"Bu âlem-i şehadette zîruh ise ruhunu ... Bırakıp... Terhis mânâsında bir zâhirî mevt ile bir zevâl perdesi altına girer..." Hayvanlar vefat ettiklerinde ruhları ne oluyor?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Hayvanlar, nefisleri olmakla beraber akılları olmadığı için imtihana tâbi tutulmamışlardır. Çünkü imtihanın temel şartı, -iyi-kötü, hayır ve şer gibi- zıt kutupları birbirinden tefrik etmektir. Bunun için de nefis ve akıl lazımdır. Hayvanlarda akıl, meleklerde ise nefis olmadığı için imtihana tâbi tutulmamışlarıdır.

Melekler şuurlu oldukları için, cennet ehline hizmet edecek, Allah’ı hamd ve tesbih etmeye devam edeceklerdir. Meleklerin bir kısmı cennette olduğu gibi, zebaniler gibi bir kısmı da cehennem hapsinin gardiyanlığını yapacaklardır.

Hayvanların aklı ve şuuru olmadığından cennette yapacakları bir vazifeleri yoktur. İmtihana tâbi olmadıkları için cehenneme gitmeleri de ilahî rahmete uygun düşmez. Bunun için bedenleri toprak olacak ama ruhları baki kalacak, her bir türün ruhları belli bir hayvan bedeninde muhafaza edilecektir.

Bir hadiste şöyle buyurulmuştur:

“Kurbanlarınızı sağlam, güçlü olanlardan seçin, çünkü onlar sırat köprüsünde sizin bineklerinizdir."(1).

Bu rivayetten kurban olarak kesilen hayvanların da ruh ve bedenleriyle köprüden geçip cennete gideceklerini anlamak mümkündür. Üstad’ın aşağıdaki izahları da bu konuya ışık tutmaktadır.

“Hayvanların ruhları bâki kalacağını ve hüdhüd-ü Süleymanî (a.s.) ve Neml'i ve Nâka-i Salih (a.s.) ve kelb-i Ashâb-ı Kehf gibi bazı efrad-ı mahsusa hem ruhu, hem cesediyle bâki âleme gideceği ve her bir nev'in, ara sıra istimâl için cesedi bulunacağı, rivâyet-i sahihadan anlaşılmakla beraber; hem hikmet ve hakikat, hem rahmet ve rubûbiyet öyle iktiza eder.”(2).

Bu ifadelere göre; Hz. Süleyman’ın Hüdhüdü ve karıncası, Hz. Salih’in devesi, Ashab-ı Kehf’in köpeği gibi bir kısım hayvanlar, ruh ve bedenleriyle birlikte cennete gideceklerdir. Bu konuda hadis rivayetleri vardır. Bununla beraber, hikmet ve hakikat, rahmet ve rububiyet de bunu iktiza eder. Çünkü;

1. “Ebedî olan Allah’ın sadık dostu, ebedî olacaktır. Bâkî olan Allah’ın şuurlu aynası bâkî olacaktır.”

“İyi bilesiniz ki, Allah’ın velilerine / dostlarına korku yoktur, onlar üzüntüye de uğramazlar.”(Yunus, 10/62)

2. Bu hayvanların da Allah’a karşı gösterdikleri samimi dostlukları söz konusudur. Meselâ; hüdhüd, güneşe tapanlardan şikâyetçi oluyor; göklerde ve yerde gizli olan her şeyi bilen Allah’a tapmayı bırakıp da hiçbir şey bilmeyen şuursuz güneşe tapanları âdeta ahmaklık ve akılsızlıkla suçluyor. (bk. Neml, 27/24-25).

3. Keza, Hz. Süleyman’ın karıncası, onun askerlerinin ayakları altında ezilmemeleri için, dikkatli bir komutan edasıyla, arkadaşlarının derhal yuvalarına girmeleri talimatını veriyor (bk. Neml, 27/18). Maiyetindeki raiyetlerine samimî hizmet eden bir kraliçenin, askerlerinin -boş yere- burnunun kanamasına izin vermeyen bir komutanın tavrını gösteren söz konusu karıncanın, -yaratandan ötürü yaratılanı sevme yarışında- Allah’a karşı samimi dostluk payesini kazandığını göstermektedir.

4. Ashab-ı Kehfin köpeğinin gösterdiği fedakârlık zaten dillerde destandır. İnkârcı zenginlerin sofrasını bırakıp, sırf Allah için aç susuz kalan, ama yüce Allah’a iman eden mağara arkadaşlarının arkadaşlığını tercih etmesi (Kehf, 18/13-18), onun samimi dostluğunun vesikasıdır.

5. Hz. Salih’in devesi, zaten baştanbaşa bir mu’cize eseridir; onun peygamberliğinin delilidir.

Ayrıca, bütün canlılar âleminde adaletin hükümran olması için, akıl ve kalp gibi latifeler, şefkat ve korku gibi hisler verilmiştir. Akıl ve kalpten mahrum olan canlılara da -gayrı şuurî olsa bile- bir hiss-i şefkat, bir istidat verilmiştir. Kedi, tavuk ve aslan gibi bütün hayvanların yavrularına karşı gösterdiği tavırlar bu hiss-i şefkati açıkça göstermektedir. Fıtratlarında var olan şefkat hislerine aykırı hareket ettikleri zaman da ceza görürler. Kıyamet günü; “boynuzsuz koyunun boynuzlu koyundan hakkı alındığı zaman” bu hayvanlar arasında da hak ve adalet çerçevesinde bir ihkak-ı hak söz konusudur. Kaldı ki, Allah’ın koyduğu bu fıtrî kanunlara riayet etmeyenler, dünyada da cezasını çekeceklerdir. Bediüzzaman Hazretleri bunu şöyle ifade ediyor:

“Mâsum bir insana veya hayvanlara gelen felâketlerde, musibetlerde, beşer fehminin / aklının anlayamadığı bazı esbab ve hikmetler vardır. Yalnız, meşiet-i İlâhiyenin düsturlarını hâvi şeriat-ı fıtriye ahkâmı, aklın vücuduna tâbi değildir ki, aklı olmayan bir şeye tatbik edilmesin. O şeriatın hikmetleri kalb, his, istidada bakar. Bunlardan husule gelen fiillere, o şeriatın hükümleri tatbikle tecziye edilir."

"Meselâ, bir çocuk, eline aldığı bir kuş veya bir sineği öldürse, şeriat-ı fıtriyenin ahkâmından olan hiss-i şefkate muhalefet etmiş olur. İşte bu muhalefetten dolayı düşüp başı kırılırsa müstahak olur. Çünkü, bu musibet o muhalefete cezadır."

"Veya dişi bir kaplan, öz evlâtlarına olan şiddet-i şefkat ve himâyeyi nazara almayarak, zavallı ceylânın yavrucuğunu parçalayarak yavrularına rızık yapar. Sonra, bir avcı tarafından öldürülür. İşte, hiss-i şefkat ve himâyeye muhalefet ettiğinden, ceylâna yaptığı aynı musibete mâruz kalır.”(3)

Dipnotlar:

(1) bk. Kenzu’l-ummal, h. No: 12177.
(2) bk. Şualar, Üçüncü Şua (Münacat).
(3) bk. Mesnevi-i Nuriye, Katre, Nokta.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

nurcu56
Maşallah, bin barekallah bu cevaba...
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...