"Bizim düşmanımız cehalet, zaruret, ihtilaftır. Bu üç düşmana karşı sanat, marifet, ittifak silahıyla cihad edeceğiz." Ne demektir?
- Efendimizin hadis-i şerifini beraber düşünürsek, ibadete gayretli cahilin zararı nasıl olur?
Değerli Kardeşimiz;
Buradaki cehalet, hem din hem fenne bakar. Çünkü insanımız fenni fazla bilmediği gibi dininin de yabancısıdır. Buna karşı, marifet ve ilim silahı ile karşılık vereceğiz.
İhtilaf, ittifakın zıddıdır. Aslında tüm Müslümanları birbirine sımsıkı bağlayacak nurani bağlar dinimizde var iken, bunların bilinmemesi veya bilenlerce de uygulanmaması sebebiyle, İslam alemi birbirine yabancı hatta bazen düşman hale gelmiştir. Bu nedenle, İslam dinindeki kardeşlik bağlarını artırıcı unsurları aramızda yaymak ve kuvvetli bağlar kurmalıyız.
Sanattan kastın sanayi ve teknoloji olduğu anlaşılıyor. Keza eskilerin zanaat dedikleri belli bir alanda usta olmak da buna dahil edilebilir. Zaruret ve fakirliği de sanat silahı ile mağlup edeceğiz.
Üstad Hazretlerinin ifadesinde geçen "cehalet" alem-i İslam’ın Avrupa karşısında fen ilimleri noktasından geri kalmasına işaret ediyor. Bu cehaleti gidermenin yolu ise fen ilimlerinde inkişaf etmektir.
Hadiste geçen cehalet ise, manevi ve İslami ilmin ihmal edilmesi ile ilgilidir. Evet, "Alimin uykusu cahilin ibadetinden üstündür." sözünde olduğu gibi, İslami ilimler amelden önce ve önceliklidir. Amel ve ibadet ilme dayanır ve onun ile kaimdir. İster maddi olsun ister manevi olsun her anlamda cehalet kötü ilim güzeldir. İlim güç iken cehalet ise zafiyettir.
İlim ibadetin keyfiyetini ve kalitesini artırırken cehalet ise ibadetin keyfiyet ve kalitesini düşürür. İlim ve şuur ile kılınan iki rekat namaz cehalet ve şuursuz kılanan bin rekattan daha faydalı ve daha sevaplıdır.
"De ki: Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak aklı selim sahipleri öğüt alır." (Zümer, 39/9).
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
sanat, marifet, ittifak silahıyla cihad etmek gerekirken neden bunları kullanan vakıflara sahip değiliz. Sahip isek bunlar kimlerdir yada neler yapmaktadırlar. başlık olarak söyleye bilir misiniz.
Cehalet, zaruret, ihtilaf denilen yıkım araçlarını üç yapıcı tavır ve araç olan sanat, marifet ve ittifak ile tadil edebiliriz.
Mesela zaruret, fakirlik, yoksulluk, fen ve teknikte geri kalmışlık anlamlarına geliyor. Dolayısı ile bu illetin bu hastalığın ilacı sanattır yani ticaret, ziraat, sanayi gibi tabii zengin olma yollarında gelişip ilerlemektir. Bu da bir şahıs ya da cemaatin tek başına yapabileceği bir olgu değildir. Bu gibi mücadeleler büyük çaplı planlamalar ve gayretlerle gerçekleşir ki bu da ancak devlet ve toplum aklı ile olabilir.
Yine cehalet hastalığın ilacı eğitim ve marifettir. Okullar, üniversiteler ve diğer eğitim araçlarının gelişip kaliteleşmesi cehaletin tedavisinde önemli birer vesilelerdir. Birey, toplum, devlet ve diğer örgütlenmeler eğitime yatırım yapmalı eğitimin gelişmesi için herkes üzerine düşen görevleri eksiksiz yerine getirmelidir ki cehalet hastalığı şifa bulsun. Bu da sanat gibi öyle birkaç kişi ya da cemaatin şahsi çabaları ile ifa edilecek bir vazife değildir.
İhtilaf insanları ayrıştıran, düşmanlaştıran, ötekileştiren en tehlikeli en sarsıcı en sinsi ve en yıkıcı bir toplumsal hastalıktır. Bu hastalığın ilacı da ittifaktır yani birleştirici ve kaynaştırıcı unsurların toplumsal bünyede tahkim edilmesidir.
Mesela insanları birbirine düşman edip ayrıştıran ırkçılık yerine birleştirip kaynaştıran din, vatan ve sınıf kardeşliğini işlemek ve yaymak hem bireyin hem toplumun hem de devletin birer vazifesi olması gerekiyor. Aynı şekilde bu gibi külli ve ağır vazifeler bir vakıf ya da cemaatin tek başına altından kalkacağı şeyler değildir. Devlet okullarda ve üniversitelerde ırkçılığı değil vatan sevgisini ve bağını kuvvetlendirecek bir eğitim metodu uygulamalıdır ki ihtilaf hastalığının önüne geçebilsin...
Sözlükte bulamadım ama mârifet burada EĞİTİM anlamında mı, paragraftan öyle anlaşılıyor?
Üstad neden ittifak demiş ve ittihad dememiş? İttifakın kelime anlamı: Fikir veya görüş birliği, uzlaşmak, anlaşmak. İttihadın kelime anlamı: Gerçek anlamda birleşmek, bir bütün haline gelmek. Acaba alemi islamın bütünü tam birleşmeyecekte sadece görüş birliği mi edecek? Yani islam devletleri müstakil olarak devam ederek sadece fikir ve görüş birliği mi edecek? Bildiğimiz gibi bir hilafet tekrar meydana gelmeyecek mi? Ve cümlenin sıralamasında bir hikmet olabilir mi? Müslümanlar önce sanatta, yani farklı alanlarda ustalık ve hünerleri mi gelişecek ve sonra mı hakiki ilmi benimseyecekler ve en sonunda mı ittifak edecekler? Hepsini aynı anda geliştirmeyecekler mi acaba? Çünkü mesela Türkiye’ye baktığımızda teknoloji ve sanayide ustalık gelişiyor ama hakiki ilim daha tam yayılmış değil ve ittifak daha tam mevcut değil. Bunlar merhale merhale mi olacak acaba?
İttifak fikir veya görüş birliği, uzlaşmak, anlaşmak anlamlarına geliyor.
İttihad ise gerçek anlamda birleşmek, bir bütün haline gelmek tek sınır tek devlet tek bünye anlamına geliyor.
Bu zamanın şartlarında tek ülke tek sınır tek devlet artık mümkün değildir. Ama bir ülkü bir fikir bir uzlaşma altında toplanmak daima vaki ve mümkün olan bir durumdur. Üstadımızın bir başka tespiti olan “Eski hal muhal ya yeni hal ya izmihlal” sözü de bu inceliğe işaret ediyor.
Üstad'ın "ittifak"ı tercih etmesi, İslam aleminin mevcut konjonktüründe ve gelecekteki olası birleşme biçiminde bir öngörüyü yansıtıyor. Tam bir bütünleşme (ittihad) yerine, özellikle ulus devletlerin varlığını sürdürdüğü modern dünyada, farklı İslam ülkelerinin ve topluluklarının ortak düşmanlara karşı fikir, görüş ve strateji birliği (ittifak) içinde hareket etmelerinin daha gerçekçi ve uygulanabilir olduğunu vurguyor. Bu, Müslümanların kendi bağımsızlıklarını koruyarak, ancak önemli meselelerde ortak bir duruş sergilemeleri ve birbirlerine destek olmaları anlamına gelir.
Bir toplumun düşmanlarına karşı güçlü olabilmesi için öncelikle maddi ve teknolojik altyapısını güçlendirmesi, üretimde ve farklı alanlarda ustalık kazanması gerekir.
Maddi ve teknolojik gelişimle birlikte, toplumun manevi ve entelektüel olarak da yükselmesi, doğru bilgiye ulaşması ve onu hayatına uygulaması esastır. Bu, sadece dünya ilimlerini değil, aynı zamanda Kur'an ve Sünnet temelli hakiki dini ilimleri de kapsar. San'atsız marifet zayıf kalır, marifetsiz san'at ise batıl yollara sapabilir.
Müslüman toplumlar, farklı siyasi yapılara sahip olsalar bile, şu ortak zeminlerde birleşebilirler:
Ortak ülkü yani İslam'ın yüce değerlerini yaşatma, adaleti tesis etme, insanlığa faydalı olma gibi ortak hedefler etrafında birleşmek.
Ortak fikir temel dini prensiplerde, Kur'an ve Sünnet ışığında ortak bir anlayışa sahip olmak. Modern sorunlara karşı İslami çözümler üretme konusunda fikir birliği geliştirmek.
Ortak uzlaşma/anlaşma özellikle dış tehditlere karşı, ekonomik işbirliğinde, kültürel alışverişte ve küresel meselelerde ortak bir strateji belirleyerek uzlaşma zemini bulmak.
Bu zamanın şartlarına, inceliklerine, konjektörüne ittihat kelimesi yerine ittifak kelimesi daha uygun daha gerçekçi daha uygulanabilir oluyor. Hilafetin şeklinden çok manası önemli manası ittifak ile tahakkuk ettikten sonra mana tamamlanmış olacak zaten.
Bu "yeni hal," Müslümanların siyasi bağımsızlıklarını koruyarak, ancak manevi ve stratejik olarak birbirlerine kenetlenmeleri anlamına gelir. Bu, parçalanmışlığın getirdiği "izmihlal" (çöküş/yıkım) tehlikesine karşı tek gerçekçi çözüm yolu olarak beliriyor.
Üstad'ın sözlerinin günümüz şartlarında ne kadar isabetli olduğunu, özellikle de İslam coğrafyasındaki gelişmeleri gözlemlediğimizde daha iyi anlıyoruz. Güçlü bir ittifak ruhu olmadan, sanatta (maddi ilerleme) ve marifette (ilim ve irfan) ne kadar ileri gidilirse gidilsin, dağılmışlık ve tefrikanın getirdiği zaafiyetler aşılamaz.