"Esbab içinde, bilbedâhe en eşrefi ve ihtiyarı en geniş ve tasarrufatı en vâsi, insandır." Başka yerlerde insanın diğer mahlûkata göre daha aciz daha zavallı, daha biçare olduğu ifade edilmektedir. Bunu nasıl anlamalıyız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İnsan ahsen-i takvimde yaratılmıştır. Yani mahiyet ve istidat yönünden ondan daha güzel, ondan daha üstün varlık yoktur. O arzın halifesidir. Bütün diğer varlıklar o halifenin hizmetine verilmişlerdir. Güneş onun yolunu aydınlatmış, hava kanını temizlemiş, arılar ballarını, ağaçlar meyvelerini, koyunlar sütlerini onun sofrasına dizmişlerdir.

Öte yandan insan en zayıf ve en fakir olarak yaratılmıştır. Üstad Hazretleri bu konuyu aydınlatan harika bir misal verir. Karanlık ne kadar koyu olursa ışığın parlaklığı o nispette kendini gösterir. Cansız bir varlık hiç olmamaya göre bir derece ışık sahibi olmuştur, bu ışık varlık nurudur. Allah’ın rahmeti onda bu şekilde tecelli etmiştir. Bir ağaç ise yarı canlı bir hayata kavuşmakla bütün kâinatla irtibat kurabilmiştir. Allah, onun imdadına güneşini, yağmurlarını, topraklarını göndermiştir. Onda varlık nuru bir derece daha ileri tecelli etmiştir. Cansız varlıklar ne suya muhtaçtırlar, ne güneşe ne toprağa. Ama bu zenginlik onları bitkilerden daha aşağı kılmıştır.

Bitkiler de ne görmeye muhtaçtırlar ne işitmeye ne hareket etmeye. Hayvanlar bütün bunlara muhtaçtırlar, ama bu ihtiyaç onları bitkilerin çok üstünde bir mevkiye çıkarmıştır. İnsanlar ise anlamaya, düşünmeye muhtaçtır. Bu ihtiyaç da onları hayvanlardan çok daha üstün kılmıştır.

Üstat Hazretleri “Hakikî hakaik-i eşya esmâ-i İlâhîyedir.” buyurur. Buna göre eşyanın birbirinden üstünlüğü onlarda tecelli eden İlâhî isimlere göredir. Bir varlıkta ne kadar çok isim ne kadar ileri derecede tecelli etmişse, o varlık diğerlerinden o derece üstündür. Bu tecelliler de varlığın tecelliye olan ihtiyacına göre gerçekleşir. Mesela, taşlar rızka muhtaç değillerdir, görmeye işitmeye muhtaç değillerdir. Onun için onlarda Rezzâk, Basîr ve Semi’ isimleri tecelli etmez ve o şereften mahrum kalırlar. İnsan bütün esmânın tecelliyatına muhtaçtır ve bu ihtiyaç, bu fakirlik onu en üstün derecelere çıkarır ve kendisi için en büyük bir nimet olur.

Şimdi soru cümlesine bu nazarla bakalım:

"Esbab içinde, bilbedâhe en eşrefi ve ihtiyarı en geniş ve tasarrufatı en vâsi, insandır."

İnsan, iradeye, kudrete, ilme, görmeye, işitmeye ve daha nice maddî ve manevî cihazlara ve sıfatlara muhtaçtır. Bu ihtiyacı bütün esmânın tecellisiyle karşılanmış ve onu ahsen-i takvimde en mükemmel bir varlık haline getirmişti. Bu büyük istidat ile varlık âleminde en geniş bir tasarruf sahibi olmuştur.

Üstadımızın, Yirmi Üçüncü Söz’de yer alan bir hikmet dersiyle konuya son verelim:

“İnsan, şu kâinat içinde pek nâzik ve nâzenin bir çocuğa benzer. Zaafında büyük bir kuvvet ve aczinde büyük bir kudret vardır. Çünkü o zaafın kuvvetiyle ve aczin kudretiyledir ki, şu mevcudât, ona musahhar olmuş.”

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...