"Allahü Ekber deyip, manen ve hayalen veya niyeten iki cihandan geçip, kayd-ı maddîyattan tecerrüd edip bir mertebe-i küllîye-i ubûdiyete veya küllînin bir gölgesine veya bir suretine çıkıp, bir nevi huzura müşerref olup,.." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Allah Resulü (asm.) mi’rac mu’cizesiyle iki cihanı da gerilerde bırakmış ve Allah’ın rü’yetine mazhar olmuştu. Müminin miracı olan namazda da bu üstün mertebenin bir izi, bir işareti vardır:

“Allahu Ekber” diyerek, büyüklüğün ancak ona mahsus olduğunu, mahlûkattaki bütün şeref ve kıymetlerin ancak onun birer ihsanı olduğunu dile getiren bir mü’min, bütün mahlûkattan kalben alkasını kesip Rabbine ibadet eder, ona yalvarır, ona iltica eder.

“Manen ve hayalen veya niyeten iki cihandan geçip,” ifadesi bu noktada mü’minler arasındaki farklılığı gösterir. Manen iki cihandan geçmek büyük zatlara mahsustur, bunu başaramayanlar bu manaya hayalen yaklaşmaya çalışırlar, hiç olmazsa bu manayı niyet ederler.

Abdulkadir Geylanî Hazretleri şu ifadeleriyle iki cihandan geçmeyi çok güzel dile getirir:

“Ey evlâd! Bir eline dünyayı, öbür eline de âhireti al. İkisini yan yana getir. Bir yere yerleştir. Aralarından çık. Mevlâ’na yönel.”(1)

“Kayd-ı maddîyattan tecerrüd” etmeyi iki şekilde anlayabiliriz:

Birisi, “Hakiki hakaik-i eşya esma-i İlâhiyedir.” hükmünce, bu madde âlemini ilâhî isim ve sıfatların bir tecellisi olarak görmek, nazarımızı maddede hapsetmeyip esmâ ve sıfat dairelerine geçmektir.

Diğer mana ise, “Hayvâniyetten çık, cismâniyeti bırak. Kalb ve ruhun derece-i hayatlarına gir!” cümlesinde ders verildiği gibi, maddemizi aşıp, kalb ve ruhumuza ait ulvî manalarla manevi terakkimizi sürdürmemizdir.

Bu manevî terakki neticesinde insan “Bir mertebe-i küllîye-i ubûdiyete veya küllînin bir gölgesine veya bir suretine” çıkabilir.

Burada geçen, “küllî, küllînin gölgesi veya sureti” ifadeleri de “manen, hayalen ve niyeten” sıralamasında olduğu gibi, bu noktadaki mertebe farklarını ifade eder.

Küllî; en ileri mertebedir, onun gölgesi ondan çok daha aşağılarda kalır, suret ise gölgeden daha gerilerdedir. Bir ağacın kendisi, gölgesi ve resmi yan yana getirildiğinde, bu mana rahatlıkla anlaşılır. (Ağaçla münasebet noktasında gölge, suretten daha ileridir.)

Böylece namaz kılan kişi, “bir nevi huzura müşerref olup”, Rabbine doğrudan hitap ederek “iyyake na’büdü” diyebilmektedir. Bu ise çok büyük bir mazhariyettir ve her mü’min, kabiliyetine göre bu mazhariyetten bir feyiz alır ve istifade eder.

1) bk. A. Geylani, Armağan, Birinci Meclis.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...