem sevmemizde hem de değişik kitlelere ulaşmasında çok önemli ve gerekli bir misyona sahipler. Allah bu mütefekkirlerin sayısını ziyadeleştirsin inşallah.

Dipnotlar:

(1) bk. Kastamonu Lâhikası, (35. Mektup)

(2) bk. Münazarat, Sualler ve Cevaplar.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...