"Cumhur-u avamı, burhandan ziyade, mehazdaki kudsiyet imtisale sevk eder." cümlesini izah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
İnsanların ekseriyetini teşkil eden avam tabakası, delilden ziyade, inandığı değerlerin kaynaklarının mukaddes olmasına bakar. Avam insanlar için kaynağın kudsîliği, delilden daha keskin ve daha tesirlidir.
Mesela, bir âlim namazın ehemmiyetine dair yüz sayfalık gayet ikna edici bir risale kaleme alsa ve avam birisi onu okusa, tek hadisin tesirine yetişemez. Çünkü risaleyi yazan bir âlimdir, hadis-i şerif ise Allah’ın Rasulünün (asm) sözü. Avam bir insan namaz hakkında ne denildiğine değil, kimin dediğine bakıyor. Söylenene değil, söyleyene ehemmiyet veriyor ve ona dikkat kesiliyor. Avam insanları harekete geçiren sözün kendisi değil, kudsîliğidir.
Bu sebeple vazedilen cuma hutbesinde ayet ve hadislerin Arapçası okunmalı ve okutulmalıdır. Tercüme ve mealler aslının yerini tutmadığı gibi, tesirli de olamaz. Burada -haşa- delil küçümsenmiyor, bir hakikate işaret ediliyor. İnsanların hepsi ehl-i tahkik, havas ve âlim olsa idi, o zaman kaynak değil, delil öne çıkardı.
Ayrıca ayet ve hadislerde hem metnin kudsiyeti hem de delil beraber bulunuyor. O zaman tesiri de diğer sözlerden daha fazla oluyor. Ayetlerin Allah kelamı, hadisler Resulullah (asm)'ın sözleri olduğu için tesirlidir; yoksa delil ve mantık bunlarda aranmamalıdır, diyemeyiz.
Hadisin diğer sözlere üstünlüğü, hem delil bakımından hem de Resul-i Ekrem Efendimize (asm) ait olmasından dolayıdır. Bu inceliği unutmamak lazım.
Avam tabakasının kudsiyeti delilden üstün ve önce görmesi, delilin kıymetini düşürmez.
Bununla birlikte ayet ve hadislerin üstünlüğü tartışmaya açık bile değilken, bu iki kudsi kaynakları kendilerine üstad edinen ve vazifeli olan bazı mühim zatların eserlerinin de avamın kalb ve dimağlarına ciddi bir kudsiyet ve taraftarlık oluşturduğu da malumdur. Mesela, bütün kaynağı ve dayanağı ayet, hadis ve sahabelerin değerlendirmelerinden ibaret olan ve içtihatta cumhur-u ulemanın kabulünü kazanmış müçtehitlerimizin değerlendirmeleri de çok değerli kabul edilmiştir.
Ayrıca müceddid sayılan İmam-ı Gazali, İmam-ı Rabbani ve Bediüzzaman gibi zatların eserleri ve değerlendirmeleri de çok değerli sayılmıştır. Bir de tasavvuf alanında ruhu cesetlerine galip gelen Abdülkadir Geylani, Şah-ı Nakşibende gibi müstesna zatların nefeslerinde ayet ve hadisin kokusunu avam hissetmiş ki, onlardan aktarılan rivayetlere çok değer vermişlerdir.
Önemli olan bu gibi mübarek eserlerin Kur'andan geldiğini kabul etmektir. Yoksa bazı kişilerin yaptığı gibi bu eserler, Kur'an ve hadisin önüne konmamalıdır.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü