"Ben de her birinize derecesine nisbeten eski zaman üstadlarının icazet almaya lâyık olan talebelerine icazet-i ilmiyeyi verdikleri misilli icazet veriyorum." Bu talebeler kimler olabilir?
Değerli Kardeşimiz;
Üstadımız bu gibi mektupları hizmetin başında bulunan ağabeylere gönderdiği için, buna muhatap olabilecek bütün ağabeyler kastedildiği gibi, o zamanki Hüsrev Ağabey, Hafız Ali Ağabey, Sabri ağabeylerle beraber, ileride hizmeti yüklenecek Zübeyr Ağabey, Sungur Ağabey, Tahiri Ağabey gibi ağabeyler de bu icazete layık görülmüş olabilirler.
Üstadımız Risaleleri anlayarak ve kabul ederek okuyanlara,
"Bir sene bu risaleleri ve bu dersleri anlayarak ve kabul ederek okuyan, bu zamanın mühim, hakikatli bir âlimi olabilir."(1)
Diyerek, mühim bir âlim payesini ve icazetini verdiği gibi;
"Çok emârelerle anlamışız ki, bu ulûm-u imaniyedeki fetvâ vazifesiyle tavzif edilmişiz."(2)
İfadesiyle de Risale-i Nur talebelerinin iman meselelerinde fetva verebilecek bir makama geldiğini görüyoruz.
Dipnotlar:
(1) bk. Lem'alar, Yirmi Birinci Lem'a.
(2) bk. Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup, Altıncı Risale.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
"Derece"si ve "lâyık olan" ibaresini nasıl anlamalıyız? Ve en önemlisi 'bu mektub bana da hitap ediyor" diyerek müstakil şekilde muhtaç yerlerde hizmet etmek hakkımız varmı? Çünki "her birinize"diyor. İzah etseniz güzel olur. Teşekkürler.
"Derecesi" ve "Lâyık Olan" İfadeleri
Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'nin bu ifadesindeki "derecesi" ve "lâyık olan" tabirlerini, Risale-i Nur hizmetindeki iman ve Kur'an hakikatlerini anlama, yaşama ve tebliğ etme seviyesi olarak anlamalıyız.
"Derecesi": Bu, kişinin ilimde derinleşme, ihlâsta ilerleme, sadakat ve hizmette gösterdiği gayret ile orantılıdır. Yani herkes aynı seviyede icazet almaz; kişinin hizmetteki rolü ve yeteneği neyi gerektiriyorsa, o derece bir manevi tasdik/teşvik alır. Bir anlamda manevi rütbe veya sorumluluğun ölçüsüdür.
"Lâyık Olan": İcazetin verilmesinin temel şartı, kişinin bu ulvi göreve ehil olmasıdır. Bu liyakat, sadece zeka veya bilgi ile değil, aynı zamanda hizmetin meşrebine uygunluk, ihlâs, sadakat, fedakârlık ve istikamet gibi manevi özelliklerle kazanılır. Eski âlimler de icazeti, sadece ilmi bitirene değil, o ilmi en iyi şekilde temsil ve tebliğ edebileceğine inandığı talebelerine verirdi.
"Bu Mektup Bana da Hitap Ediyor" ve Bağımsız Hizmet Hakkı
"Her birinize" hitabı, o dönemde Risale-i Nur hizmetinde bulunan tüm sadık talebeleri kapsamaktadır. Bu, her bir talebenin bu manevi icazetten, kendi liyakat ve derecesine göre bir pay alacağını gösterir.
Peki, bu "bana da hitap ediyor" diyerek müstakil hizmet etme hakkı verir mi?
Evet, Risale-i Nur'u kendine rehber edinen her sadık mü'min, manen o icazet dairesi içine dahil olabilir ve o hizmetin bir parçasıdır. Bu icazet, bir teşvik ve hizmetin doğruluğunun manevi bir tasdikidir.
Üstad'ın en temel düsturlarından biri "şahs-ı maneviye iltihak" ve "meşveret"tir.
Verilen bu icazet, ferdi olarak muhtaç yerlerde hizmet etme cesareti ve sorumluluğu yükler. Risale-i Nur hizmetinin temelinde zaten ferdi tebliğ ve irşad vardır.
Ancak bu, mutlak bir bağımsızlık ve keyfi hareket etme anlamına gelmez. Hizmetin temel ruhu olan şahs-ı maneviyi koruma, meşveret etme ve ortak hareket etme düsturları her zaman geçerlidir.
Bütün talebelere icazet verilmesinin hikmeti; hizmetin bir şahs-ı maneviye bağlı olarak genişlemesi ve herkesin kendi muhitinde birer Nur okulu açması için teşvik etmektir. Yani kişi, hizmeti kendi başına değil, büyük şahs-ı manevinin bir parçası olarak yapar.
Özetle bu mektup, tüm sadık Nur talebelerine, kendi çevrenizde, kendi liyakatiniz derecesinde, Risale-i Nur'a dayalı iman hizmetini yapma sorumluluğu ve manevi yetkisini vermektedir. Ancak bu hizmet, Üstad'ın belirlediği ihlâs, uhuvvet (kardeşlik) ve meşveret esaslarına bağlı kalarak yapılmalıdır. Ferdi gayret var, fakat mutlak keyfilik yoktur.
Mükemmel cevap için teşekkürler.