Hazreti Mehdi'nin hayat ve şeriat olarak özetlenen ikinci ve üçüncü vazifesi hangi sıra ile olacak? İsa aleyhisselamın nüzulü, ittihad-ı İslam'ın vukuu, gibi hadiseler ne zaman olacak?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Ahir zamanda gelecek Hz Mehdi'nin üç önemli vazifesi vardır: Sadece İslam Alemi açısından bakıldığında, Üstadımız Emirdağ Lahikası'nda ilk olarak iman vazifesini, sonrasında hayat vazifesini, sonrasında ise şeriat vazifesini O'nun şahs-ı manevisinin yapacağını ifade ediyor.(1)

Çünkü iman esaslarından sonra, bu hakikatlerin içtimai ve sosyal hayata sirayet etme dönemi başlar. "Hürmet, merhamet, itaat, emniyet ve helal-haramı bilip haramdan çekinmek" dediğimiz beş temel ahlaki ve içtimai meseleyi tahkim edecek. Böylece bünyesi sağlamlaşan bu yapıyı şeriat dediğimiz İlahi kanunların hakimiyetiyle taçlandıracaktır.

Birinci vazifeyi çok az da olsa sağlam itikatlı, imanlı ve ihlaslı bir ekip yapacaklar. İkinci vazife için milyonlar fedakâr hizmetkârlar lazım. Üçüncü vazife ise bütün İslam aleminin muavenet ve desteğiyle temin edilecektir.

Fakat bütün insanlık olarak meseleye bakıldığında, durum değiştiği gibi sıralamada değişmektedir. Şöyle ki;

Hz. Mehdi'nin üç vazifesi olacaktır. Bunlar; birincisi iman, ikincisi şeriat, üçüncüsü ise hayattır. Sondaki iki vazife, birinci vazife olan iman hizmeti üzerine bina edileceğinden ve merkezi iman olduğundan, Hazreti Mehdi'nin en büyük hizmeti en aslî görevi iman hizmetini yapmasıdır.

Zaten Mehdi hidayete vesile olan anlamını taşıdığından dolayı, iman hizmeti de hidayetin temeli ve esası olduğundan, bu hizmet Mehdi'nin kelime olarak anlamını ve vazifesini ortaya koyduğundan, esas mehdiyyet iman hizmeti yapmak demektir. Bu sebepten dolayı Muazzez Üstadımız bütün mesaisini, hayatını iman hizmetine teksif etmiş ve ona adamıştır.

Ancak diğer iki vazife, kaide ve kurallar, prensipler ve metotlar açısından Mehdi'nin vazifesi olduğu için, Risale-i Nur'da şeriat ve hayat ile alakalı düsturlar ve yol haritaları da mevcuttur.

Ancak bu iki davanın mümessilleri ve vazifeleri farklıdır. Mekanları ve zamanları da ayrıdır. İman meselesinin davası Risale-i Nur'un üzerine ve mekanı ise Anadolu'ya tevdi edilmiştir. Bu sebeple Üstadımız Anadolu'yu önemsemiş "Hicaz'da dahi olsam buraya gelmem lazımdır." ve "Bu Necip millet" diye itibar ettiği Anadolu insanının içerisinde yaşamış ve mekan olarak da burada imrar-ı hayat etmiştir. Hatta Bitlis'te yani Şark'ta doğduğu halde iman noktasındaki cihadını Garp'ta başlatmış, Garbı merkez ittihaz etmiştir. Bunda da müthiş bir sır vardır.

Bu iman davası yerleşip kemale ererken, aynı zamanda da şeriat ve hayat mertebeleri ile ilgili hususi özel açılımlar, faaliyetler ve hizmetlerle istikbale mesajlar verilmiştir. Şeriat ve hayat mertebesinin geniş dairelerinde vazife ifa edecek selahiyetlilere örnek teşkil edecek faaliyetler gösterilmiştir.

İman hizmetinin nokta-i kemali, "Anadolu insanının yüzde altmış yetmişi hakiki muttaki ve tam dindar olmadan din namına ortaya çıkılmaz." ifadeleri ile hizmet-i imaniyenin kemal noktasını anlatmaktadır.

Şeriat ise ikinci devredir. Üstadımızın ifadesi ile şeriat, ülkemizde din namına hilafet nam-ı hesabına deruhte edilecek bir siyasi gücün riyasetinde olgunlaşan İslam aleminin, aynı kalitedeki liderleriyle bir araya gelinerek oluşturulan şuurlu bir ittihad-ı İslam gerçeğidir.

Bu siyasilerin oluşturduğu ittihad-i İslam gerçeğinin temeli, altyapısı, umum dinî cemiyet ve cemaat ve sivil toplum örgütlerinin, manen ordular kuvvetinde ve gücündeki beraberliğinin verdiği güç, kuvvet ve tezahüründen ibarettir. Üstadımızın da ifadesine göre Cemahir-i Müttefika-i Amerika gibi "Cemahir-i Müttefika-i İslâmiyye" namında ve tarzında bir ittihad-ı İslam şu Cebel-i Cûdî hükmünde olan Anadolu'nun riyasetinde doğru İslamiyeti ve İslamiyete layık doğruluğu ef'al ve ahvali ile göstereceğinden, kendini medeni kabul eden Avrupalıları ikna ederek galebe çalınacak ve üçüncü devre olan hayat merhalesine geçilecektir. Zira o Avrupalılar, hadisâtında te'sir ve icbariyla vahşetten kurtulacaklar ve bu ikna tezahürleri ile ittihad-ı İslam'a muhalefet etmeyip, belki de istifadeye çalışacaklardır.

