"Şeriatın yüzde doksanı (zaruriyat ve müsellemât-ı diniye) birer elmas sütundur. Mesâil-i içtihadiye-i hilâfiye, yüzde ondur. Doksan elmas sütun, on altının himayesine verilmez. Kitaplar ve içtihadlar Kur´ân´a dürbün olmalı..." ifadesini açıklar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Cumhûru, burhandan ziyade, mehazdeki kudsiyet imtisale sevk eder. Müçtehidînin kitapları vesile gibi, cam gibi Kur'ân'ı göstermeli; yoksa vekil, gölge olmamalı."(1)

İnsan zihni, melzuma bağlı olarak lazıma intikal eder. Yani cesetten ruha, fıkıh kitaplarından Kur’an’a doğru intikal eder. Halbuki durum tersine olmak gerekiyor. Yani İmam Azam’ın fetvası hakkında Kur’an ne diyor değil de, Kur’an’ın bu hükmünü İmam Azam nasıl anlamış demelidir. İmam Azam Kur’an’a şahit değil, Kur’an İmam Azama şahit olmalıdır. O zaman hükmün tesiri daha kuvvetli ve daha etkileyici olur. Zira kaynağın kutsi olması hüküm kadar kalplerde tesir bırakır. Kur’an Allah kelamı olduğu için, muhataba hükmü kadar bu vasfı ile de tesir eder.

İnsanların nazarı fıkıh kitaplarına odaklandığı için fıkıh kitapların lazımı ve esası olan Kur’an’ın kudsiyetinden tam istifade edemiyorlar. Nazarlar bu kitaplara gömülüyor. Kur’an’ın o eşsiz tesir ve etkisi kalp ve gönül dünyalarında tezahür etmediği için kalp ve gönüllerde bir katılık ve pas oluşuyor. Bu sebeple kitaplar Kur’an’a şeffaf bir ayna olmalı, vekil ve perde olmamalıdırlar. Yani kitaba bakıldığı zaman arkasında Kur’an görünmeli ve onun haşmet ve azametine intikal edilebilmelidir. Kitaplar gücünü ve kudretini Kur’an dan almalı ve bunu tam manası ile yansıtmalıdır.

İslam’ın ilk üç asrından sonra Kur’an kitapların kalın duvarları arkasında gizlenmiştir. Kitaplar Kur’an’nın yalın ve tesirli hakikatlerinden ziyade felsefi ve harici fikirleri işlediği için Kur’an’a hem içerik olarak hem de üslup olarak tam bir ayna olamamıştır. Mesela çok büyük Müfessirler Kur’an’ın yalın ve berrak hakikatlerini Yunan Felsefenin silik ve sönük fikirlerine tatbik etmişler ya da ayetleri o felsefi kalıplar içinde eritmeye çalışmışlar bu da Kur’an’a gölge ve vekil olmak anlamına geliyor.

Üstad Hazretleri bu hususu şu şekilde izah ediyor:

"Yahut, tedricî bir terbiye-i mahsusayla kütüb-ü şeriatı şeffaf birer tefsir suretine çevirip, içinde Kur'ân'ı göstermektir: Selef-i Müçtehidînin kitapları gibi, Muvatta, Fıkh-ı Ekber gibi. Meselâ, bir adam İbni Hacer'e nazar ettiği vakit, Kur'ân'ı anlamak ve Kur'ân'ın ne dediğini öğrenmek maksadıyla nazar etmeli. Yoksa İbni Hacer'in ne dediğini anlamak maksadıyla değil. Bu ikinci tarik de zamana muhtaçtır."(2)

Kur’an’ın yüzde doksan ayetleri mana ve hüküm bakımından açık ve nettir. Kimse bu ayetleri kendi heva ve fikrine göre yorumlayamaz. Bu ayetlere zaruriyat ve müsellemat deniyor ki, Üstad Hazretleri bu tarz ayetler için elmas sütün tabirini kullanıyor.

Kur’an’ın kalan yüzde onluk kısmı ise içtihat ve yoruma açıktır. Her müçtehit bu ayetlerden farklı içtihatlar çıkarabilir. Üstad Hazretleri bu kısım ayetlere de altın diyor. Öyle ise doksan elmas on altına tabi yapılmamalıdır. Yani bütün Müslümanları bir arada tutan yüzde doksanlık kısım, yine farklı coğrafya ve farklı kültürlerden dolayı farklı bakış açılarına hitap eden yüzde onluk ayetlere tabi edilip Müslümanların ayrışmasına sebep teşkil etmemelidir. Bizim yüzde onluk ihtilafımız olsa da yüzde doksan ittifakımız vardır, diyerek birlik ve beraberlik içinde olmamız gerektiğine işaret ediliyor. Cüzi farklılıklar, külli beraberliklerin önüne geçmemelidir.

Dipnotlar:

(1) bk. Sünuhat, Kur'an'ın Hakimiyet-i Mutlakası.
(2) bk. age.

İKİNCİ BİR CEVAP:

Üstadımız, Külliyat'ta işlediği mühim bir kâideyi her yerde uygulamaktadır. Oda şudur:

“Tevhid ve celâl ister ki, esbap ellerini çeksinler tesir-i hakikiden."(1)

Evet, sebepler olacaktır. Zira bunu hikmet iktizâ ediyor. Ancak bu sebepler hakiki ve müessir değillerdir.

“Her kimden her kime, nasıl ve ne şekilde olursa olsun, bütün hâmdler Allah’a aittir.(2)

İtikat açısından mühim olan, mezkur iki hakikat muvâcehesinde meselelere bakmak icâb eder. Zaten sualin cevabı, izâhı istenen cümlenin içerisindedir. Çünkü, "kitaplar ve içtihadlar Kurn’a dürbün olmalı, ayna olmalı; gölge ve vekil olmamalı" ifâdesinde, dürbün ile ayna ve vekil ile gölge örnekleri, meseleyi esâsından halletmektedir.

Çünki, dürbün ve ayna vasıtadır ve araya girer. Ancak dürbün, nesneyi iyi ve olduğu gibi görmeye; ayna ise, hakikatı olduğu gibi yansıtmaya sebeptir. Ne dürbün ve ne de ayna kendilerini göstermezler. Gölge ve vekil ise, hakikatın, olduğu gibi görünmesine engeldir. Hakikat ile insanlar arasına girmektir. Dolayısıyla dürbün ve ayna, vasıta olarak takdir ve tâltif edilir. Ancak vekil ve gölge olmak ise, hakikata engel ve hakikatın yüzünü başka tarafa çevirdiği için reddedilir.

Kur’ân'ın tenzilinin dört ana maksadından biri de ibâdettir. Yani kul ile Allah münâsebetini tanzim etmektir. Buna binâen, kul ile Allah arasına giren fakat münâsebeti kesen her şey batıldır.

Demek ki kul ile Kur’an, din veya Cenab-ı Hak (c.c) arasına girmeler, ibadet açısından ve Allah’la kul münâsebeti açısından hayra ve güzelliğe vesile ise câizdir ve faydalıdır. Yani, şeriat kitapları veya şahısları kul ile Allah arasında dürbün ve ayna vazifesi görüp hamdi, kulluğu ve teveccühü Allah’a intikâl ettiriyorsa, bu vesileler ve vasıtalar olmalıdır. Bu sebepler takdir ve tebcil edilir.

Buna örnek; bütün hadis kitapları, fıkıh kitapları, kelâm ve tefsirler dâhildir. Kısaca, Ehl-i sünnet meşrebine uygun bütün telifat, buna genel anlamda örnektir. Fakat araya girenler gölge ve vekil gibi, hedefi göstermez, fikirleri ve düşünceleri kendinde tutar. Dolayısıyla hürmeti, hamdi ve ubudîyeti Allah’tan çevirir, sebeplere bağlar ise, bunlar mahzurludur, reddedilir.

Mesela, Ehl-i sünnetin dışında bütün yollar, şahıslar ve eserler buna delil ve burhândır. Zira, bunlardan bazıları fikirleri, bazıları muhabbetleri, bazıları hürmetleri, bazıları da kulluk ve ubudiyetleri kendilerine çekerler. Allah ile münâsebeti âla merâtibihim keserler. Burada vasıtanın kendisinden ziyâde, muhataplarını yönlendirdiği cihetlere bakarak hükmetmek esastır. Dolayısıyla Elmalı Tefsiri ve diğer fıkıh kitapları, dürbün özelliği gören vasıtalar kısmındandır.

Dipnotlar:

(1) bk. Mesnevi-i Nuriye, Lem'alar.
(2) bk. Mektubat, Yirminci Mektup, İkinci Makam.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...