"Siz Avusturya'ya güya boykot yapıyorsunuz; hem onun gönderdiği kalpakları giyiyorsunuz." O zamanki boykotaj hakkında bilgi verir misiniz? Onların kalpakları neden revaç bulmuş?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İkinci Meşrutiyet 1908'de ilan edilince, Osmanlı idaresi saltanattan meşrutiyete ve hükümet olarak da İttihat Terakki'ye fiilen geçti. Bu dejenerasyon sadece siyasette olmadı. Osmanlı'nın örfünde ve geleneğinde de kendini gösterdi. II. Mahmut döneminde, kılık kıyafette ciddi manada revizyona gidildi. Avrupalılaşmak ve Batılılaşmak düşüncesi maalesef Osmanlı'nın son döneminde sanayi ve teknoloji alma hususunda değil de âdetlerde, örflerde ve ahlakta ciddi manada tesir icra etti. II. Mahmut dönemine kadar, kıyafet bir derece İslami olarak kendini korudu. Daha sonra fes âdeti devreye girdi. Hatta fes hususunda, İslami açıdan bazı itirazlar ve ciddi muhalefetler olsa da II. Mahmut'un çıkardığı kanunla, başta askerler ve bürokrasi olarak, talimat ile kabul edildi ve zamanla benimsendi.

O zaman fes imalatı Avrupa'da yaygındı. Osmanlı Devleti de ihtiyacının ekseriyetini Avusturya'dan temin ediyordu. Tabii fesle beraber Avusturya ve Avrupa'dan başka ihtiyaç malları da ithal ediyordu. İkinci Meşrutiyet'in ilanından sonra, bir nevi kağıt üzerinde kalan Osmanlı toprakları ve Osmanlı Devleti, yavaş yavaş hareketlenmeye başladı. Avusturya bu fırsattan istifade, derhal Bosna-Hersek'i ilhak etti. Bulgaristan, istiklaliyetini ilan etti. Yunanistan, Girit'i kendine dahil etti.(1)

1908'de bu olaylar bu şekilde etrafta zuhur edince, Osmanlı Devleti askeri ve maddi güçle, bu yerlere müdahale edemedi. İttihat ve Terakki'nin de el altından teşvik ve tamimi ile başta Avusturya olmak üzere bazı ülkelere genel manada boykot ilan edildi. Bununla bir muhalefet, bir ekonomik tavır gösterilmiş oldu. Bu mesele sembol olarak Avusturya'dan gelen fes ve genel mânâsıyla kalpakları giymeme, almama, ticaretini yapmama hususunda ortaya kondu. Hatta vatandaşlar feslerini yaktılar, parçaladılar. Bu mesele o kadar büyüdü ve gelişti ki Osmanlı'ya bağlı olan ve değişik topraklarda yaşayan tüm Müslümanlar, kademe kademe fesleri ve kalpakları boykot ederek, iş ciddi bir vaziyete evrildi. Burada Avusturya ekonomik açıdan risk noktasına geldi. Hatta Osmanlı idaresine müracaat ederek, bu işin bir an evvel bitirilmesi hususunda diplomatik ataklarda bulundular.(2)

Maalesef zayıf olan İttihat ve Terakki hükümeti, bu meseleyi gündemine aldı. İlhak edilen yerlerin karşılığı olarak, Avusturya, Bulgaristan ve Yunanistan gibi ülkelerden para ve altın alarak, bu meseleyi ezik bir surette neticelendirip, daha sonra boykot kaldırıldı.

İşte Bediüzzaman Hazretleri, o zaman bu boykota ve tavır koymaya destek amaçlı gündeme müdahale ediyor, bu boykotun sadece Avusturya'ya has kalmamasını, tüm Avrupa mallarına ekonomik boykot uygulanmasını istiyor ve bu hususta da gücünün yettiği nisbette, etrafı telkinatla uyanık tutmaya çalışıyordu.

Bazı insanlar Avrupa'ya fikren muhalefet etmekle beraber, muamelat ve libas hususunda umursamaz veya ilgisiz kalınca, o tip halka ve zevata "Siz Avrupa'yı boykot ediyorsunuz. Aynı zamanda, onlardan gelen kalpakları giyiyorsunuz."(3) ifadesiyle çelişkilerini ortaya koyuyordu.

Osmanlı örfü serpuş hususunda sarıktan, püsküllü fese, oradan da değişik tip ve şekillerden muhtevi olan serpuşlara, yani kalpaklara geçmiştir. Sarık terk edildiğinde fes tartışılmış, fes boykotajla terk edildiğinde de kalpaklar tartışılmıştır.

O boykotaj esnasında Osmanlı tüccarları ve işadamları, mesleklerini kalpak yapmaya tahvil ederek, bu ihtiyacı gidermeye çalışmışlardır. Mesele bundan ibarettir.

Fakat bu Serpuş meselesi ile ilgili iki mühim konuyu bilmemiz önemlidir.

1. İslamiyet'te ve Osmanlı örfünde baş açıklık ayıptır, seviye düşüklüğünü, basitliği ve muhatabı tahkir anlamını taşır. Avrupa bunun tersidir. Onlar şapka çıkarır, biz serpuş örteriz. Cumhuriyetin ilk yılları da dahil olmakla beraber Anadolu ve Osmanlı vatandaşlarının mutlaka başı kapalıdır. Bizde baş açıklık, şapka giymemek için, kanuna muhalefetten kalmış bir âdettir. Osmanlı'da buna o kadar riayet edilir ki; bir müslüman yatağa girerken bile, başına arakiye denilen börkünü takar, yani yatakta bile baş açık olmazdı.

2. Osmanlı geleneğinde vatandaşların konumlarına, mevkilerine, mesleklerine, yaptıkları işlere, mensup olduğu dinlere, tarikatlara göre ayrı ayrı serpuşları mevcuttur. 500'den ziyade Osmanlı ahalisinin kullandığı serpuş çeşitleri mevcuttur. Yani bir Osmanlı vatandaşının şapkasına ve kisvesine bakıldığında, o insanın dini, işi, mesleği, makamı ile ilgili malumatlar olurdu. Bu 500'den fazla serpuşun hepsi, enseyi örter alnı örtmezdi. Çünkü alın, secde mahalli olduğundan dolayı mutlaka açık olmalıdır. Zira secde, yedi rükun ile sabittir. Bunun biri de çıplak olarak alındır. Avrupalılar ise, bunun zıttıdır. Onların serpuşları alnı örter ve secdeyi engeller. Bu sebeple, bu şekilde serpuşlar küfür alameti olarak kabul edilmiştir.

Not: Muazzez Üstadımızın "Avrupa'dan gelen kalpakları giyiyorsunuz." cümlesindeki kalpak ismi, o zaman umumi olarak başa örtülen serpuşa veriliyordu. Esasında boykot, Avusturya'dan gelen püsküllü feslere yapılmıştır.

Dipnotlar:

(1) bk. VİKİPEDİ Özgür Ansiklopedi web sayfası, Bosna Krizi. Sayfa erşim: 20.05.2020/11.30.
(2) bk. BARDAKÇI, Murat, Fes Boykotu, Haber Türk, 10.06.2018. Web sayfası erişim: 20.5.2020/11:35.
(3) bk. Divan-ı Harb-i Örfi, Üçüncü Cinayet (Haşiye).

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...