Felsefe ve hikmet-i insaniye dünyaya sabit bakar; mevcudatın mahiyetlerinden, hasiyetlerinden tafsilen bahseder." Burayı özetler misiniz; "sabit bakar" ne demektir; ebedî mi demek isteniyor?
Değerli Kardeşimiz;
"Felsefe ve hikmet-i insaniye dünyaya sabit bakar; mevcudatın mahiyetlerinden, hâsiyetlerinden tafsilen bahseder. Sâniine karşı vazifelerinden bahsetse de icmâlen bahseder. Âdeta kâinat kitabının yalnız nakış ve huruflarından bahseder, manasına ehemmiyet vermez."
"Kur'ân ise, dünyaya geçici, seyyal, aldatıcı, seyyar, kararsız, inkılapçı olarak bakar. Mevcudatın mahiyetlerinden, surî ve maddi hâsiyetlerinden icmâlen bahseder. Fakat Sâni tarafından tavzif edilen vezâif-i ubudiyetkârânelerinden ve Sâniin isimlerine ne vecihle ve nasıl delalet ettikleri ve evâmir-i tekviniye-i İlâhiyeye karşı inkıyadlarını tafsilen zikreder." (Sözler, 25. Söz, Üçüncü Şule, Birinci Ziya)
Felsefe (menfi kısmı) ahireti inkâr ettiği için, dünya hayatını sabit ve devamlı tevehhüm ediyor. Yani insan için dünya hayatından başka bir hayat yok diyor. Hâlbuki dünya sabit değil, ölümlü ve kararsızdır. Dünya hayatı insanları aldatan seyyal bir mekândır.
Felsefe, kâinatın kabuğu ve maddesi ile ilgileniyor. Mesela Güneş'in kimyevi yapısından ve büyüklüğünden bahseder, ama onu oraya lamba ve soba yapıp insanlığın istifadesine sunan ilahi kudret ve nimet cihetini hiç nazara almaz.
Kur’an ise kâinatın kabuk ve maddesinden özet olarak, o maddenin işaret ettiği sanatkârı ise tafsilatlı bir şekilde izah ediyor.
Kısacası felsefe kâinata mana-yı ismiyle, Kur’an ise mana-yı harfi ile bakıyor.
Mana-yı harfi: Mahlukata ve bütün kâinata Allah hesabına ve Allah’ın sanatı ve eseri nazarı ile bakmaktır. Bir elmanın insan nefsine bakan bir ciheti varsa, mucidi ve sanatkârı olan Allah’a bakan yüzlerce ciheti vardır. İşte burada sanatkâra ve mucide bakan cihetlere mana-yı harfi denilmiştir.
Mana-yı ismi: Mahlukata ve kâinata kendi hesabına bakmak; Allah namına ve Allah’ın sanatı ve eseri olarak bakmamak, sanatkârı ve mucidi ile alakasını koparmaktır.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
"Felsefe, kâinatın kabuğu ve maddesi ile ilgileniyor. Mesela Güneş'in kimyevi yapısından ve büyüklüğünden bahseder, ama onu oraya lamba ve soba yapıp insanlığın istifadesine sunan ilahi kudret ve nimet cihetini hiç nazara almaz." diyorsunuz.
Ama kâinatın maddesi veya güneşin kimyevi yapısıyla menfi felsefe ilgilenmiyor. Fen bilimleri (fizik, kimya, biyoloji) bunlarla ilgileniyor. Menfi felsefe bunları araç olarak kullanabilir ama konusu bu değil. İzah?
Fen ve Felsefe bazen bir anlamda kullanılabildiği gibi, aslında bunlar mana itibariyle farklı alanlardır.
Fenden maksat müspet ilimler denilen, Fizik, Kimya, Biyoloji ve astronomi gibi bilim dallarıdır. Bunlar işin nasıl gerçekleştiğini bilimsel olarak ortaya koymaya çalışan alanlar olup niçin olduğu ile ilgilenmezler. Üstadımız risalelerde "aklın nuru dediği fünun-u medeniye" budur.
Felsefe ise bu fenleri kullanarak bunlar hakkında ve oluşmanın niçiniyle ilgili yorum yapma sanatıdır. Bu da iki kısımdır. Birincisi dini düşünceyi esas tutarak bu yorumları bu çerçevede yapan felsefedir ve Kur'anidir. İkincisi ise, dine ve Kur'ana zıt bakan ve yorumlarını inkara göre icra eden felsefedir.
Fen bilimlerinin manay-ı ismi kısmı, yani sadece mevcudattan bahsedip, Allah'ın işin içerisine dahil edilmediği kısmı da yine felsefe olarak nitelendiriliyor. Yani mevcudatı araştıran Fen Bilimleri de mevcudatın sadece nasılıyla ilgilendiği ve Allah'ın varlığına ve birliğine delil olarak kullanılmadığı için de o da o sınıfa dahil edilmiştir.
Bu nedenle Üstadımız Allah'tan bahsetmeyen öğretmenlerin talebelerine "öğretmenleri değil, anlattıkları fenleri dinleyiniz" diyerek, Fenlerin lisan-ı hal ile Allah dediklerini, öğretmenler ise bunu anlatmadıkları zaman fenlerin yaratılış gayesini perdelediklerini ima ediyor.
Bu soruya aşağıdaki linklerde cevap verilmiştir:
- Bediüzzaman Said Nursi'nin Fen ve Teknik Meselelere Yaklaşım Tarzı
- "Acaba neden Kur’ân-ı Hakîm, felsefenin mevcûdattan bahsettiği gibi etmiyor?.." Soruyu açar mısınız?
- O uzun ve karanlıklı ebedü’l-âbâd yolunda zâd ve zahire, ışık ve burak, ancak Kur’an’ın evâmirini imtisal ve nevâhisinden ictinab ile elde edilebilir...