Birisine kusurunu söylerken, ölçümüz ne olmalıdır? Ölçü Allah rızası değil, nefsani olduğu zaman neler yapılmalı?
Değerli Kardeşimiz;
"S - Tenkidi nasıl görüyorsun? Hususan umur-u diniyede..."
"C - Tenkidin sâiki, ya nefretin teşeffisidir veya şefkatin tatminidir. (Dostun veya düşmanın ayıbını görmek gibi.)"
"Sıhhat ve fesada muhtemel bir şeyde kabule temayül ve tercih şefkatten; redde temayül ve tercih -vesvese olmazsa- nefretten geldiğine ayardır."
وَعَيْنُ الرِّضَا عَنْ كُلِّ عَيْبٍ كَلِيلَةٌ - وَلٰكِنَّ عَيْنَ السُّخْطِ تُبْدِى الْمَسَاوِيَا
"Sâik-i tenkit, aşk-ı hak ve arzu-yu tenzih-i hakikat olmalı. Selef-i Salihînin tenkitleri gibi..." (Tulûât, Müstehak Bir Ceza)
Üstad Hazretleri burada tenkit ve eleştirinin nasıl olması gerektiğine işaret ediyor.
Tenkidin saiki, yani ona sevk eden unsuru; nefretin intikam alma arzusudur. Yani tenkidi, sevmediği ve düşman olduğu kişiyi yıkmak ve devirmek için yapıyor. Zira düşmanın ayıbı ya intikam için ya da düşmanı alt etmek için araştırılır. Ya da şefkatinden ve acımasından, dostunu bir yanlıştan ve yıkımdan kurtarmak için ikaz mahiyetinde bir eleştiridir. Dostun ayıbı ise, kapayıp, onu o halden kurtarmak için tenkit edilir.
Sıhhat ve fesat ortasında olan bir şeyi sıhhate götürmek ya da sıhhate götürecek bir tenkit sistemini kabul etmek şefkat ve iyi niyetten gelir. Aynı derecede fesada yakın olan bir şeyi, bozuk ve yanlış bir tenkit uslubu ile kötüye yorumlamak ya da onu fesada kalb etmek, bozuk ve nefretle beslenen bir ruh halinin mahsulüdür.
Meselâ; bir insandaki bir hal, doğru da olabilir, yanlış da olabilir. İyi niyetli ve şefkatli birisi bu hali iyi niyetle ile iyiye yorsa, o hal iyiye dönüşür. Kötülüğü ve nefreti hayat felsefesi yapmış bozuk zihniyetli bir adam, iyiliğe dönüşmesi muhtemel olan o hali kötü niyet ile bozuk bir hale dönüştürür.
Tenkitin asıl gayesi ve sevk edici unsuru; hakka olan aşk ya da hakikatin batıl ve hurafelerden arınmasını ve temizlenmesini arzu etmek olması gerekir. İslam alimlerinin ve evliyanın tenkidi gibi... Mesela hadis alimlerinin, hadisin metin ve senedini tenkit etmesi bu ölçüye güzel bir misaldir.
Tenkidin tetikleyici unsuru ve gayesi, sırf üstün gelmek ya da karşı tarafı yerin dibine batırmak maksatlı olması, İslam’ın kabul ettiği bir tenkit tarzı değildir.
Tenkit veya bir kusuru düzeltmede niyet gibi, usulün de ehemmiyeti büyüktür. Hatta bazen niyet karışık olsa da mutedil bir usul ile o hata düzeltilebilir. Yoksa falanca adamı sevmiyorum, ancak nefis işin içine karışır gibi bahaneler ile o kimseyi hata ve kusur içinde bırakmak yanlış olur. O kimseyi mutedil ve yumuşak bir üslup ile ikaz etmek de pekâlâ mümkündür. Yani niyetimizdeki menfi eğilimleri hissettirmeden, o kardeşimize yardımcı olmalıyız.
"Mü’min, kardeşini sever ve sevmeli. Fakat fenalığı için yalnız acır. Tahakkümle değil, belki lütufla ıslahına çalışır." (Yirmi İkinci Mektup)
Bu düstur, ceza gerektiren hususları içine alan bir düstur değildir. İslam dininde ceza hukukunu; ancak devlet tatbik eder. Kişilerin şahsî bir tasarruf olarak suçları affetme ya da cezalandırma hakları yoktur. Suçluları yargılayıp cezalandırma işi devletin işidir ve hâkimin uhdesindedir.
Bu cümlede ifade edilen “fenalık”; kişinin ahlakî zafiyetleri, insanlarla iyi geçinememe gibi kusurlarıdır. Bu gibi fenalıklar ise ancak hoşgörü, müsamaha ve lütuf ile tedavi edilebilecek şeylerdir. Her cemaat ve toplum içinde bu türden insanlar bulanabilir. Bu gibi kimseleri dışlamak yerine lütuf ve şefkatle terbiye ve ıslah etmek daha güzel bir yoldur. Tahakküm ve dışlamak bu tür insanları ıslah etmez, tersine günahın kucağına iter.
Öyle ise bu nevi fenalıkları ve ufak tefek kusurları olan mü’min kardeşlerimiz şefkat ve müsamaha ile ıslah edilmelidir.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü