Risalelerdeki "ispatlar" ilmî mi, mantıki mi, felsefi mi?
Değerli Kardeşimiz;
Risale-i Nurların maksadı, Allah’ın varlığını ve birliğini ve isimlerinin kâinat üstünde tecellilerini insanlara talim edip ispat etmek ve sonra da onları ibadete davet etmektir. Bu maksadını tahakkuk ettirmek için de kâinattan birtakım deliller serdediyor. Bu delilleri takdim ederken de her kesim insanın anlayacağı bir sadelik ve basitlikte umumi ve anlaşılır şeyleri öne sürüyor. Yoksa gizli ve anlaşılması zor fenni şeylerden bahsetse, maksat ikinci plana maksada işaret etmek için getirilen deliller ise birinci plana geçerdi ki, bu irşat ve hitabet ilmine zıt bir durum olurdu. Bu belagate uygun değildir.
Hüküm çoğunluğa göre verilir. İnsanların büyük çoğunluğu Kur’an’daki ince manaları anlama noktasında avam sınıfına girer. Kur’an bütün bir insanlık âleminin hidayeti için nazil olmuştur; muhatabı sadece okumuş yahut fennî meselelerde ihtisas yapmış kişiler değil, her sınıftan insanlardır.
Belağat, “mukteza-yı hale mutabakat”, yani durum neyi gerektiriyorsa ona en uygun ve en faydalı olacak şekilde konuşmak olduğuna göre, Kur’an’ın, öncelikle cumhur-u avamı muhatap alması onun belağatının en büyük bir delilidir. Gerçek bu iken, hasta olan nefisler bu tarz ifadeyi kendi vehimlerince bir noksanlık addederek, doğru yoldan sapmış ve dalalete düşmüşlerdir.
“Çünkü zamanların ihtiyaçları mütehaliftir. İnsanlar fikirce, hisce, zekâca, gabavetçe bir değildir.”
Bütün insanlara hidayet rehberi olarak gönderilen Kur’an-ı Kerim’in bütün zamanlara hitap etmesi, bütün fikirleri ve hisleri tatmin etmesi, her seviyeden insana yol göstermesi İlâhî hikmetin gereğidir.
Sözler’de Kur’an tarifinin giriş cümlesinde şöyle buyrulur:
“Kur’an, şu kitab-ı kebir-i kâinatın bir tercüme-i ezeliyesi….”
Buna göre, Kur’an’la kâinat arasında çok yönlü ilgiler, benzerlikler vardır.
Aynı kâinat, her tür canlıya birlikte hitap eder. Serçenin de gözünü aydınlatır, filin de. Sineğin de rızkı onda hazırlanır, aslanın da. Bütün ciğerleri birlikte temizlediği gibi, bütün kulaklara birlikte ses verir. Bütün dillerin zevklerini tatmin eder.
İşte kâinat kitabındaki bu özellik, Kur’an-ı Kerim’de de aynen mevcuttur. O da” fikirce, hisçe, zekâca, gabavetçe” birbirinden çok farklı ve zamanları birbirinden çok uzak bütün insanlara birlikte hitap eder. Hepsine yol gösterir, hepsini hidayete ulaştırır.
Bunun en büyük şahidi tarihin bizzat kendisidir. Bütün zamanlarda ve her sınıf tabakada İslam’ın nuruyla nurlanan kâmil müminler yetişmiştir. Bunlar saymakla bitmez. Medreselerden ve zaviyelerden çok büyük alimler ve mürşitler yetiştiği gibi, avam tabakasından da kâmil imanları ve akıl almaz ihlaslarıyla nice veli kullar yetişmiştir.
Üstad Hazretlerin ifadesi ile "delil müddeadan hafi olmamalıdır." Yani tevhidi ispat etmek için getirilen delil, tevhidden ziyade izaha muhtaç olmamalıdır. Delil açık, basit ve sade olursa herkes istifade eder, ama kapalı ve ilmî olursa sadece bilim insanları o delilden faydalanır, ekser avam insanlar ondan faydalanamaz. Burada mühim olan delilin kendisi değil, delilin ispat ettiği netice ve insanların bunu anlamasıdır.
Risale-i Nurların üslubuna dikkatle bakıldığı zaman, herkesin anlayacağı basit ve zahir delilleri gösterir, ince, anlaşılması zor delillere ise karine, yani ipuçları ile işaret eder. Yani ekseriyeti oluşturan muhatap kitlenin zihni seviyesine, yani avama göre hitap ediyor, ekalliyette olan ehli ilme ise karine ile hitap ediyor.
İnsanların ekserisi avam olduğu için, gayeyi ispat için getirilen delillerin, avamın anlayacağı basitlik ve sadelik içinde olması gerekir. Yoksa gaye zahir iken, gayeyi ispat etmek için getirilen deliller hafi ve karmaşık olursa, faydadan çok zarar vermiş oluruz.
Üstad Hazretleri de aynı şekilde Kur’an’ın metodu olan delillerin herkesin anlayacağı kadar zahir ve basit olması yolunu takip ediyor. Yani tevhide getirilen deliller zahir ve açık olmak zorunda, bilimsel olması gerekmez.
Meselâ; kâinatta intizamın ispat edilmesi için ille de nötron ve protondan bahsetmek gerekmiyor. Güneşin her gün vaktinde doğması, yıldızların yerli yerinde olmaları çiçeklerin o güzel yüzleri de intizama işaret ediyor.
Özet olarak, Risale-i Nurlar ilmî bir fen kitabı değil, iman ve tevhidi ispat etmeye çalışan dini ve felsefi bir kitaptır. Din ve felsefede ise, ilmî metotlar değil, akli ve mantıki metotlar hâkimdir, getirilen delillerde akli ve mantıkidir.
Zaten din ile bilimin kulvarları ve sahaları aynı değil ki mukayese edilsin. Din maddeden sadece maneviyatı ispat etmek noktasında faydalanır, yoksa maddenin bizzat metotları ile alakadar olmaz. Bilim fiziktir, din metafiziktir. Metafizik ise bilimin sahasına girmez. Yani ahireti ispat etmek için deney yapar gibi cennetten toprak alıp laboratuvara götüremezsin. Ancak akli ve mantıki metotlarla cennetin varlığı kati olarak ispat edilebilir.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü