"Ervâh-ı neyyire ashabı olan enbiyalar" , "Kulûb-u münevvere aktâbı olan evliyalar" , "Ukul-u nuraniye erbabı olan asfiyalar" ifadeleri ile Sekizinci Pencere'yi izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Sekizinci Pencere"

"Nev-i beşerdeki bütün ervâh-ı neyyire ashabı olan enbiyalar (aleyhimüsselâm), bâhir ve zahir mucizatlarına istinad ederek ve bütün kulûb-u münevvere aktâbı olan evliyalar, keşif ve kerametlerine itimad ederek ve bütün ukul-u nuraniye erbabı olan asfiyalar, tahkikatlarına istinad ederek, bir tek Vâhid-i Ehad, Vâcibü'l-Vücud, Hâlık-ı Külli Şey'in vücub-u vücuduna ve vahdetine ve kemal-i rububiyetine şehadetleri, pek büyük ve nuranî bir penceredir; hem her vakit o makam-ı rububiyeti göstermektedir."

"Ey biçare münkir! Kime güveniyorsun ki bunları dinlemiyorsun? Veyahut gündüz içinde gözünü kapamakla, dünyayı gece mi oldu zannediyorsun?" (Sözler, Otuz Üçüncü Söz, Sekizinci Pencere)

Neyyir; nurlu, ışık kaynağı gibi manalara geliyor. Enbiyanın ruhları nurludur, Allah’ın hususi bir lütfuyla insanlara rehber olarak gönderilen o mübarek zatların ruhlarını Allah terbiye etmiş, kemale erdirmiş, neyyir kılmıştır. Onlar da bu nur ile insanların kalplerini ve akıllarını aydınlatır, onlara doğru yolu gösterirler. Onların eliyle gösterilen mucizeler Allah’ın ihsanıdır, insanların o büyük rehberlere bağlanmalarına yardım eden birer hidayet meşalesidir

Evliya, kulub-u münevvere aktabıdırlar. Münevver, nurlanmış demektir. Onlar manevi mücahede ile kalblerini iman nuruyla, salahat ve ibadet nuruyla terakki ettirmişler, böylece Allah’ın sevgili kulları olmuşlardır. O nurlanmış kalbleriyle birçok gizli hakikatı keşfetmişler ve birçok keramete yani ilahi ihsan ve ikrama nail olmuşlardır.

Peygamberlere ihsan edilen mucizeler gibi, evliyaya ihsan edilen kerametler de insanların o büyük mürşitlere bağlanmaları ve kalplerini tasfiye ve nefislerini tezkiye etme yolunda ilerlemeleri için birer kandil vazifesi görür.

Asfiya da Allah’ın seçkin ve sevgili kullarıdır; hepsi evliyadandırlar. Bu büyük velilere asfiya denilmesinin sebebi, onların sadece kalplerin tekâmülüyle kalmayıp akılları da nurlandırmaya vesile olmaları cihetiyledir. Yani bu zatlar hem kalplerini kâmil iman ile terakki ettirirler, hem da insanları ilmen irşad etmek üzere iman ve amel-i salih konusunda dersler verir, aklî deliller ve burhanlarla onları yanlış yollara girmekten muhafaza ederler. Bütün mücedditler ve mürşitler bu gruba dâhildir.

Bütün peygamberlerin ve onların izinden giden nurlu zevatın en büyük ve birinci davası ise; tevhiddir. Kur’ân ve sünnetin terbiyesi ile yetişmiş milyonlarca evliya ve asfiya da onların davasını tasdik ediyorlar. Milyonlarca evliya kerametleriyle, sayısız asfiya ve âlimler aklî delil ve burhanlarla, peygamberlerin tevhid davasını teyit ve takviye ediyorlar.

Böyle büyük ve sarsılmaz ve keyfiyetli bir ittifaka; ancak vicdanı bozulmuş, aklı şaşkınlığa düşmüş insanlar karşı çıkabilir. Vicdanı sağlam ve aklı istikametli olan insanlar, bu kuvvetli ve sarsılmaz ittifaka alâkasız kalmazlar.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...