"Ahmak sofestaî" vasfından kastedilen mana nedir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Sofestai, kısaca, şöyle tarif ediliyor: Şüpheci; her şeyi, hatta kendisini dahi inkâr eden, müsbet veya menfi hiçbir hükme varmayan, daima şüphe içinde kalmayı esas alan bir felsefî zihniyet ve fikir sahibi.

Kendi varlığını inkâr etmenin ne kadar büyük bir ahmaklık olduğu açıktır.

Bunlar şüphecidirler. Hakikat diye bir şey olmadığını, hakikatin kişiden kişiye değişeceğini iddia ederler. Mesela, “Bir harf kâtipsiz olmaz.” hükmü bir hakikatin ifadesidir. Ama sofestaiye göre bir harfin kâtibi olabilir de olmayabilir de.

Bunun için hem inançlı hem de inançsız filozoflar tarafından "Ahmak" diye nitelendirilmişlerdir. Fakat Üstad'ımız dinsiz ve inançsızların bunu söylemeye hakları olmadığını ve sofestailerin onlardan daha akıllı olduklarını şöyle ifade eder:

"Hatta, diyebilirim ki, ehl-i küfrün içinde, kâinatın vücudunu inkâr ettiklerinden ahmak zannedilen Sofestâîler, en akıllılarıdır. Çünkü kâinatın vücudunu kabul etmekle Allah’a ve Hâlıkına inanmamak kabil ve mümkün olmadığından, kâinatı inkâra başladılar."

"Kendilerini de inkâr ettiler, 'Hiçbir şey yok.' diyerek, akıldan istifa ederek, akıl perdesi altında sair münkirlerin hadsiz akılsızlıklarından kurtulup bir derece akla yanaştılar."
(Lem'alar, Otuzuncu Lem'a, Üçüncü Nükte)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

EnesKanaat
Halife Memun zamanından itibaren İslâm âlemi içerisinde Eski Yunan felsefesinin öğrenilmesi neticesinde, Endülüslü İbn-i Hazm (Vefatı 1064) Eski Yunandaki Sofistler için "Sofestai" tabirini kullanan kişilerden biri olmuştur.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
hayatmemat

Şöyle bir algı oluşturulmuş yazıda. O da şu ki; ''Cenab-ı Hakk'ın varlığını kabul etmemek için her şeyi inkar ediyorlar çünkü her şey cenab-ı hakk'a işaret ettiği için dolaylı olarak onları da inkar ediyorlar.'' Alakası yok. Bu duygusal akımların ortaya çıkmasında etken olarak tanrının varlığı hakkındaki kuşku da var elbette hiç kuşkusuz. Asıl etken değil ama. Esas sebep; belirsizlik. Doğa hakkında, insan hakkında, canlılar hakkında açıklama yetersizliğinin getirmiş olduğu eski bir sorun. Bunun dinle falan doğrudan alakası yok. Din ile ilgili kısmı, dinin onlara göre 'saçma' ve 'yanlış' olduğundan mütevellit. Bu kısım da zaten doğrudan tanrıyla alakalı ama sofizm başka bir şey. Ateizm gibi bir şey değil. Sofizm artık o raddeyi aşarak, zaten, varlığın varlığı hakkında şüphe içerisinde. Ve bunun da asıl sebebi evren hakkındaki bilgi yetersizliği idi. Daha sonradan bu durum güçlenerek bambaşka ''sanrılarımın nedeniyse bu varlık?'' gibi psikolojik raddeye çıkmıştır. Cenab-ı Hakk'a bir nefret besliyorlarmış gibi bir izlenim uyandırıyor açıklamanız. Alakası yok. Bu söylediğinizin altını temellendiremezsiniz bile. Adamlar gördüğü şeyden emin olup/olmama konusuyla uğraşıyorlar, tanrıyı ne yapsınlar ki. Önce bi varlıktan emin olsunlar da sonra mesele tanrı olur. 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

O kadar zeki filozofların varlığın varlığını anlamaması zahiri açıdan çok ahmakça ve gerzekçe bir yaklaşım olur. Bunların asıl niyeti ölüm, yokluk, hiçlik, sorumluluk, hesap verme gibi dünya lezzetlerini acılaştıran gerçeklerden kaçınmaktır.

Bazen insan öyle bir acı ile karşılaşır ki beyin refleks olarak acıyı ve acının gerçekliğini inkar etme yoluna başvurarak şahsı güvence altına almak ister oysa beyin insana oyun oynuyor gerçeğe gözünü yumuyordur.

İnsan, tabiatı itibarıyla acıdan, üzüntüden, kaygıdan kaçıp neşe ve haz peşinde koşar. Bu yüzden bireyin temel amacı da mutluluk ve hazza ulaşmaktır. Fakat bu mutluluk ve haz materyalist özellikler taşır; maddi hazlar önemlidir. Bununla birlikte insan dinsel kaygı ve sınırlamalardan uzak durmalıdır. Çünkü dinsel kaygılar (Allah ve ölüm) hazzın düşmanıdır.

Düşünce tarihinde doğrunun bilinmesinin imkansızlığını savunan bu fikri akımlar pek itibar görmemişlerdir. Ekseri filozoflar tarafından da dışlanmışlardır. Onun için bu akımların bilinemezlik düşüncesi doğrunun bilinebilirliği görüşündeki ittifakı bozamazlar. Yani bunların fikirleri ispata değmeyecek kadar önemsiz ve safsatadır. Bir cihetle bunlar kabul-ü adem değil adem-i kabulcülerdir. Adem-i kabulcülere de yapacak bir şey bulunmuyor.

Her fikrin arka planında kalbi ve duygusal bir neden bulunmaktadır bizim kanaatimize göre bu septikler alemde hakikat namına hiç bir şey tanımayan ve hakikatı araştırmaktan sarf-ı nazar ederek zevk ü safa, şiir ve edebiyatla eğlenen safsatacılardır.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Ahmet özcan

Meselâ: Ayasofya'nın bânisi inkâr edildiği takdirde, her bir taşı bir Mimar Sinan olması lâzım geliyor. Öyle ise kâinatın Sâni'a olan delaleti, kendi nefsine olan delaletinden daha vâzıh, daha zahir, daha evlâdır.
   Öyle ise, kâinatın inkârı mümkün olsa bile, Sâni'in inkârı mümkün değildir...
Mesnevi-i Nuriye - 72

 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
serdar61

sair münkirlerin hadsiz akılsızlıklarından kurtulup bir derece akla yanaştılar."Bunun gibi mesela protestanlar heykeli vs.reddederek müslümanlığa yaklaştılar denilebilir mi?Yani böyle demek küfür olur mu?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Niye küfür olsun ki zaten öyle protestanlar git gide tevhide yaklaşıyorlar. 
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...