"Ben muhabbet üzerine bir rüşvet, bir ücret, bir mukabele, bir mükâfat istemiyorum." Bu ifadeyi ve kime ait olduğunu açıklar mısınız?
Değerli Kardeşimiz;
"... Yani 'Ben muhabbet üzerine bir rüşvet, bir ücret, bir mukabele, bir mükâfat istemiyorum.' Çünkü mukabilinde bir mükâfat, bir sevap istenilen muhabbet zayıftır, devamsızdır. Hatta halis muhabbet, fıtrat-ı insaniyede ve umum validelerde derc edilmiştir."
"İşte bu halis muhabbete tam manasıyla validelerin şefkatleri mazhardır. Valideler, o sırr-ı şefkatle, evlatlarına karşı muhabbetlerine bir mükâfat, bir rüşvet istemediklerine ve talep etmediklerine delil; ruhunu, belki saadet-i uhreviyesini de onlar için feda etmeleridir. Tavuğun bütün sermayesi kendi hayatı iken, yavrusunu itin ağzından kurtarmak için -Hüsrev'in müşahedesiyle- kafasını ite kaptırır." (Lem'alar, On Yedinci Lem'a, On Üçüncü Nota.)
Bu söz, bize halis muhabbetin nasıl olması gerektiğini tarif eden bir ifadedir. Bu sözün kaynağı şu şekilde geçmektedir: İbni Kays, Kura’d-Dayf 1:95, 207; ez-Zehebî, Târihu’l-İslâm, 103. Ancak sözün kime ait olduğuna rastlayamadık.
Allah’ı sevmenin çekirdekten ağaca kadar çok mertebeleri vardır. İnsan, niyetinde daima Allah rızasını gözetmelidir. Bu niyete başka şeyler karışırsa, ibadetin ruhunu kaçırır ve bozar.
"Rüşvet" burada ücret, faydalanma, karşılık masında kullanılıyor. Halis muhabbet, herhangi bir karşılık ve fayda umulmadan yapılan muhabbettir. Yani temiz ve samimi bir muhabbette kesinlikle bir beklenti, karşılık ve fayda mülahaza edilmez.
Resul-i Ekrem Efendimiz (asm) şöyle buyurur:
“... Allah’ı en çok seveniniz benim. Ondan en fazla da ben korkarım...” (Buhari, İman 13, İ'tisam 5)
Allah Resulünün (asm.) bu hakikat dersini, Üstad Hazretlerinin “cemaline muhabbet etmek, celalinden havf etmek” ifadelerinin ışığında daha iyi anlayabiliriz. Allah’ın; Rahmân, Rahîm, Kerîm, Rezzak, Şâfi, Settar, Gaffar gibi cemalî isimlerine olan marifet ne kadar fazla olursa, kalpte muhabbet-i İlahiye de o kadar ziyadeleşir.
Keza, Allah’ın Azîz, Cebbâr, Kâdir, Kahhar gibi celalî isimlerine olan marifetin artması nisbetinde de korku ziyadeleşir. Allah Resulü (asm.) bu hadis-i şerifleriyle “Allah’a iman ve marifet sahasında en ileriniz, en büyüğünüz benim.” demiş oluyor.
Muhabbet ve korku iman ve marifet nisbetinde artar.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
saadet-i uhreviyesini feda etmek nasıl oluyor, izah EDERMİSİNİZ
Risale-i Nur’da geçen bu ifade, bir annenin şefkatinin ne kadar derin, karşılıksız ve kahramanca olduğunu vurgulamak için kullanılan, hissiyatın zirve noktasını gösteren bir "mübalağa-i hakikat" (hakikati kuvvetlendiren bir anlatım) örneğidir.
Buradaki "saadet-i uhreviyesini feda etmek" kavramını birkaç temel noktada inceleyebiliriz:
Kendi Kurtuluşundan Önce Evladını Düşünmek
Anne, evladının hem dünyevi hem de ebedi hayatı için o kadar büyük bir endişe ve sevgi taşır ki, bazen kendi manevi makamlarını veya ibadet huzurunu bile evladının bir ihtiyacı uğruna geri plana atabilir. Örneğin; bir annenin, evladının bir hatasını düzeltmek veya onu bir tehlikeden korumak için gece gündüz uykusuz kalması, kendi virdini (özel duasını) veya huzurlu ibadet vaktini feda etmesi, bu sırrın küçük bir numunesidir.
Evladının Günahını Üstlenme Arzusu
Şefkat öyle bir duygudur ki; anne, evladının ahirette yanmasını görmektense, "Onun yerine ben yanayım, yeter ki o kurtulsun" diyecek kadar ileri gidebilir. Bu, aslında gerçekleşmesi hukuken mümkün olmayan (kimse kimsenin günahını çekmez) ancak kalben ve ruhen hissedilen samimi bir fedakarlık halidir. Bediüzzaman Hazretleri, annelerin bu fıtri kahramanlığını, hiçbir karşılık beklemediklerinin en büyük delili olarak sunar.
"Ben" Değil "O" Demek
Ahiret saadeti, bir insan için en büyük ve en son gayedir. Bir insanın bu gayeyi bile evladı için feda etmeye hazır olması, şefkatin içinde hiçbir "benlik" veya "menfaat" bulunmadığını ispat eder. Padişahların bile yapamayacağı bu fedakarlığı, en sıradan bir anne fıtraten yapar.
Özetle Bu Durumun Hikmeti
İhlasın Zirvesidir: Anne, bu fedakarlığı bir teşekkür bekleyerek yapmaz; çünkü karşılığında cenneti bile ikinci plana atacak kadar ileri gitmiştir.
İlahi Şefkatin Tecellisidir: Bir mahlukta (annede) bu kadar büyük bir fedakarlık varsa, onu o şefkatle donatan Yaratıcı'nın rahmetinin ne kadar sonsuz olduğunu anlamamıza kapı açar.
Kadınların Kahramanlığıdır: Risale-i Nur, bu sırrı "hanımların fıtri bir kahramanlığı" olarak tanımlar ve onları bu yüksek duygu sayesinde hakiki ihlası kazanmaya en yakın adaylar olarak gösterir.
Bu yüksek şefkat hissinin, günümüzde evlatların sadece dünyevi refahı için değil, asıl "saadet-i uhreviyeleri" (ebedi mutlulukları) olan imanlarını kurtarmak yolunda kullanılması gerektiği de aynı bahsin devamında hatırlatılır.