"Evet, kahır ve cebirle zahirî bir hâkimiyet, sathî bir tahakküm, kısa bir zamanda ibka edilebilir... İcrâ-yı tesir ederek, zahiren ve bâtınen beğendirmek..." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Üçüncü nükte: Evet, kahır ve cebirle zahirî bir hâkimiyet, sathî bir tahakküm, kısa bir zamanda ibka edilebilir. Fakat bütün kalblere, fikirlere, ruhlara icrâ-yı tesir ederek, zahiren ve bâtınen beğendirmek şartıyla vicdanlar üzerine hâkimiyetini muhafaza ve ibka etmek, en büyük harika olmakla, ancak nübüvvetin hassalarından olabilir."

Kaba kuvvet, cebir ve baskı ile insanları itaat altına almak mümkün değildir, olsa da kısa süreli olabilir. Ama insanların kalplerini fethederek temin edilen itaat, gönüllülük esasına dayandığı için daimidir.

Zalim ve diktatörler insanlara baskı ve zulüm ile kısa bir zaman hâkim olabilirler.

Habib-i Kibriya Efendimiz (a.s.m); "Değil zâhirî bir tasallut, belki akılları, ruhları, kalbleri, nefisleri fetih ve teshir”etti.

Peygamber Efendimiz (asm.), bilhassa Mekke döneminde çok ağır şartlar altında İslâm’ı insanlara tebliğ etmiş, O’nun risaletini kabul edip ümmeti olma şerefine erenler de çok büyük işkencelere maruz kalmışlardır. İslâm’ın temeli bu ağır şartlarda atılmıştır. İman edenlerden bu temele nice canlar feda edilmiş, nice kanlar akmıştır. Bu hal gösteriyor ki, İslâm’ı kabul eden ve iman dairesine girenler “akıllarının ikna, kalplerinin tatmin ve nefislerinin fetih ve teshir” edilmesi neticesinde, O’nun ümmeti olmayı kabul etmiş ve iman uğrunda dayanılmaz eza ve cefalara, akıl almaz zulümlere tahammül etmişlerdir. Bunun aksi olsaydı, yani Allah Resulü (asm.) Kur’ân-ı Kerîm'i insanlara tebliğ ettiğinde bütün ülkeye hâkim bir devlet reisi olsa idi, İslâm’ı kabul edenlerin zorla yahut bir menfaat karşılığı bu yola girdikleri belki vehmedilebilirdi.

Bilindiği gibi, ruh, beden ülkesinin sultanıdır. O fethedildi mi bütün beden de fethedilmiş olur, ayrıca o kişinin bütün malı ve mülkü de İslâm’ın emrine girer.

İşte Asr-ı saadetteki manzara budur. Peygamber Efendimiz (asm.) ruhları, akılları, kalpleri ve nefisleri fethederek İlâhî marifet ve muhabbetle doldurmuştur. Bunun içindir ki Üstadımızın ifadesiyle, “mahbub-u kulub, muallim-i ukul, mürebbi-i nüfus, sultan-ı ervah” olmuştur.

Aradan bin dört yüz yıl geçmesine rağmen, milyarlarca Müslüman hâlâ Peygamber Efendimiz (asm)’a, severek ve isteyerek itaat ediyor ve ona hürmetle tazimde bulunuyor.

Kaba ve baskıcı adamları kimse sevmez, hele aradan bir zaman geçtikten sonra ne itaat kalır ne de hürmet.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 2.395
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

drerkan
zahiren ve batınen ne demektir?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale

"Zahiren" kelimesi insanı zorbalıkla itaat altına almak, yani bedenine ve özgürlüğüne hükmetmek anlamına gelirken "batinen" kelimesi ise, insanın gönlüne ve kalbine hükmetmek anlamına geliyor.
Gönle hükmetmek sevgi ve saygı ile olur. 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...