Efendimiz, doğumu ile mu’cizelere mazhar olmuş; bu harikulâde hâdiselerden yola çıkarak, peygamber olacağını biliyor muydu?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Peygamberlerin sıfatlarından biri de fetânettir. Fetânet; peygamberlerin üstün bir akıl ve zekâya, kuvvetli bir hâfıza ve yüksek bir ikna gücüne sahip olmalarıdır. Her peygamberin, şerefli ve yüce olduğu kadar da ağır ve çok mesuliyetli olan peygamberlik vazifesini eksiksiz ve mükemmel bir şekilde yerine getirebilmesi için, böyle üstün bir zekâya ve yüksek bir kabiliyete sahip olması gerekir. Aksi halde, gönderildikleri milletlere karşı kuvvetli hüccet ikame edemez, onları ikna veya ilzam ile güzel mücadele yapamazlar; kendilerine inananları irşad ederek onları hak ve hidayete sevk edemezler.

Peygamberler, insanların en akıllısı, en zekisi ve en kabiliyetlisi olan mümtaz şahsiyetlerdir. Kendilerinde mutedil bir yaratılış ve güzel ahlak tecelli etmiştir. Bu kadar mu’cizelerden ve harikulade hâdiselerden sonra, akıl ve zekâvette zirvede olan İki Cihan Serveri (asm)'nin nebi olacağını tahmin etmemesi mümkün değildir. Bu mülahaza ile baktığımız zaman, onun, her şeyi nebi olmadan önce de bildiğini ve vakıf olduğunu söyleyebiliriz.

Zaten o İki Cihan Serveri (asm) risaletten önce velayet-i Ahmediye makamında yine aziz bir kul idi; her şeyi velayeti ile müşahede ediyordu. Böyle keskin ve yüce bir velayet makamında o hâdiselerin neye işaret ettiğini bilmemesi mümkün değildir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Okunma sayısı : 3.917
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

NurluReis

Kasas suresi 86.ayet ile bu dedikleriniz çelişmiyor mu?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale

Hz. Muhammed (s.a.v.) peygamberlikten önce de tevhidi bir hayat yaşıyordu. Ancak, kendisine bir kitap (Kur'an) indirileceğini veya bir peygamberlik vazifesi verileceğini kesin olarak bilmiyordu. Yani, bu durum onun için bir beklenti değil, tamamen ilahi bir takdirdi. Kasas Suresi'ndeki ayet de bu beklenmedik ilahi lütfu vurgular.

Bahîra rahibin söyledikleri ise, peygamberliğin geleceğine dair kesin bir bilgi değil, bir müjde ve gaybî bir işarettir. Olayda rahip, peygamberimizden ziyade Kureyşlileri muhatap alarak, gelecekteki bir durumu haber vermiştir. Bu sözler, peygamberimizde bir beklenti oluşturmaktan çok, onun gelecekteki misyonuna dair dışarıdan gelen bir tasdiktir.

Bahîra rahip gibi önceki kutsal kitapları bilen kişiler, gelecek peygamberin alametlerini bilebilirler. Ancak bu bilgi, peygamber olacak kişinin bizzat kendisinin bu durumu bilmesini gerektirmez. Ayet, peygamberliğin Allah tarafından verilmiş bir lütuf olduğunu, peygamberimizin bunu kişisel bir hedef veya arzu olarak beklemediğini vurgular.

Peygamberlik, bir peygamberin "tahmin etmesi" veya "istemesi" ile olmaz. Tamamen Allah'ın seçimi ve vahiyle gerçekleşen bir olaydır. Bahîra rahibin müjdesi, bu seçimin dışarıdan görülen alametlerinden biridir. Ayet ise, peygamberliğin bir insan tasarrufu değil, ilahi bir rahmet olduğunu net bir şekilde ortaya koyar.

Sonuç olarak, Bahîra rahibin olayı, peygamberliğin alametlerini gören bir bilgenin müjdesidir. Kasas Suresi'ndeki ayet ise, peygamberliğin beklenmedik ve tamamen ilahi bir lütuf olduğunu, peygamberimizin kendi iradesiyle bu makama talip olmadığını vurgular. Dolayısıyla, bu iki durum arasında bir çelişki bulunmamaktadır.


 
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...