"Ef'alinde, şuununda, teşbihi ifade eden mesel var... Bu tabakata arifin tabakası, ehl-i aşk tabakası, sıddıkin tabakası gibi ayrı ayrı hisse sahiplerini kıyas edebilirsin." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Daha yüksek bir tabakanın hisse-i fehmi: Cenâb-ı Hak ezelîdir, ebedîdir, evvel ve ahirdir. Hiçbir cihette ne zatında ne sıfatında ne ef'âlinde naziri, küfvü, şebîhi, misli, misali, mesîli yoktur. Yalnız, ef'âlinde, şuûnunda, teşbihi ifade eden mesel var. وَ ِللّٰهِ الْمَثَلُ اْلاَعْلٰى Bu tabakata ârifîn tabakası, ehl-i aşk tabakası, sıddıkîn tabakası gibi ayrı ayrı hisse sahiplerini kıyas edebilirsin." (Sözler, 25. Söz, Birinci Şule, Üçüncü Şua, İkinci Cilve)
Buradaki "mesel", Allah’ın mutlak sıfatlarının idrak edilebilmesi için getirilen teşbihlerdir. Mesela, "kabza-i tasarruf" bir şeyi avcunun içinde tutmak, bir şeye hâkim, galip ve vakıf olmak manalarına geliyor.
"Kabza", yani avuç burada mecazî bir mana taşıyor. Yoksa -haşa- Allah’ın bir avuç içi var, eşya da maddi olarak bu avucun içinde manası kastedilmiyor.
Benzer teşbih ve mecazları ayet ve hadislerde de görmekteyiz. Bu sınıfa giren birçok ayet ve hadisler mevcuttur. Ayetlerden bazılarını misal olarak verelim:
"Allah'ın eli kulların ellerinin üstündedir." (Feth, 48/10)
"Benim nefsimdekini bilirsin; fakat ben senin nefsinde bulunanı bilmem." (Maide, 5/116)
"Allah, gökleri, yeri ve her ikisinin arasındakileri altı günde yaratmış, sonra da Arş'ın üzerine istiva etmiştir." (Secde, 32/4)
Allah’ın kâinatı mutlak manada tedbir ve tedvir etmesini Kur’an "istiva" teşbihi ile ifade ediyor. Evet, ayetlerde Allah'ın yeri ve gökleri yarattıktan sonra arşı istiva ettiği bildirilmiştir.
"İstevâ alâ arşihî" tabiri, Allah'ın bütün yaratıkların Rabb'i, idarecisi ve koruyucusu olmasından kinayedir.
Ayet ve hadislerde kullanılan bu gibi müteşabih meseller ve ifadeler, Cenâb-ı Hakk'ın ezelî, ebedî, evvel ve ahir, hiçbir cihette ne zatında ne sıfâtında ne ef'âlinde naziri küfvü şebîhi, misli, misali, mesîli olmadığı düşünülerek birer teşbin olarak anlaşılmalıdır.
"Bu tabakata ârifîn tabakası, ehl-i aşk tabakası, sıddıkîn tabakası gibi ayrı ayrı hisse sahiplerini kıyas edebilirsin."
“O doğurmamış ve doğurulmamıştır. Ve hiçbir şey onun dengi değildir.” (İhlas, 112/3-4).
Bu ayetten her bir anlayış tabakası kendi meslek ve meşrebine göre farklı manalar çıkarmışlar. Bu anlayış tabakaları içinde arifler, âşıklar, sıddıklar diye adlandırılan farklı ilim ve irfan grupları bu ayetten kendi yüksek derecelerine göre mana ve anlamlar çıkarmışlar ve bunu eserlerine kaydetmişler.
Mesela, ariflerden ve aşıklardan olan İbnü'l-Arabi bu ayetten tevhidde istiğrakı anlamış. Allah’ın zatı ve varlığı konusunda o kadar derinleşip ilerlemiş ki eşyanın varlığını göremez hale gelip “la mevcude illa hu” yani ondan başka mevcut yok demiş.
Bu ayetten sıddıkların babası Hz. Ebu Bekir (ra)’ın anladığı mana ile sıradan bir müminin anladığı mana bir olmasa gerek.
Yani burada her meslek ve meşrep büyükleri bu ayetin çok derin ve ince manalarından kendine göre manalar çıkararak ayetin ne kadar külliyetli ve mucize bir belagata sahip olduğunu göstermişler.
İlave bilgi için tıklayınız:
- "Sıfat" ve "Şuûnat" ne demektir?
- Şuunat kavramı! (Video: Sinan YILMAZ).
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü