Block title
Block content

Bediüzzaman'ın "Birleşik İslâm devletleri mutlaka doğacaktır." şeklinde bir müjdesi var mı?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Birleşik İslam devletleri mutlaka doğacaktır." ifadesi, bu şekliyle Risale-i Nur'da geçmemektedir. Lakin Üstad Hazretlerinin "itthad-ı İslâm"ın olacağı ve olması gerektiği hakkında birçok ifade ve beyanı bulunmaktadır. Bu ifade ve beyanlardan bazıları şu şekildedir:

"Elhasıl: Sultan Selim'e biat etmişim. Onun ittihad-ı İslâm'daki fikrini kabul ettim. Zira, o vilâyat-ı şarkiyeyi ikaz etti. Onlar da ona bîat ettiler. Şimdiki şarklılar, o zamanki şarklılardır. Bu meselede seleflerim, Şeyh Cemaleddîn-i Efganî, allâmelerden Mısır müftüsü merhum Muhammed Abduh, müfrit âlimlerden Ali Suâvi, Hoca Tahsin ve ittihad-ı İslâmı hedef tutan Namık Kemal ve Sultan Selim'dir ki, demiş:

'İhtilâf u tefrika endişesi
Kûşe-i kabrimde hattâ bîkarar eyler beni.
İttihadken savlet-i a'dâyı def'e çaremiz,
İttihad etmezse millet, dağ-dar eyler beni.'

                                            "Yavuz Sultan Selim" (1)

"Hem de itikadımdır ki: İstikbale hüküm sürecek ve her kıt'asında hâkim-i mutlak olacak, yalnız hakikat-i İslâmiyet'tir. Evet, saadet saray-ı istikbalde taht-nişin hakaik ve maarif yalnız İslâmiyet olacaktır. Onu fethedecek yalnız odur; emareler görünüyorlar. Zira mazi kıt'asında, vahşetâbâd sahralarında hayme-nişin taassup ve taklid; veyahut cehlistan ülkesinde menzil-nişin müzahrefat ve istibdad olanlara, şeriat-ı garrânın galebe-i mutlak ve istilâ-i tâmmına sed ve mâni olan sekiz emir, üç hakikatle zîr ü zeber olmuşlardır ve oluyorlar. O mâniler ise, ecnebilerde taklit ve cehalet ve taassup ve kıssîslerin riyaseti; ve bizdeki mâni ise, istibdad-ı mütenevvi ve ahlâksızlık ve müşevveşiyet-i ahval ve atâleti intaç eden yeistir ki, şems-i İslâmiyetin küsufa yüz tutmasına sebep olmuşlardır."

"Sekizinci ve en birinci mâni ve belâ budur: Bizle ecnebiler, bazı zevahir-i İslâmiyet ve bazı mesail-i fünun ortasında hayal-i bâtıl ile tevehhüm eylediğimiz müsademet ve münakazattır. Aferin maarifin himmet-i feyyâzânesine ve fünunun himmet-i merdânesine ki, meyl-i taharrî-i hakikat ve muhabbet-i insaniyet ve meyl-i insaf olan hakaiki teçhiz ederek o mânilere gönderip zîr ü zeber etmiş ve ediyor."(2)

Gelecekte hüküm İslâm hakikatlerinin olacaktır. Geleceğin saadet sarayında tahta, hakikatler ve eğitim sistemi oturacak. Yani bu asırda ilim ve fen hükmedecek. Kimin elinde ilim ve fen varsa galibiyet ve dünyevi saadet onun olacak. Üstad Hazretleri burada ilim ve fennin  İslam hakikatlerinin anlaşılmasında ve kuvvet kesp etmesinde önemli bir rol alacağına işaret ediyor ve dolayısı ile de İslam birliğinin bu yolla temin edileceğine işaret etmiş oluyor.  

Sadâ-yı Hakikat

                                                                                                                                       27 Mart 1909

"Tarîk-i Muhammedî (aleyhissalâtü vesselâm) şüphe ve hileden münezzeh olduğundan, şüphe ve hileyi ima eden gizlemekten de müstağnidir. Hem o derece azîm ve geniş ve muhit bir hakikat, bahusus bu zaman ehline karşı hiçbir cihetle saklanmaz. Bahr-i umman nasıl bir destide saklanacak?"

"Tekraren söylüyorum ki: İttihad-ı İslâm hakikatinde olan İttihad-ı Muhammedînin (aleyhissalâtü vesselâm) cihet-i vahdeti tevhid-i İlâhîdir. Peymân ve yemini de imândır. Encümen ve cemiyetleri, mesacid ve medaris ve zevâyâdır. Müntesibîni, umum mü'minlerdir. Nizamnamesi, Sünen-i Ahmediyedir (aleyhissalâtü vesselâm). Kanunu, evâmir ve nevâhî-i şer'iyedir. Bu ittihad, âdetten değil, ibadettir."

"İhfâ ve havf riyadandır. Farzda riya yoktur. Bu zamanın en büyük farz vazifesi ittihad-ı İslâm'dır. İttihadın hedef ve maksadı, o kadar uzun, münşaib ve muhit ve merakiz ve meabid-i İslâmiyeyi birbirine rapt ettiren bir silsile-i nuranîyi ihtizaza getirmekle, onunla merbut olanları ikaz ve tarik-i terakkiye bir hâhiş ve emr-i vicdanî ile sevk etmektir."

"Bu ittihadın meşrebi muhabbettir. Husumeti ise, cehalet ve zaruret ve nifakadır. Gayr-ı müslimler emin olsunlar ki, bu ittihadımız, bu üç sıfata hücumdur. Gayr-ı müslime karşı hareketimiz iknâdır. Zira onları medenî biliriz. Ve İslâmiyeti mahbup ve ulvî göstermektir. Zira onları munsif zannediyoruz. Lâübaliler iyi bilsinler ki, dinsizlikle kendilerini hiçbir ecnebîye sevdiremezler. Zira mesleksizliklerini göstermiş olurlar. Mesleksizlik, anarşilik sevilmez. Ve bu ittihada tahkik ile dahil olanlar, onları taklit edip çıkmazlar. İttihad-ı Muhammedî (aleyhissalâtü vesselâm) olan İttihad-ı İslâmın efkâr ve meslek ve hakikatini efkâr-ı umumiyeye arz ederiz. Kimin bir itirazı varsa etsin, cevaba hazırız."(3)

Dipnotlar:

(1) bk. Divan-ı Harb-i Örfî, İki Mekteb-i Musibetin Şehadetnamesi.

(2) bk. Muhakemat,

(3) bk. Divan-ı Harb-i Örfi, Sadâ-yı Hakikat.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: İçerik ve Külliyat | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 2597 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

Nurun fedaisi
Risale-i Nur'dan Sözler eserinde "İnşâallahü Teâlâ, Cemahir-i Müttefika-i İslâmiye de meydana gelecek ve İslâmiyet, dünyaya hâkim ve hükümran olacaktır. Rahmet-i İlahîden kuvvetle ümid ve niyaz ediyoruz." şeklinde ifadeleri geçiyor. "Cemahir-i Müttefika-i İslâmiye" den maksat 'İttifak edilmiş, Birleşik İslâm Cumhuriyetleri' olması lâzım gelir. -kelime anlamı olarak- Bu ifadeler üzerine Risale-i Nurlar'da geçmiyor demek ne kadar doğrudur? Cevabınızı bekliyorum. Selam ve dua ile..
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Biz bire bir yazıldığı şekilde yok demek istemişiz yoksa sizinde ifade ettiğiniz gibi "Cemahir-i Müttefika-i İslâmiye" ifadesi Risale-i Nurda geçmektedir.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Nurun fedaisi
Ama bu ek bilgiyi vermeniz gerekirdi. Bu cümle geçmiyor ama bu anlamda şunlar geçiyor denilebilirdi. 'Bu cümlenin aynısı geçmiyor.' diyeceğinizi biliyordum. Ek bilgi olsun ve istifadeye medar olsun diye buraya yazdım. Editörün cevabı için teşekkürler. Allah muvaffak etsin..Selam ve dua ile..
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...