Cevşen'i okuyoruz; içinde mealini bilmediğimiz yerler çok, yine de dua yerini bulur mu, dua hükmüne geçer mi?
Değerli Kardeşimiz;
Dua ve ibadetlerde meal esas değil, mana, zikir ve tekrar esastır. Namaz kılarken okuduğumuz sure ve ayetlerin mealini bilmememiz nasıl namaza zarar vermiyor ise, Cevşen gibi duaları okurken de mana ve mealini bilmememiz de duanın sevap ve sırrına zarar vermez.
Okunan duaları biz anlamasak da onun bize faydası vardır. Mesela, dili tad alma özelliğini kaybetmiş bir insan yediği yemek ve gıdalardan faydalanamayacak mıdır? Dili tad almasa da yediği gıdalar organlarına gidecektir. Kur'an, cevşen ve duaları ihlasla okumak da bunun gibidir. Aklı Kur'an'ın ve Cevşen'in manasını anlamayan bir insan, onu ruhunun midesine atınca aklı anlamasa da ruhunun diğer latifeleri onun manalarını ve faydalarını alacaktır.
Ama hem manasıyla hem de lafzıyla okunmasının yerini hiçbir şey tutamaz.
Kur’an’ın ve Cevşen’in manasını anlamasak bile kalbimize ve ruhumuza manevî gıda oluyorlar.
“Bütün cinn ve insin binler muhtelif tabakada olan efkâr ve ukûl ve kulûb ve ervahının herbirisine lâyık gıdaları veriyor, dağıtıyor.” (İşaratü’l İ’caz)
Manasını bilmiyorum diyerek Kur’an ve Cevşen okumamak veya zikri terk etmek büyük bir hatadır. Zira insanda birçok latife vardır, akıl bazı hakikatleri anlamazsa bile kalp ve ruh hissesiz kalmaz. Yemiş olduğumuz birçok meyvenin hangi vitamin deposu olduğu ve vücudumuza ne gibi faydalar sağladığı daha yakın bir zamanda ortaya çıktı. Birçoğunun ise faydasından habersiziz. Bizden önce yaşayan insanlar da o meyve ve sebzelerde ne gibi vitaminlerin olduğunu bilmiyorlardı ama gene de onlardan istifade ediyorlardı. Aynı şekilde dünyaya yeni gelen bir çocuk da en gıdalı ve en latif olan sütün kendisine ne gibi faydalar sağladığından habersizdir, ama onunla beslenmekte ve gıdalanmaktadır. İnsanın manasını anlamadan okuduğu Kur’an ve diğer virdler de bunun gibidir. Bediüüzzaman Hazretleri bu hakikati şöyle ifade etmektedir:
“Zikreden adamın feyz-i İlahîyi celbeden muhtelif latifeleri vardır.Bir kısmı kalp ve aklın şuuruna bağlıdır.Bir kısmı da şuursuz, yani şuurlara tâbi değildir.يَشْعُرُ لاَ حَيْثُ مِنْ husule gelir.Binaenaleyh gaflet ile yapılan zikirler dahi feyizden hâlî değildir.” (Mesnevi-i Nuriye)
İlave bilgi için tıklayınız:
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü