Block title
Block content

Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin, Şeyh Said'e gönderdiği mektubun orjinali duruyor mu, duruyorsa nerede? Bu mektuptan almamız gereken dersler nelerdir?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Üstadımız'ın, Şeyh Said'e gönderdiği mektubun orjinali mevcuttur.

Isparta’nın Sav köyünden Ahmet Marangoz eliyle yazılmış, Üstadımız'ın bizzat kendilerinin tashih ettiği, Şeyh Said Efendi'ye mektubu, Osmanlıca Asa-yı Musa kitabının sonuna ilave edilmiştir. Ayrıca Abdulkadir Badıllı’nın yazmış olduğu Mufassal Tarihçe-i Hayat'ın I.cildinin 535. sahifesinde, hem Şeyh Said Efendi'nin, hem de Üstadımız'ın cevabi mektubunun sureti mevcuttur. Muazzez Üstadımız mektubunda şöyle demektedir:

“O fenalıklar ve dinsizlikler, kumandanlara mahsustur. Ordu onunla mesul olmaz. Bu Osmanlı ordusunda belki 100 bin evliya var. Ben bu orduya karşı kılınç çekemem ve size iştirak etmem dedim. O zatlar benden ayrıldılar, kılınç çektiler. Neticesiz Bitlis hadisesi vücuda geldi.” (1)

Emekli Yüzbaşı Mehmet Kayalar’ın müşahedesiyle; Üstad'ın Şeyh Said’e yazdığı mektup, bilahere Şeyh Said yakalandığında üzerinde bulunmuş ve Diyarbakır İstiklal Mahkemesi dosyalarına konulmuştur. Elan o mektup İstiklal Mahkemesi dosyaları içinde Şeyh Said’in dosyasında mevcuttur.

Muazzez Üstadımızın sağlığında neşredilen tüm tarihçelerde, Üstad'ın mektubunun kayda geçen metni aynen şöyledir:

“Türk milleti asırlardan beri İslamiyete hizmet etmiş ve çok veliler yetiştirmiştir. Bunların torunlarına kılıç çekilmez. Siz de çekmeyiniz, teşebbüsünüzden vaz geçiniz. Millet irşad ve tenvir edilmelidir.”(2)

Ayrıca Osmanlıca teksir Asa-yı Musa’da “Yaptığınız mücadele kardeşi kardeşe öldürtmektir ve neticesizdir.” ifadesiyle Şeyh Said Efendi'ye red cevabı vermiştir.

Değerli kardeşim; sahabe dönemindeki mücadele ile bu meselenin önemli birkaç farkı vardır. Bunlardan birincisi şudur:

Üstadımız Türkler ile Kürtlerin, İslamiyet nokta-i nazarından kardeş olduğunu söylüyor. Buradaki önemli olan Müslüman din kardeşliğidir. Bundan başka özelliklerimiz tartışılabilir. Ve ihtilaf sebebi olabilir.

Sahabelerde ise; din kardeşliğinin fevkinde, hiç kimsenin çalışıp iradesiyle kazanamayacağı sahabelik makamı söz konusudur. Onlar güneşin kendisinden istifade etmişler. Suyu membaından ve kaynağından içmişler. Meyveyi ve sebzeyi ise turfanda ve taze olarak yemişlerdir. Tevrat’ta ve İncil’de  sena edilmişler. Saff-ı evvel  olduklarından, bütün ümmetin hasenatı ve kemalatı onların mizanına girmekle, en yüksek manevi makamı elde etmişler. Ayrıca; Resul-ü Kibriya (asv)'ın, “Sahabelerim yıldızlar gibidir. Hangisine tabi olsanız hidayete erersiniz.” ifadesiyle methedilmişler. Her bir sahabe müçtehitlik makamını da ifa etmişlerdir.

Bütün bunlar sahabelerin hiçbir menfaat ve çıkar adına değil, tamamen hak adına hareket ettiklerini göstermektedir. Aralarındaki mücadele bir içtihat farkından  kaynaklanmaktadır. 

Yukarıda kısaca sıraladığımız özelliklere mazhar olan sahabeleri, bizlerle kıyaslamak, aralarındaki bir iki tane hikmetli mücadeleyi, bizimkilerle eşdeğer tutmak; ya sahabeleri küçültmek ve düşkün hale getirmek veya bizlerin haddimizi tecavüz ederek, onların yüksek makamına, taklidi bir heveslenmektir ki; her ikisi de dinen, örfen ve edeben yakışık almaz.

Bir diğer husus ise: Sahabeler döneminde meydana gelen olayların hikmetleri olmakla beraber, tasvip edilemez ki, örnek alınsın, neticesi zararlı olan bir durum, örnek alınamaz. Tarih ibret almak içindir, yanlışları tekrar etmek için değildir.

Dolayısıyla Şeyh Said  dönemindeki meseleler doğru ve istikametli olsa idi; Muazzez Üstadımız taraftar çıkardı. Sonraki gelişmeler ve ayaklanmanın neticesiz kalması üstadımızı haklı çıkarmıştır.

Çünkü dahilde menfi hareket dinimizce kınanmış, tasvip edilmemiştir.

Dipnotlar: 

(1) bk. Şualar, On Dördüncü Şua. 

(2) bk. Tarihçe-i Hayat, Barla Hayatı.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
Yükleniyor...