"Bu zaman ehl-i hakikat için, şahsiyet ve enaniyet zamanı değil. Zaman, cemaat zamanıdır." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Müşterek akıl, şahsî akıldan, iki el, bir elden, istişare ile hareket etmek, kendi başına hareket etmekten daima üstün ve galiptir. Ferdiyetçilik, aynı zamanda bencilliği, enaniyeti besleyen tehlikeli bir zemindir. İnsan gerektiğinde umumun menfaati için, kendi enaniyetini ve şahsî düşüncesini terk edip, cemaatin havuzunda benliğini eritebilmelidir. Şayet eritemiyorsa, o zaman cemaat şuuru yok olur, milletler ferdiyetçilik mikrobu ile çözülmeye başlarlar.

Üstad Hazretleri, bu zamanda cemaat olmanın ve cemaat hâlinde hareket etmenin ehemmiyetini veciz bir şekilde şöyle ifade ediyor:

"Hem ehl-i dalâlet ve haksızlık, tesanüd sebebiyle, cemaat suretindeki kuvvetli bir şahs-ı mânevînin dehâsıyla hücumu zamanında, o şahs-ı mânevîye karşı, en kuvvetli ferdî olan mukavemetin mağlûp düştüğünü anlayıp, ehl-i hak tarafındaki ittifak ile bir şahs-ı mânevî çıkarıp, o müthiş şahs-ı mânevî-i dalâlete karşı hakkaniyeti muhafaza ettirmek." (20.Lem'a)

Din düşmanları, İslâm’a bir plan ve program dâhilinde cemaat şeklinde hücum ediyorlar. Böyle planlı bir hücuma karşı bizim de ittifak halinde karşılık vermemiz gerekir. Yoksa bir şahıs ne kadar dahi ve kuvvetli de olsa, böyle planlı ve büyük bir hücuma karşı mukavemet edemez ve bir varlık gösteremez.

Öyle ise, ehl-i imanın birlik ve beraberlik içinde ehl-i zındıkaya ve İslâm düşmanlarına karşı tek vücut olmaları gerekir. Eğer ittifak edilmezse onlara karşı galip gelmemiz mümkün olmaz.

“İttifakta kuvvet var, ittihadda hayat var, uhuvvette saadet var.” ( Divan-ı Harb-i Örfî)

Eski zamanda ehl-i iman hem çok hem kuvvetli hem devlet ve müesseseler tarafından desteklendiği için, o zamanlarda böyle bir cemaat ve şahs-ı maneviye ihtiyaç duyulmuyordu. Şahsî ve ferdî hareket etmeye zaman ve zemin müsait idi.

Lakin yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, küfür bu zamanda ehl-i imana cemaat ve cemiyet şeklinde hücum ediyor. Âdeta bir tek mü’mine, büyük bir küfür ordusu karşısına dikiliyor. Hâl böyle olunca bir mü’minin böyle dehşetli bir cemaat ve cemiyete karşı tek başına karşı koyması mümkün değildir. Bu sebeple Kur’an ve iman hizmetkârlarının şahs-ı manevî hâline gelip küfrün şahs-ı manevîsine mukabele etmesi zarurîdir, elzemdir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 3.215
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Kullanıcı

Zamanında bir abimize, Peygamberimizden uzağız, aslında onu özlediğimizi dile getirdiğimde, zaman şahıs zamanı değildir demişti. Halbuki düşünüyorum. Bu sorunun cevabı bu değil. Bu İfadenin de istisnası var. 

Hz. Muhammed'in - gerçi şahıstır ve diğer Peygamberlerin yeri başkadır. 

Hz. Muhammed (s.a.v.), elbette bir şahıstır ve bizim için örnek alınması gereken en yüksek insandır. Ancak burada önemli olan şu noktadır:

O’nun zaman içindeki varlığı, bir şahıs olarak sınırlı değildir. O,  bu dünyanın zamanları içinde  örnek ve rehberdir, âhirette de şefaatçimiz, ümmetine rahmettir. 

**Bizim Efendimiz (s.a.v.)’e olan özlemimiz, aslında bir şahıs özlemi değil, O’nun getirdiği hakikatlere, öğretilere, sünnete, ve ahlâkî değerlere olan özlemimizdir.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...