"Sûret-i Rahmân" ne demektir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Semanın yıldızlarından denizin balıklarına kadar her varlıkta rahmet hâkim; hepsi az veya çok, cüzî veya küllî bir rahmete mazhar olmuşlar.

Resulullah Efendimiz (asm.), insanın nâil olduğu en ileri rahmet tecellisini bir hadis-i şeriflerinde şöyle ifade buyurur:

"Muhakkak ki Allah, insanı Rahmân suretinde yarattı." (Buharî, İsti'zân, 1; Müslim, Birr, 115, Cennet, 28)

Bazı kimseler bu hadis-i şerifi ya inkâr ediyor ya da yanlış anlıyor. Bu hadis-i şerifin yanlış yorumlanmaması için bazı noktaların göz önüne alınması gerekiyor.

Hâdis-i şerifte, Allah ve Rahman isimleri ve yaratma fiili geçiyor. Cenâbı Hak, cisimden ve suretten münezzehtir. Bazı kimseler hâdis-i şerifi; "Allah, insanı kendi suretine benzer bir şekilde yarattı" şeklindeymiş gibi anlıyorlar. Hadiste geçen Rahman ismine bilhassa dikkat etmek ve bu hak kelâmı, "Allah'ın rahmetinin bütün varlık âlemi içinde en fazla insanda tecelli ettiği" şeklinde anlamak gerekir. Hadiste, “Allah insanı -hâşâ!- kendi suretinde yarattı” denilmiyor, “Rahman sureti üzere yarattı” buyruluyor. Ama bazıları bu hadisteki, rahman kelimesini âdeta unutuyor. Bu da büyük bir yanlışlığa yol açıyor. Burada esas olan Allah'ın rahmetine dikkatleri çekmek ve İlâhî rahmetin en fazla insanda tecelli ettiğini ders vermektir.

Hadiste geçen “yarattı” kelimesi de çok mühimdir. İnsanın bedeni mahlûk olduğu gibi, ruhu ve bütün sıfatları da mahlûk. Bu sıfatların hiçbiri için suret düşünülemeyeceği gibi, bunların sahibi olan ruh için de bir suret, bir şekil hayal edilemez.

Nitekim Nur Külliyatından Lem’alar’da, “bir kısım ehl-i aşk, insanın simâ-yı mânevisine bir suret-i Rahman nazarıyla bakmışlar” denilerek, nazarlar insanın ruh âlemine çevrilir.

Şualar’da, canlılar âleminde, “sıfat-ı seb’aca mânevî bir simâ-i Rahmanî ve temerküz-ü esmaî” tezahür ettiği kaydedilir.

Buna göre, sadece insanın değil, diğer canlıların da, bir simâ-i Rahmanî taşıdıkları anlaşılıyor. Ancak, bu mânanın en ileri derecesi insanda görülüyor.

Üstadımız bir başka eserinde bu mânâyı şöyle dile getirir: “Cenâb-ı Hak hakkında suret muhâl olmasından, suretten murat sirettir, ahlâk ve sıfattır.”

Bir kelimedeki harflerin şekilleri surettir. Bu suretler bir mânaya delâlet ederler. Mâna ise suretsizdir.

İnsanın manevî siması, yani ruhu, kalbi ve bütün his dünyası da bize Rahman mânasını ders veren bir suret ve bir kelime gibidir. Bu tecelli, ruhumuzun hanesi olan cismimize de aksetmiş bulunuyor. Dilimizden dişimize, saçımızdan tırnağımıza, ciğerimizden böbreğimize, kalbimizden aklımıza, hafızamızdan bütün his dünyamıza kadar her şeyimiz, Rahman’ın birer hediyesidir, ikramıdır. Bunların her biri bir kelimedir, surettir, hepsinde O Rahman’ın lütuf ve keremi okunur.

Ruh da beden gibi mahlûk olduğu ve Allah hiçbir mahlûkuna ne zâtında, ne sıfatlarında benzemeyeceği için, manevî simaya da suret-i Rahman olarak bakmak hatadan salim olmayacaktır. İnsana bakıldığı zaman “ilahi rahmet” çok açık olarak okunur.

İnsan denince sadece bedeni anlamak bizi yanlış neticelere götürebilir. Suret, madde ve maddî varlıklar içindir. İnsanda esas olan ruhtur. Beden o ruhun yuvası, elbisesi, hanesi ve hizmetçisidir. O halde insan denilince öncelikle ruh anlaşılmalıdır. İnsan ruhu, Cenab-ı Hakk'ın maddeden ve suretten münezzeh olduğunun en güzel bir delilidir. Cenabı Hakk'ın sıfatlarına iman etme hususunda bize büyük bir rehber olmak üzere ruhumuzda ilim, irade, kudret gibi sıfatlar yaratılmıştır. Mahlûk olan bu sıfatlar ilâhî sıfatlara elbette hiçbir cihetle benzemez; sadece onlardan haber verirler.

Öyle ise bu hadis-i şerifi okurken ruhumuza nazar edecek, akıldan, hayale, hafızadan his dünyasına kadar uzanan çok geniş rahmet tecellilerini okuyacak ve bizi bu şekilde yaratan Rahman'ımıza şükredeceğiz.

Kâtip yazıya, usta esere benzemediği gibi, Hâlık da mahlûkuna hiçbir cihetle benzemez. Sadece insanın değil, diğer canlıların da, Allah'ın sıfatlarını göstermeleri ve ilâhî isimlere ayna olmaları cihetiyle bir sima-i rahmanî taşıdıkları anlaşılıyor. Ancak, bu mananın en ileri derecesi insanda görülüyor. İnsana ibretle bakıldığında Allah'ın bütün isimleri, sıfatları ve rahmaniyet hakikati okunur. Her varlıkta ilâhî isim ve sıfatlar seyredilebilir, ama bu noktada en açık, en berrak delâlet insanda görülür. İlâhî sıfatlara ve isimlere delil olma, onları gösterme, onlara ayna olma hususunda insandan daha ileri bir varlık yoktur.

Siyah denilince beyazı hatırlamamız gibi, suret kelimesi de bize sireti ve hakikati hatırlatır. Her suret, bir hakikatten haber verir. Bir kelimedeki harflerin şekilleri surettir. Bu suretler bir manaya delâlet ederler. Meselâ ilim bir manadır, bir üstünlük ve fazilettir. İlim kelimesi ise bize bu manayı hatırlatan bir suretten ibarettir Yoksa bu kelimenin harflerinde ilim aramak elbette doğru değildir.

Yokluk karanlığından kurtulan her varlık büyük bir rahmete kavuşmuş demektir. Bu mânasıyla rahmet, canlı-cansız bütün mahlûkatta tecelli ediyor. Semanın yıldızlarından denizin balıklarına, ışınlardan meleklere, yarı canlı bir bitkiden insanoğluna kadar her varlıkta rahmet hâkim; hepsi az veya çok, cüzî veya küllî bir rahmete mazhar olmuşlardır.

Netice olarak "Suret-i Rahman", Allah'ın rahmetinin en parlak aynası ve en güzel tecellisi diye özetlenebilir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
S
Okunma sayısı : 4.218
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...