Cenab-ı Hakk’ın hiçbir şeyde muinlere ve şeriklere ihtiyacı yok. Fakat bizler hikmet icabı; sebeplerle birlikte yaşamaya mecburuz. Muamelattaki bu hikmet ile itikattaki mezkûr paragrafı nasıl muvafakat ettirebiliriz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Ezel-Ebed Sultanı olan Cenâb-ı Hak, saltanatında şeriki olmadığı gibi, icraat-ı rububiyetinde dahi muinlere, şeriklere muhtaç değildir. Emir ve iradesi, havl ve kuvveti olmazsa, hiçbir şey hiçbir şeye müdahale edemez. Doğrudan doğruya herkes Ona müracaat edebilir. Şeriki ve muini olmadığından, o müracaatçı adama “Yasaktır, Onun huzuruna giremezsin” denilmez.

İnsanlar toplum hayatı sürdüklerinden devlet başkanından köy muhtarına kadar çok kimselere muhatap olurlar. Bütün fertler devletin temel hükümleri doğrultusunda kendilerine terettüb eden işleri görürler; ancak yaptıkları işlerde kendilerini gerçek fail değil, devletin memurları bilirler. Bizlerin de onlara müracaat etmemiz devletin birliğine halel getirmez.

Cenab-ı Hakk’ın icraatlarında durum çok farklıdır. Sebepler, vesileler ancak birer perdedirler, bütün işler bizzat İlahî sıfatlarla ve fiillerle görülmektedir. Kimsede ve hiçbir şeyde zatî kuvvet ve kudret yoktur. Bütün kuvvetleri ihsan eden Allah’tır ve O’nun izni olmadan kimse hiçbir iş göremez.

Güneş cazibe kuvvetini kendi keyfince kullanmadığı gibi, yerçekimi de bu kuvveti bir nizam dairesinde icra etmektedir. Sindirim kanununda mide kendi başına buyruk değildir, solunumda da hava ve akciğerler kendi iradeleriyle iş görmezler. Lâ havle velâ kuvvete illâ billah “havl ve kuvvet ancak Allah’ındır” ve hiçbir varlıkta O’nun vermediği bir kuvvet tasavvur edilemez.

Diğer varlıklar gibi, insanın da bütün fiillerini Allah yaratır. Yediği nimetin midede taksiminden hücrelerin yaratılmasına, saçının uzamasından kanının deveranına kadar sayılamayacak kadar çok iş Cenab-ı Hakk’ın kudretiyle yaratılmaktadır.

Bu dünya imtihanında insanın yapıp yapmamakta (veya doğru yahut yanlış yapmakta) serbest bırakıldığı fiillerde de cüz’i iradenin sarfından sonraki bütün işler yine Allah’ın kudretiyle yapılır. Mesela, konuşma fiilinde doğru yahut yalan konuşma şıklarından birini tercih etmekte insana bir ihtiyar, bir irade verilmiştir. Ancak insan kendi iradesini hangi şekilde kullanırsa kullansın konuşma fiilini yaratan Allah’tır. Zira bu fiilin vücut bulması için beyinden, dile, tükürük bezlerinden havaya kadar bütün vasıtaları ve vesileleri yaratan O’dur.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...