Hayat mertebesi ise;

1. Meyl-i taharri-i hakikat,
2. Hubb-u insaniyet,
3. İnsaf düsturu.

Bu üç hakikat insanlığın ortak paydasıdır. Dünya insanları özellikle de Batılılar ve ecnebiler bu ortak paydanın yoluna girmişler veya giriyorlar. İsa aleyhisselamın da nüzulü ile ecnebiler ve mahsusen Hristiyanlık alemi kademe kademe gömlek değiştirerek, bu hakikatler üzerinden İslamiyet'in ve bütün dinlerin esasını teşkil eden hakiki İseviliği ihdas ederek imkân ve servetleri ile insanlığa faydalı olacaklardır.

Muazzez Üstadımız bu mesele şöyle yaklaşmaktadır; bozuk Hristiyanlığın beşere verdiği zarar ve zulüm ve kötülükler, teknolojinin ve servetlerin kendi dinleri hesabına kullanılmasından dolayıdır. Kaziye değişirse hüküm de değişecektir. İsa aleyhisselam'ın nüzulü ile mükerreren yırtılan Hristiyanlık tevhide ve hakikata yaklaşacak, Anadolu'nun riyasetinde teşekkül eden ve ilimle temelleri atılan İttihad-ı İslam asgari müştereklerde bir araya gelecek, dünyadaki zulmü, haksızlığı ve fikr-i küfrîyi kâhır mutlak çoğunlukla dağıtacak, dünya kıyametten evvel insanlık üzerindeki tozu ve gubârı atarak kısa bir müddet dahi olsa, huzur ve sükuna kavuşacak, bu şekilde murâd-ı İlâhi nurunu tamamlayacak, dünyanın vazifesi bitmiş olacaktır.

Komünist ülkelerin, başta Rusya federasyonu olarak sessiz sedasız yıkılıp saha-i vücuttan çekilmeleri, kapitalist ülkelerin ise yapmış oldukları zulüm ve ihanetlerin bedelinin ağır olması ve kendilerini de vurması, başta bazı papazlar olarak Avrupa'da "Hür Hristiyanlar" adı altında, merkezinde Hakaik-i İslâmiye'nin bulunduğu bir kadro ve ekibin zuhur etmesi ve teslisle mücadeleleri, herhalde hayat mertebesinin başlamasının veya devam ettiğinin alametleri olsa gerektir.

Üstadımız bu üç vazife için özetle Risale-i Nur'da şunları ifade etmiştir.

1. İman safası mahiyeti itibarıyla fevkalade önem arz ettiğinden, Üstadımız tüm hayatını ve mesaisini imana teksif etmiştir.

2. Şeriat hizmeti siyasi bir meslek olduğundan, ordular gücünde ve kuvvetinde cemiyet ve cemaatler lazımdır ki, bu gaye tahakkuk etsin ifadesi ile onu İstikbal'de geleceklere tevdi etmiştir.

3. Hayat mertebesini de muhterem ağabeylerimizden rivayetle Muazzez Üstadımızın "Biz o hizmeti Hristiyanların teslisten kurtulan dindar ruhânilerine havale ettik." buyurmuştur. Şeriat ve hayat davası ve hizmeti, mahiyeti itibarıyla iman hizmetinin dalı, budağı, meyvesi olduğundan ve bu hakikat bir ağacın mahiyeti gibi şeriat ve hayat alanlarına sirayet edip nur ve hayat verdiğinden, onların istikrarına ve istimrarına vesile olduğundan, mahiyet itibariyle tamamıyla Hazret-i Mehdi'nin hizmeti ve vazifesi sayılabilir.

(1) bk. Emirdağ Lahikası-I, 205. Mektup.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Yorumlar

M.tetik

Üç vazifenin sırasında Alem-i İslam ile insanlık noktasında ki farklı olmasını izah eder misiniz

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Mehmet Selim)

Burada anlatılmak istenen Hz. Mehdinin yapacağı vazifelerdir. Bu vazifeler üç aşamada gerçekleşecektir. Bu üç aşamayı Risalelerin müteferrik yerlerinde Üstadımız serpiştirmiştir. Ayrıca Hz. Mehdi'nin hem İslam alemine bakan ve hem de insanlık alemine bakan vazifeleri vardır. İslam alemindeki nispeten daha dar vazifelerini daha çok İslam toplumu ile gerçekleştirecektir. İnsanlık alemindeki vazifeler ise, özellikle Hz. İsa (a.s) ile omuz omuza vererek, dünya çapında küfür alemini yok etmek hususundaki çabaları ise fütuhat ve vazifeler açısından daha geniş ve zengin tecellilerle gerçekleşecektir. 

İslam alemindeki vazifelerin aşamaları işleyiş olarak şöyledir;

1- İman, bu aşamada İmani ve İslami noktada yapılacak faaliyetlerin yol haritası belirlenir. Bu dönemde müslümanların kalplerindeki küfür kirleri bertaraf edilecektir. 

2- Hayat, bu aşamada insanların sefahetten, yanlışlıklardan, bir batılı gibi düşünmekten, itaatsizlikten, merhametsizlik ve şefkatsizlikten kurtulması adına, geniş çaplı ama ferden ferd hizmetler ifa edilecektir. Bu aşamada da içtimai ve toplum hayatındaki gayr-i ahlaki kirler ve pislikler temizlenecektir. 

3- Şeriat, bu aşamada artık kuvvetli imana sahip olmuş, toplumsal hayatını da sefahet ve emsali kirlerden temizlemiş islam aleminin İlahi kanunlardan ibaret olan şeriatını asrın ve zamanın ihtiyaçlarına göre devletlerin de gücünü kullanarak haksız, zararlı ve yanlış olan kanunları da temizleyecek, İslam alemini sulha ve hakiki insanlık mertebesine ulaştıracaktır. 

İnsanlık alemindeki aşamalar ise şöyledir:

1- İman, Bu aşama diğeri gibi imani ve islami konuları ele alır ve bu yolla müslümanların hayat-ı içtimaiyesine güzel bir yön verir. Müslümanların %60 veya % 70 kadarı hakiki dindar seviyesine gelir. 

2- Şeriat, Bu dönemde iman ve ahlak noktasında güzel bir seviyeye gelmiş islam toplumunda, bütün islam aleminin desteğiyle ilahi kanunlar manzumesini uygulama alanına sokar. Böylece bütün dünyaya "kanun ve hüküm nasıl faydalı ve tesirli uygulatılır" bunun uygulamasını fiilen gösterir. Kanunların cezalandırma özelliğinden ziyade, caydırıcılık özelliğinin ön plana çıkarılmanın faydalarını herkesin gözüne sokacak derecede ilanını yapar.  

3- Hayat, bu aşama Hz. İsa (a.s)ın dini hakikisi zuhur etmeye başladığı dönemdir. Hristiyanların İslam'ın güzelliğinden istifade etmeye başladığı ve hayat-ı içtimaiyelerinin esaslarını tamir etmeye gayret etmeye başladıkları dönemdir. İşte Hz. Mehdi'nin insanlık alemindeki hayat vazifesi Hristiyanların ahlaklarını temizleme ameliyesine bakıyor. 

Neticede iki dinin mensupları birleşip alem-i küfrü dağıtacaktır. Üstadımız bu hakikate şöyle işaret eder; "Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlûp olan İsevîlik ve İslâmiyet, ittihad neticesinde dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak istidadında iken, âlem-i semâvâtta cism-i beşerîsiyle bulunan şahs-ı İsâ Aleyhisselâm, o din-i hak cereyanının başına geçeceğini, bir Muhbir-i Sadık, bir Kadîr-i Külli Şeyin vaadine istinad ederek haber vermiştir." (15. Mektub)

İki dinin mensupları Hz. İsa (a.s)'ın komutası altında alem-i küfrü dağıtacaktır. Bu küfür alemi ise, özellikle bütün dünyayı ateşe verip dinsizliği alet olarak kötü emelleri için kullanan ve deccalin en mühim kuvveti olan fitneci Yahudiledir. Bu ayet-i kerime Müslümanların hangi din mensuplarıyla nasıl bir ilişki içerisine gireceklerinin çerçevesini adeta çiziyor: "İman edenlere karşı düşmanlık yönünden insanların en şiddetlisi olarak Yahudileri ve Allah'a ortak koşanları bulursun. Ve yine iman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak da: 'Biz Hristiyanlarız.' diyenleri bulursun. Çünkü onların içlerinde keşişler ve rahipler vardır. Ve onlar büyüklük taslamazlar." (Maide, 5/82)

 

 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Lazgin

2. Şeriat hizmeti siyasi bir meslek olduğundan, ordular gücünde ve kuvvetinde cemiyet ve cemaatler lazımdır ki, bu gaye tahakkuk etsin ifadesi ile onu İstikbal'de geleceklere tevdi etmiştir.

Evet bu vazife siyasete taalluk ediyor, peki istikbalde gelecekler derken neyi kastediyorsunuz, tam olarak  belirtebilir misiniz? Eğer Mehdi aleyhisselamın şahsi manevisi olan nur şakirtlerini kastediyorsaniz, nur talebelerinin siyasete taalluk eden bir vazifesi yoktur, yani en azından Risale-i Nurlardan ben bunu anlıyorum. Nur şakirtleri siyasetten şiddetle içtinab eder. Eğer bu vazife nur talebelerine bakıyorsa hemen siyasete atılmak gerek, ama bu sefer risaledeki birçok düsturu yok saymış oluruz.

 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...