"Dünya bir kitab-ı Samedanidir. Huruf ve kelimatı nefislerine değil, belki başkasının zat ve sıfat ve esmasına delalet ediyorlar. Öyle ise manasını bil, al; nukuşunu bırak, git." İzah eder misiniz?

Soru Detayı

- Nukuşunu bırakıp gitmeyi açıklar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Nukuşunu Bırak, Git" ifadesinden özetle şunlar anlaşılabilir:

  • Dünya ve kâinatın süslerine (nakışlarına) takılıp kalma. Onların geçici ve fâni olduğunu unutma.
  • Bu nakışların işaret ettiği manaları kavramaya çalışıp, o manalardan istifade et. Allah’ın varlığına, birliğine, isim ve sıfatlarına delalet eden yönlerini anlamaya çalış.

  • Bu dünyaya bağlanmadan, asıl hedefin olan ahiret yolculuğuna odaklan.
  • Maddiyatın zahiri ve aldatıcı cazibesinden sıyrıl ve hakiki manalara yönel.

Bu ifade, insanın fani olan dünya hayatında ebedi saadeti kazanmak için manevi bakış açısını geliştirmesi gerektiğini güçlü bir şekilde ihtar eder.

Evet, Cenab-ı Hakk’ın esma-i hüsnasından biri de Samed’dir. Samed; her şeyin ona muhtaç olduğunu, kendisinin ise hiçbir şeye muhtaç olmadığını ifade eder. İhtiyaç denilince, öncelikle yokluktan kurtulup varlık âlemine gelmek ve bu âlemde varlığını devam ettirmek anlaşılır. Bu manasıyla Samed ismi bütün eşyada tecelli eder. Allah, ne Güneş'e ne Ay'a ne yıldızlara ne dağlara ve taşlara muhtaç değildir. Onlar ise var olmalarında ve varlıklarını devam ettirmede ona muhtaçtırlar.

Bitkiler âlemine geçtiğimizde ihtiyaç dairesi genişlenir, Samed ismi de daha ileri manada tecelli eder. Bir taş sadece varlığının devamına muhtaç iken, bir ağaç, “toprağa, havaya, suya, bahara, gece ve gündüze, güneşe” muhtaçtır.

Hayvanda ihtiyaç dairesi daha da genişlenir. Bir hayvan, bitkilerin muhtaç olduğu bu şeylerin tümüne muhtaç olmanın yanı sıra, görmeye, işitmeye, yemeye, içmeye, hareket etmeye de muhtaçtır.

İnsana akıl verilmesiyle ihtiyaç dairesi “madenlerden, ışınlar âlemine” kadar genişlemiş ve bugün teknolojinin ulaştığı her şey insan ihtiyacının birer meyvesi olarak ortaya çıkmıştır.

Üstad Hazretleri kalbe "âyine-i Samed" demekle samediyetin en geniş aynasının insan kalbi olduğunu ortaya koymuştur. Göz görme ile kulak işitme ile mide gıdalanmakla, akıl anlamakla tatmin olurken kalb, ancak Allah’a iman ve marifet ile tatmin olur. Onun ihtiyaç dairesi şu görünen âleme münhasır kalmaz. İnsan kalbi, Allah’a, ahirete diğer bütün iman ve Kur’an hakikatlerine inanmaya da muhtaçtır.

"...Biliniz ki kalpler ancak Allah’ın zikriyle (onu anmakla) tatmin olur (huzur bulur)." (Ra’d, 13/28)

ayet-i kerimesi bütün insanlık âlemine bu dersi vermekte, akıl ve kalplerini ihmal ederek sadece nefislerinin tatminine çabalayanların düştükleri manevî ve ruhî sıkıntıların çaresini göstermektedir.

"Kitab-ı Samedanî" terkibinde geçen “kitap” kelimesi üzerinde de kısaca duralım. Nur Külliyatı'nda bu kâinat bir kitaba benzetilir; kudret kalemiyle ve element mürekkebiyle yazılmış bir kitap. Bu kitap yine Külliyat’ta ifade edildiği gibi “rabbanî”dir. Yani bu kâinat kitabındaki “meyve” kelimesi bir terbiyeden geçmiştir ve yenilir; “Güneş” kelimesi bir terbiyeden geçmiştir ışık verir, ısı verir; “insan” kelimesi akıl sahibidir, düşünür.

Herhangi bir kelime kâtipsiz olamayacağına göre, bu rabbanî kelimeler elbette kâtipsiz, Sani’siz, Hâlık’sız olamazlar.

Öte yandan, bu kelimelerde samediyet de tecelli eder. Yani, bu hayattar kelimeler ihtiyaç sahibidirler. "Elma" kelimesi ile hakiki elma arasındaki en bariz fark buradadır. Gerçek elma bahara muhtaçtır, suya, güneşe hâsılı bütün bir âleme muhtaçtır. Elmanın ismi veya resmi ise rabbanî olmadığı için samedanî de değildir. Yani, gerçek elmanın özelliklerini taşıyacak şekilde terbiye edilmediği için, onun muhtaç olduğu şeylere de muhtaç değildir.

Nukuş burada dünyanın nefse bakan ve heva ve hevese hitap yönüdür yani Allah ve ahireti unutturan her şey nukuştur. Bu bazen mal olur, bazen makam olur, bazen gençlik ve şehvet olur, bazen dünyevi nimetler olur. Bazen kadın veya erkek olur bazen de evlat iyal olur vesaire.

Bir çiçeğe bakıp onun üstündeki İlahi isim ve sıfatları görmeyip sadece çiçeğin suri güzelliğine meftun olmak da bir nukuştur. Sanat ve eserlerde ki nakışlar ve estetik güzellikler Allah’ın tanınmasına ve sevgisine vesile oluyorsa bu mana-yı harfi ile okumak anlamına geliyor. Yok sadece nefse ve kısacık dünya faydasına vesile oluyorsa bu bakış manay-ı ismi ve nukuş oluyor.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 7.043
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...