Velayet-i kübrada keşif ve keramet pek görülmüyorsa, neden büyük zatlarda keşif ve keramet en üst seviyede görülmüştür?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Üstad Hazretleri böyle büyük zatlarda görünen kerametleri ikram nevinden kabul ediyor. Yani bu harika halleri kerametten ziyade ikram tabiri ile izah ediyor.

Tasavvufta velayet makamlarına ulaşmak ve nefsi terbiye etmek için bir takım riyazi disiplinler vardır. Bu disiplinler hem uzun hem de meşakkatli olduğu için, Allah manevi seyirde olan müride yardım ve teşvik olması için bir takım ezvak ve kerametler ikram ediyor. Yani o harikalar ve manevi lezzetler o yolculuğu hem tahfif ediyor hem de cazip hale sokuyor. Bu seyrü sülukte mücahede ve meşakkat olduğu için, salik yanılıp kerameti asıl maksat ve gaye yerine koyabilir ve ezvak ve kerameti kendi mücahedesinin bir neticesi olarak algılayabilir.

Diğer bir husus, keramet, ekseri olarak bu manevi seyrin bir ölçüsü haline geldiği için, yani velayet yolculuğunun bir kuralı gibi olduğu için, insanlar bu noktada şu zanna düşebiliyor: "Ben bu manevi seyri yaparsam keramete ulaşırım." Bu da ister istemez keramet ile gayret arasında bir münasebet oluşturuyor. Ama ikramda bu münasebet yoktur. Zira ikram tamamı ile Allah’ın bir ihsan ve ikramı ile ortaya çıkar. Kulun bu ikramda bir mücadele ve beklentisi olmadığı için, sahiplenmesi de mümkün değildir.

Velayet-i kübra makamında, keramet ve harika haller az bulunur. Keramet ve keşif gibi haller ekseri olarak velayet-i suğra, yani küçük velayet makamı olan tarikat ve tasavvuf ehlinde görülür. Bu yüzden keramet ve keşif gibi haller, büyüklüğün ve Allah’a yakın olmanın mikyası ve ölçüsü değildir. Nitekim sahabeler arasında keramet gibi haller çok az görülmüştür. Halbuki en büyük veli en küçük sahabeye yetişemez.

Ama ikram türünden büyük velilerde ve Nur talebelerinde de kerametler görünebilir. İkram, tamamen insanın iradesi haricinde mazhar olduğu harikulade haller olduğu için, izharı, yani gösterilmesi tahdis-i nimettir. Çünkü Allah'tan olduğu bilinir ve öylece anlatılır. Bu sebeple fahir ve gurur gibi manevi riskler bu ikram türünde bulunmaz. Ama tasavvuf berzahında meşakkat ve çile bu kerameti kesbi kılıyor ve ikramlık makamından çıkarıyor. Hasılı, keramet ile ikram farklı şeylerdir.

Üstad Hazretlerinin şu izahı meseleye ışık tutar mahiyettedir:

"ALTINCI SEBEP: Sözlerin telifi vasıtasıyla Kur'ân'a hizmetimize bir mükâfât-ı âcile ve bir vasıta-i teşvik olan inâyât-ı Rabbâniye, bir muvaffakiyettir. Muvaffakiyet ise izhar edilir."

"Muvaffakiyetten geçse, olsa olsa bir ikram-ı İlâhî olur. İkram-ı İlâhî ise, izharı bir şükr-ü mânevîdir."

"Ondan dahi geçse, olsa olsa, hiç ihtiyarımız karışmadan bir keramet-i Kur'âniye olur. Biz mazhar olmuşuz. Bu nevi ihtiyarsız ve habersiz gelen bir kerametin izharı zararsızdır."

"Eğer âdi kerâmâtın fevkine çıksa, o vakit, olsa olsa Kur'ân'ın i'câz-ı mânevîsinin şuleleri olur. Madem i'câz izhar edilir; elbette i'câza yardım edenin dahi izharı, i'câz hesabına geçer. Hiç medar-ı fahir ve gurur olamaz; belki medar-ı hamd ve şükrandır."(1)

(1) bk. Mektubat, Yirmi Sekizinci Mektup, Yedinci Risale.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...