Risalelerde "Dini ilimler" ile "Fen Bilimleri" nasıl birleştirilmiştir?
Değerli Kardeşimiz;
"Ve keza, nazarla niyet mahiyet-i eşyayı tağyir eder. Günahı sevaba, sevabı günaha kalb eder. Evet, niyet âdi bir hareketi ibadete çevirir. Ve gösteriş için yapılan bir ibadeti günaha kalb eder. Maddiyata esbab hesabıyla bakılırsa cehalettir. Allah hesabıyla olursa mârifet-i İlâhiyedir." (Mesnevî-i Nuriye, Katre, Mukaddeme)
Tefekkür; Allah’ın kâinat mektebinde isim ve sıfatlarının tecellilerini okuyup ona göre iman ve amelde bulunmak demektir. Her şey üstünde Allah’ın isim ve sıfatlarının nakışlarını ve tecellilerini görüp okumak, bunları marifet ve muhabbette vasıta yapmaktır.
Yani insanın felsefi bir nazar ile kâinatı incelemesi ve hayretler içinde kalması İslam dinindeki tefekküri bakış değildir. Tefekkür, kuru bir hayret ve düşünce değil, içinde marifet, muhabbet ve ibadetin de bulunduğu ihatalı bir terimdir. Bu kıvamdaki bir tefekkür hem imanı hem ibadeti hem düşünceyi hem de ahlakı inkişaf ettirir. Risale-i Nurların bütün parçaları iman, marifet ve tefekkürün muşahhas bir şekli gibidir.
Mana-yı harfi: Mahlûkata ve bütün kâinata Allah hesabına ve Allah’ın sanatı ve eseri nazarı ile bakmaktır. Yani mana-yı harfi ile bakışta, varlık kendi başına bir mana ifade etmez; ancak başkasına işaret ederse, anlam kazanır manasınadır. Bir elmada kendi nefsine bakan bir yön varsa, Mucidi ve Sanatkarı olan Allah’a bakan yüzlerce yönü vardır. İşte burada, sanatkâra ve mucide bakan yüzlerce yöne mana-yı harfi denilmiştir.
Risale-i Nurların fen ilimlerini dini bir ilme dönüştürmesi mana-yı harfi ile ifade ediliyor. Yoksa bizatihi fen ilimleri ile uğraşmak manasında değildir.
Evet, her bir fen Allah’ın bir ismine dayandığı için, bir cihetle her fen, Allah’ın bir isminin talim edildiği bir mektep ve fakülte gibidir. Öyle ise fen ilimleri ne kadar terakki ve tekemmül ederse, o nispette dayandığı isme hizmet etmiş olur. Meselâ; tıp ilmi Allah’ın Şafi ismine bakan ve dayanan bir mektep ve fakülte gibidir. Ne kadar gelişse, o kadar Şafi ismine hizmet etmiş olur.
Mana-yı harfi ve mana-yı ismi tabirleri insanın kalp ve akıl dünyasına aittir. İlmî metotların sahasına girmiyor ki, onunla rakip ya da hasım olsun. Bir doktor, hastasını muayene ederken, şu ayette şu tahlil, şu hadiste bu teşhis vardır demiyor. Yine tıbbın esaslarına göre hareket ediyor. Mana-yı harfi ile bakan doktorun farkı, tıp ilmini, ayetin manevî tefsiri ile birleştirip tefekkür etmesidir. Yoksa tıp ilimlerini bir kenara atıp, tamamen ayetle meşgul olmak demek değildir.
"Bilim ve din çatışır" fikri tamamen köhnemiş, pozitivist felsefenin görüşüdür. İslam dini hiçbir zaman bilime ve bilim adamına ters ve menfi bakmamıştır. Tam aksine, bilime ve bilim adamına dailik edip, teşvik etmiştir. Ama Hristiyan teolojisinde, skolastik bir anlayış hâkim olduğu için, bilimi ve bilim adamını daima ezmiş ve engellemeye çalışmıştır. Zaten pozitivist felsefe bu dogmacı Hristiyanlığa karşı bir tepki olarak doğmuştur. Hristiyanlık ile İslam dinini aynı kefeye koymak ve sonra da İslam da bilime menfi bakıyor demek tam bir cehalet ve vicdansızlıktır. Ama maalesef yarım aydınlar meseleye hep böyle bakmışlardır.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü