Risalelerde "Dünyanın yaratılmasının hikmeti" nasıl geçiyor?
Değerli Kardeşimiz;
Dünya bir imtihan ve tecrübe yeridir. Hayır ve şer, iman ile küfür, güzel ile çirkin beraber bulunurlar. Kimi insanlar hür iradesi ile imanı, hayrı ve güzelliği seçip Allah’ın yolunu takip ederek cennete giderler; kimi insanlar da yine hür iradeleri ile küfrü, şerri ve çirkinliği seçip şeytana tabi olarak cehenneme yuvarlanırlar. Bu Allah’ın dünyaya koyduğu değişmez bir kanundur.
Lakin bu iki sınıf insanlar sürekli olarak mücadele ve çarpışma içindedirler. Bu dünya hayatında bazen hayrı ve imanı takip eden Müminler galip gelirken, bazen de şerri ve küfrü takip eden kâfirler galip gelirler. Ama netice itibari ile galip olan müminlerdir. Zira kâfirler bu dünyada ne kadar güçlü ve kuvvetli de olsa; netice ebedî cehennemdir. Yani kâfirlerin yapıp ettikleri şeyler güdük ve neticesiz şeylerdir. Ölüm hepsini silip akim bırakır.
Ama müminlerin çektiği sıkıntı ve musibetlerin hepsi; sabretmek şartı ile ahiret hayatında mükâfat olarak geri dönecektir. Bu sebeple müminlere hayatta ümitsiz ve karamsar olmak hem caiz değildir hem de yakışık almaz.
İman ve küfür öyle bir iksir ve gözlüktür ki, onu takan insanlar için, hayat bambaşka iki âlemdir. İman gözlüğü ile hayata ve hâdiselere bakıldığında her şey saadetli ve güzel iken, küfür gözlüğü ile bakıldığında her şey acı ve azap kaynağıdır.
Mesela; ölüm mümin için ebedî bir hayatın başlangıcı ve sonsuz bir saadetin girişi iken, kâfir için ölüm insanı dost ve ahbaplardan ayıran ebedî bir hiçlik ve bir yokluktur. İşte mümine zahir olan hakikatler, kâfire küfründen dolayı gizli ve kapalı kalıyor. Bu zahir hakikatleri görememesinin en büyük sebebi ya imansızlıktır ya da gafletten gelen iman zayıflığıdır.
Ahiret hayatını maksat ve gaye yapmayan bir insan, bütün mesaisini ve gücünü dünyanın adi ve basit şeyleri için sarf eder. Bu da kâinatın halifesi olan insanı, gayet basit ve adi bir mahlûk derecesine düşürür. Tıpkı hayvan gibi, sadece yemek, içmek ve şehvet için çalışır.
İnsan, duygu ve latifelerini iman ve ibadet ile inkişaf ettirmez ise, hayvani bir derekeye düşer, yani hayvandan bir farkı kalmaz. Hayvan gibi sadece yer, içer ve nefsani arzularını tatmine çalışır.
Marifet, fazilet, ilim ve irfandan mahrum olan, dünyaya sırf yemek, içmek, güzel yaşamak için geldiğini vehmeden, yaratılış gayesinden bihaber yaşayan, hayatını malayani şeylerle heder eden, nimetleri hiç düşünmeden hayvan gibi yutan, sadece nefsinin süfli arzularını tatmine çalışan insan hayvandan daha aşağı bir derekeye düşer. Nitekim bir âyette mealen şöyle buyrulur:
“Hayır, onlar hayvanlar gibidir, hatta tuttukları yol bakımından, hayvandan da daha şaşkın (ve aşağı) dırlar.” (Furkan Suresi, 44)
İnsanı insan yapan, belki kâinata sultan yapan iman ve ibadettir...
İnsan marifette terakki ederse, tefekkürde derinleşirse imanı ziyadeleşir, hayreti artar, kalbi ve ruhu inşirah eder.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü