"Ecrâm-ı ulviye ve ecsâm-ı seyyare içinde küre-i arzın hakaret ve kesafetiyle beraber bu kadar hadsiz zîruhların, zîşuurların vatanı olması ve en hasis ve en müteaffin cüzleri..." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Dünyamızın dışında yaşayan varlıklar melekler, cinler ve ruhanîler olarak isimlendirilir. Bunların hayat şartları, insanların hayat şartlarına benzemez. Yani bu varlıklar yaşamak ve hayatta kalabilmek için havaya, suya, yemeye içmeye ihtiyaç duymazlar. Ayrıca bu varlıklar nuranî ve latif oldukları için de görünmezler. Ama onların varlıkları hakkında, hem Kur'an hem akıl ittifak etmiştir. Onların hayatları ve hayatına lazım olan şeyler bizimkinden farklı olduğu için, onları kendimize kıyas yanlış olur.

Üstad Hazretleri bu meseleyi şu şekilde izah ediyor:

"Mesela: İki adam, biri bedevî, vahşî, diğeri medenî, aklı başında olarak, arkadaş olup İstanbul gibi haşmetli bir şehre gidiyorlar. O medenî, muhteşem şehrin uzak bir köşesinde pis, perişan, küçük bir haneye, bir fabrikaya rastgeliyorlar. Görüyorlar ki, o hane amele, sefil, miskin adamlarla doludur. Acip bir fabrika içinde çalışıyorlar. O hanenin etrafı da zîruh ve zîhayatlarla doludur. Fakat onların medar-ı taayyüşü ve hususî şerâit-i hayatiyeleri vardır ki, onların bir kısmı âkilü'n-nebattır, yalnız nebâtatla yaşıyorlar. Diğer bir kısmı âkilü's-semektir, balıktan başka birşey yemiyorlar."

"O iki adam bu hali görüyorlar. Sonra bakıyorlar ki, uzakta binler müzeyyen saraylar, âli kasırlar görünüyor. O sarayların ortalarında geniş tezgâhlar ve vüs'atli meydanlar vardır. O iki adam, uzaklık sebebiyle veyahut göz zayıflığıyla veya o sarayın sekenelerinin gizlenmesi sebebiyle, o sarayın sekeneleri o iki adama görünmüyorlar. Hem şu perişan hanedeki şerâit-i hayatiye o saraylarda bulunmuyor."

"O vahşî, bedevî, hiç şehir görmemiş adam, bu esbaba binaen görünmediklerinden ve buradaki şerâit-i hayat orada bulunmadığından, der: 'O saraylar, sekenelerden hâlidir, boştur, zîruh içinde yoktur.' der, vahşetin en ahmakça bir hezeyanını yapar.İkinci adam der ki: Ey bedbaht! Şu hakir, küçük haneyi görüyorsun ki, zîruhla, amelelerle doldurulmuş. Ve biri var ki, bunları her vakit tazelendiriyor, istihdam ediyor. Bak, bu hane etrafında boş bir yer yoktur; zîhayat ve zîruhla doldurulmuştur. Acaba hiç mümkün müdür ki, şu uzakta bize görünen şu muntazam şehrin, şu hikmetli tezyinatın, şu san'atlı sarayların, onlara münasip âli sekeneleri bulunmasın? Elbette o saraylar umumen doludur ve onlarda yaşayanlara göre başka şerâit-i hayatiyeleri var. Evet, ot yerine belki börek yerler; balık yerine baklava yiyebilirler. Uzaklık sebebiyle veyahut gözünün kabiliyetsizliği ve onların gizlenmekliğiyle sana görünmemeleri, onların olmamalarına hiçbir vakit delil olamaz. Adem-i rüyet, adem-i vücuda delâlet etmez. Görünmemek, olmamaya hüccet olamaz."(1)

Bu meseleye insan zihni ve hayali açısından bakacak olursak, dünyanın dışında yani uzayda UFO diye isimlendirilen hayalî, garip, ucube şeklinde asılsız mahlûklar yoktur. Bunlar heyula tarzında vehimlerdir ki, insan zihninin bir hezeyanıdır. Ancak bilim kurgu tarzı, zihnî farazîyelerdir. Yoksa aslı ve esası olsa idi, çoktan tezahür ederdi. Var olan bir şeyin ebediyen veya uzun bir süre gizli kalması düşünülemez. Risale-i Nurlarda bu tarz bir kabul söz konusu değildir.

Kur’an ile UFO’cular, belki uzayın hali ve boş olmasının hikmet ve akla aykırı olduğu noktasında birleşebilirler. Yani Kur’an; “Uzay boş değildir ve olamaz” derken, Ufocular da aynısını söylüyorlar. Aralarındaki fark; uzay sakinlerinin keyfiyetleri hususudur.

Netice olarak insan, her şeyi mutlaka kendine kıyas edip ona göre hüküm veriyor. Yani, dünyanın dışında varlık olsa bile, mutlaka insan tarzında olması gerektiğini varsayar ve ona göre tanzim eder. Bu da hayalden ve hezeyandan öteye geçemez. Risale-i Nurlarda, dünyanın haricindeki varlıkların varlığı kabul edilir ve ispat edilir. Ama bu varlıklar, insan zihninin ve hayalinin ürettiği UFO ve uzaylı tarzında değil, Kur’an’ın ifade ettiği melekler, ruhanîler ve cinler tarzındadır.

(1) bk. Sözler, Yirmi Dokuzuncu Söz Birinci Maksat.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...