Zamansızlığı neden düşünemiyoruz? Sebebi beden, ruh, zihin, hayal vs. her yönümüzle zamanla mukayyed olmamız mıdır?

Soru Detayı

- Hayalen çok şeyler yapabiliyoruz, cismen imkansız olan birçok şeyi hayalen becerebiliyoruz vs vs.
- Zamanla mukayyediz, şu cismimizle zamanda ileri veya geri gidemiyoruz. Ama HAYALEN şu anki zamandan tecerrüd edip mazi ve müstakbele gidebiliyoruz.
- Fakat hayalen de olsa zamansızlığı düşünemiyoruz, hayalen de olsa zaman kayıtlarından dışarı çıkamıyoruz. Sebebi beden, ruh, zihin, hayal vs her yönümüzle zamanla mukayyed olmamız mıdır veya sebebi nedir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Yaratılan her şey mahduttur ve hudutludur. İnsanın kendisi mahluk ve mahdut olduğu gibi hisleri, duyguları ve kabiliyetleri de aynı kaideye tabidir. Ancak hislerin, duyguların bedenin ve onun faaliyetlerinin; zaman hususunda farklılık göstermesi nisbidir. Yani onları tahditten kurtarmaz. Mesela insanın fiilen uzun sürede yaptığı bir işi hayalen daha kısa sürede yapabilir. Ruhen tasarrufat daha geniş ve çaplı olup üç boyutlu hale intikal edebilir. Yani mazi, müstakbel ve hal, zahir ve batın ruhun seyeranına ve tasarrufuna engel teşkil etmez. Ruh için bu geniş ve şümullü alanlar hayal için o kadar şümullü değildir. Çünkü insanların hayalleri ancak müşahede ettikleri ve müktesebatına giren alem ve alanlarda seyeran edebilir.

Hayalen maziye gitmek mümkün olsa da istikbale gitmek ve aynen o istikbali yaşamak hayalen mümkün değildir. Hayalen istikbali yaşama imkanı; insanın müşahede ettiklerine tabidir. Mesela cenneti, kabri, otuz veya üç yüz sene sonrayı aynen tahayyül etmek mümkün değildir. Ancak müşahede edilenlerin standartlarında tasavvur edilebilir. Çünkü hayal, misal aleminden bir parçadır. Misal aleminin de aslı insanın müşahedatına ve yaşantısına tabidir. Bazı evliyaullahın veya peygamberlerin istikbalden bahsetmeleri; ya vahye müstenittir veya ruhun inbisat ve inkişafından ibarettir.

Bir insanın hayatı ruh mertebesine terakki ederse; o zaman tahayyül ve tasavvuru da ileriye yönelik istikbal açısından hakikati tarassut eder.

Zaman da mahluktur.

Zamanın eşya üzerinde tesiri gayet mütefavittir. Yani zaman mahiyeti itibariyle mahlukatı hem yıpratır ve eskitir ve hem de onların temessülatını ve tasarrufatını levhalar suretinde beka alemine intikal ettirir.

Dolayısıyla mahdut ve mahluk olan zaman mefhumu ile mahdut ve mahluk olan insan ve özelikleri varlığın, tahditin ve tasarrufun üzerine çıkamaz.

Bütün bu ifade edilen özelliklerin ve hususiyetin fevkinde ve maverasında sadece ve sadece Allah'ın zatı, sıfatı, esması ve şuunatı vardır. Bu dört hakikatin dışında ne olursa olsun kayıtlıdır, mümkündür ve mahduttur. Yani halık değildir. Halıkıyetin bütün hususiyetlerinden sonsuz derece uzaktırlar.

Bedenen veya cismen mazi ve müstakbele gitmek mümkündür. Ancak bu yüksek terbiyeden geçmiş ve hayatını ruhun derece-i hayatına çıkartma keyfiyetine haiz zevata aittir. Mesela, miraç bunun bir örneğidir. Mesela, Abdulkadir Geylani Hazretlerinin bir anda bir çok yerde bulunması bunun başka bir delilidir. Bu alan çok özel bir makam olup peygamberler ve Allah indinden bazı hususi zevat-ı kirama aittir.

Ayrıca burası darülhikmet olduğundan, her şey sebeple ve zamanla ve mekanla kaimdir. Genellikle insanlar bu kaideye itibaren hayatlarını yaşarlar. Ancak ölümden sonra darülkudret dediğimiz ahiret standartları devreye girer. Mahsusen mahşerden sonra ise, bu hakikat tam tahakkuk ederek her varlık yani her insan ismi ile cismi ile ve bedeniyle istikbale intikal edecek. Süratle o alemin standartlarına uyum sağlayacaktır ve tüm bunlar da hayali olmayacaktır. Sadece ruhi de olmayacaktır. Beden ve ruh beraber olacaktır.

Dünyadaki hareket farklılıkları ve zamana hükmetme, şahıslarla ilgili olup terbiye ile alakalıdır. Haşirden sonraki zamana hükmetme ve istikbale geçme ise, şahıslardan ziyade iklim ve ahiret standartları ile ilgili olup, herkes için umumi bir kaide haline gelecektir.

İnsan gibi hayali, tasavvuru, fikri, ruhi hareket ve kabiliyetleri kendileri aralarında sürat ve müşahede açısından nisbi farklılıklar olsa da ancak hepsi mutlaka zamanın hududundan çıkamaz ve aşamaz. Özel insanlar müstesna.

Mesela ışığın, sesin, kokunun, fikrin, hayalin, tasavvurun, cismin hareket farklılıkları nispi olarak çok değişmektedir. Ama yine de zamanın kaydından kurtulamıyoruz.

Çünkü bizler de yaratılmışız zaman da mahluktur. Cenab-ı Hak zamana öyle bir sır ve mahiyet vermiştir ki, bu mahlukatı ebediyete ve ahirete malzeme yapacaktır. Bu vazife ile yüklü olan zamandan, varlık olarak hiçbir kimse ve hiçbir hususiyeti ile kurtulamaz. Kurtulursa zamanın sırrı ve hikmeti kalkmış olur. Bu da âdetullaha uygun düşmez. Yine istisnalar kaideyi bozmaz.

Netice olarak Cenab-ı Hak hangi varlığı ve mevcudu hangi özellikle yaşatmış ise; onlarla muhatap olan diğer varlıklar ve hassaten insanlar o yaradılmış varlıkların standartlarına ve yaratılış amaçlarına muhalefet edemez, isyankar davranamaz. Plan ve programına mutlaka o standartları koymak ve mülahaza etmek mecburiyetindedir. Mucizeler ve kerametler istisna olup kaidemizi bozmaz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...