Eğer bir şeyi gönülden istiyorsak ve isteğimiz de bir türlü gerçekleşmiyorsa, ne yapmamız lazım? Risalelerden misal verebilir misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Biz istediğimiz şeyin hakkımızda hayır mı şer mi olduğunu bilemeyiz. Duamızın aynen kabul edilmesi Cenab-ı Hakk’ın hikmetine tabidir.

Bir de istediğimiz şey, Üstadımızın ifadesiyle, “Esbab-ı kabul dairesinde olmalı. Çünkü bazı şerait dâhilinde dua makbul olur. Şerait-i kabulün içtimaı nisbetinde makbuliyeti ziyadeleşir.” (Mektubat, 23. Mektup)

Muhtaç olmamak için çalışmak, hasta olunca ilaç kullanmak tevekkülün lâzımıdır. Ders çalışmadan imtihanı kazanmak, ağaç dikmeden meyve almak mümkün değildir.

İkinci olarak; sebeplere tam riâyet ettiğimiz, sünnetullah kanunlarına uyduğumuz halde arzumuza nail olamayabiliriz. Bu da Allah’ın takdiridir. Onda ne gibi hikmetler olduğunu bilemeyiz. Bize düşen dua ve niyaza devam etmektir.

Üstad Hazretleri bu meseleyi şu şekilde izah ediyor:

"Eğer desen: 'Birçok defa duâ ediyoruz, kabul olmuyor. Halbuki, âyet umumidir; her duâya cevap var.' ifade ediyor."

"Elcevap: Cevap vermek ayrıdır, kabul etmek ayrıdır. Her duâ için cevap vermek var; fakat kabul etmek, hem ayn-ı matlûbu vermek Cenâb-ı Hakkın hikmetine tâbidir."

"Meselâ, hasta bir çocuk çağırır: 'Yâ hekim, bana bak.' Hekim 'Lebbeyk,' der. 'Ne istersin?' Cevap verir. Çocuk 'Şu ilâcı ver bana.' der. Hekim ise, ya aynen istediğini verir, yahut onun maslahatına binâen ondan daha iyisini verir, yahut hastalığına zarar olduğunu bilir, hiç vermez."

"İşte, Cenâb-ı Hak Hakîm-i Mutlak, hâzır, nâzır olduğu için, abdin duâsına cevap verir. Vahşet ve kimsesizlik dehşetini, huzûruyla ve cevabıyla ünsiyete çevirir. Fakat, insanın hevâperestâne ve heveskârâne tahakkümüyle değil, belki hikmet-i Rabbâniyenin iktizâsıyla, ya matlûbunu veya daha evlâsını verir veya hiç vermez."

"Hem, duâ bir ubûdiyettir; ubûdiyet ise, semerâtı uhreviyedir. Dünyevî maksadlar ise, o nevi duâ ve ibâdetin vakitleridir; o maksadlar, gâyeleri değil. Meselâ, yağmur namazı ve duâsı bir ibâdettir. Yağmursuzluk, o ibâdetin vaktidir; yoksa, o ibâdet ve o duâ, yağmuru getirmek için değildir. Eğer sırf o niyet ile olsa, o duâ, o ibâdet hâlis olmadığından, kabule lâyık olmaz."(1)

(1) bk. Sözler, Yirmi Üçüncü Söz, Beşinci Nokta.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...