"Bir sene bu Risaleleri ve bu dersleri anlayarak ve kabul ederek okuyan; bu zamanın mühim, hakikatlı bir âlimi olabilir." Bu cümleyi nasıl anlamak lazım?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

“Risaleleri bir yıl kabul ederek ve anlayarak okuyan zamanın hakikatli bir âlimi olur” ifadesi umumî olmayıp, iman hakikatlerine dair konular açısından hususiyet taşımaktadır.

Risale-i Nur'u okuyanlar, Risale-i Nur'un ana mevzuu olan iman hakikatlerine dair konularda hakikatli bir âlim olabilir. Bu, hadis ilminde, muamelat ilminde, tarihte veya bizim bildiğimiz fıkıhta âlim olur manasına gelmez. Bu gibi konularda başka eserlere müracaat edilebilir ve edilmektedir.

Zamanımızda İslâmiyet'in sarsılan kısmı veya ehli dalaletin tecavüz ettiği mevzular inanca, itikada, iman esaslarına taalluk ediyor. Eski zamanda ise bu gibi mevzular sağlam ve muhkem olup kimsenin eli buralara uzanamadığından dolayı, o zamandaki eserler genellikle muamelat, tasavvuf ve ahlaka dair telifatlar idi.

Zamanımızda ise, dinin esaslarına, iman hakikatlerine hücum edildiğinden, Risale-i Nur eserleri imanî konularda tahşidat yapıyor. Hem aklı hem kalbi tatmin edecek kuvvetli dersler ihtiva eden Nur Külliyatını bir sene anlayarak okuyanlar, küfür cephesinin bütün sorularına rahatlıkla cevap verebiliyorlar. Bu cihetle zamanın mühim bir âlimi oluyorlar.

Üstad Hazretleri bu eserleri okuyanların talebe-i ulûm şerefine mazhar olacaklarını şöyle ifade etmektedir:

“Bunun gibi teselliye dair evvelce yazılan küçük mektuplar ara-sıra okunsa ve Meyve’nin, hususan âhirleri beraber mütalâa edilse ve hatıra gelen Risale-i Nur’un meseleleri müzakere olsa, inşaallah talebe-i ulûmun şerefini kazandırır.” (On üçüncü Şua)

Bu felaket ve helaket asrı çok dehşetli, sancılı, fitne ve fesat çok yaygın; tahribat çok dehşetli, yıkım ise çok kolay. Bunun için Üstad bütün himmetini ve gayretini iman hakikatlerinin intişarına hasretmiş ve Risale-i Nurları okuyanlar, “Zamanın hakikatli âlimi olur” buyurmuştur.

Zamanın hakikatli âlimi olmak, fıkhı bilmemek manasına gelmez. Zaten bir insan hakikat ilmini öğrendiğinde, onun lazımı olan fıkhi meseleleri de bilecek demektir. İmam-ı Azamın “El-Fıkhu’l- Ekber” isimli eseri tamamen iman hakikatlerini ihtiva eder. Bir müminin bunları öğrenmesi mecburidir. Bunlar olmadan sağlam bir itikattan söz edilemez.

Hulasa; "Zamanın mühim, hakikatli bir âlimi olabilir" ifadesini, sadece Risale-i Nurların temel konusu olan “iman hakikatlerini izah ve ispat” ile kayıtlamak gerekir. Yoksa "Risale-i Nurları okuyan her ilim dalında âlim olur" demek büyük bir hata olur; zaten böyle denildiği de vaki değildir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

nurrumuz
namazı kılmayan nasıl kılındığını bilmediği için kılmamazlık etmiyor. neden kılacağını tam idrak edemediği için kılmıyor. nasıl bir ALLAH a ibadet edildiğini bilmemekten geliyor.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Lazgin

Ekser taife-i mahlukatta olduğu gibi ef'al ve a'mal-i beşeriyede bazı hârika ferdler bulunur. O ferdler eğer iyilikte ileri gitmişse, o nevilerin medar-ı fahrleridir, yoksa medar-ı şeametleridir. Hem gizleniyorlar. Âdeta birer şahs-ı manevî, birer gaye-i hayal hükmüne geçerler. Sair ferdlerin herbirisi o olmağa çalışır ve o olmak ihtimali var. Demek o mükemmel hârika ferd ise; mutlak, mübhem bulunup heryerde bulunması mümkün. Şu ibham itibariyle mantıkça kaziye-i mümkine suretinde külliyetine hükmedilebilir. Yani, herbir amel şöyle bir netice verebilmesi mümkündür.

    Meselâ, "Kim iki rek'at namazı filan vakitte kılsa, bir hac kadardır." İşte iki rek'at namaz bazı vakitte bir hacca mukabil geldiği hakikattır. Herbir iki rek'at namazda bu mana külliyet ile mümkündür. Demek şu nevideki rivayetler, vukuu bilfiil daimî ve küllî değil. Zira kabulün madem şartları vardır, külliyet ve daimîlikten çıkar. Belki ya bilfiil muvakkattır, mutlaktır veyahut mümkinedir, külliyedir. Demek şu nevi ehadîsteki külliyet ise, imkân itibariyledir.
Sözler ( 347 )
 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...