Bu zamanda imana ve Kur'an'a hizmet etmek, hizmetlerin en fevkinde midir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Nasıl ki, güzel bir hasletin ve sağlam bir ibadetin membaı iman ve imandaki kuvvet ise, aynı şekilde bütün kötü hasletlerin, her nevi ahlaksızlığın ve sefahatin memba ve kaynağı da imansızlık ya da imandaki zafiyettir. Yani iman, İslam binasının temeli gibidir; ibadet ve güzel ahlak, tamamen iman temelinin üstüne bina olunur. Bu yüzden, imansız bir ahlak, içi boş ve özü olmayan kabuk gibidir.

Üstad Hazretlerinin, bütün nazarını ve dikkatini iman hizmetine teksif etmesinin temelinde de bu gerçek vardır. İnsanların düzelip güzel ahlak sahibi olması ve sefahat-i âlemin ıslah ve terbiyesi ancak tahkiki iman ile mümkündür.

Bir takım dünyevi ceza ve mükâfatlar, insanları ıslah etmekte yeterli değildir. Her insanın kalbine ve kafasına manevî bir yasakçı ve murakıp tahkiki iman ile tesis edilemez ise, ne şahıslar ıslah olur, ne toplum düzelir, ne de sefahat-i âlem düzelir.

Yani insanlık için lüzumlu olan bütün güzelliklerin özü ve esası, iman ve Kur’an hizmetine bakıyor. Hâl böyle olunca, Kur’an ve imana hizmet etmek hem dünya, hem ukba açısından bütün hizmetlerin üstündedir ve hepsinden daha kıymetlidir. Zira Kur’an ve iman hizmetinin ucunda hem dünya saadeti hem de ahiret saadeti vardır. Diğer hizmetlerin hepsi bu temele dayandığı için, bu hizmetin derecesine yetişemez.

"İman, insanı insan eder. Belki insanı sultan eder." (23. Söz)

Cenâb-ı Hak, ahsen-i takvimde yarattığı insana bütün varlıklardan çok üstün bir istidat vermiş ve onu yeryüzüne halife yapmıştır. Güneşten, havaya, denizlere, karalara kadar birçok mahlûkunu onun hizmetine vermekle, onu diğer varlıklar üstünde bir sultan gibi kılmıştır. İşte bu üstün yaratılışının farkında olarak Rabbine iman eden kimse, bu sultanlığın hakkını vermiş olur.

Mü’minin sultanlığı, başka insanlara hükmetme, onları emrinde çalıştırma gibi dünyevî bir makam değildir.

“Kâinat ağacının en son ve en cemiyetli meyvesi” olan insana, bütün bir kâinatın hizmet etmesi, bir ağacın bütünüyle meyveye hizmet etmesi gibidir. Bu cihetle o meyveye, mecazî olarak, ağacın sultanı denilebilir. Kökü, gövdesi, dalları, yaprakları ve çiçekleri hep o meyve için hazırlanmışlar ve onun hizmetine verilmişlerdir.

Allah, insanı kulluk ve ibadet etmek için dünyaya gönderdiğinden, onun mahiyetini de ona göre donatmıştır. İnsan iman ve ibadeti terk edip, hayvan gibi, sadece âdi ve süflî zevklerin ve lezzetlerin peşine takılırsa; mahlûkatın en alçağı, en rezili olur. İman edip salih amel işler veistikamet üzere yaşarsa, o zaman mahlûkatın sultanı olur.

"Öyle ise, insanın vazife-i asliyyesi, îman ve duâdır." (23. Söz)

Dünyevî meslekler insanın aslî vazifesi değildir. İçtimaî hayatta birlikte yaşayan insanlar, kabiliyetlerine ve imkânlarına göre belli vazifeler deruhte etmişlerdir. İnsan, kendisini ana rahminde tavırdan tavıra geçirerek bütün organlarını en mükemmel şekilde terbiye eden, ona diğer canlıların ruhlarından çok üstün bir ruh ihsan eden, en hârika bir beden giydiren, dünyaya geldiğinde annesinin sütünden, havaya, suya, güneşe kadar her şeyi onun hizmetine veren Rabbine iman ve ibadetle mükelleftir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Okunma sayısı : 4.971
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...