"Dünya, bir kitab-ı Samedânîdir. Huruf ve kelimâtı nefislerine değil, belki başkasının zat ve sıfat ve esmasına delalet ediyorlar. Öyle ise manasını bil al, nukuşunu bırak git..." Misallerle açabilir misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Cenâb-ı Hakk’ın esma-i hüsnasından biri de Samed’dir. Samed; her şeyin ona muhtaç olduğunu, kendisinin ise hiçbir şeye muhtaç olmadığını ifade eder. İhtiyaç denilince, öncelikle yokluktan kurtulup varlık âlemine gelmek ve bu âlemde varlığını devam ettirmek anlaşılır. Bu manasıyla Samed ismi bütün eşyada tecelli eder. Allah, ne Güneş'e ne Ay'a, ne yıldızlara ne dağlara ve taşlara muhtaç değildir, onlar ise var olmalarında ve varlıklarını devam ettirmede ona muhtaçtırlar.

Bitkiler âlemine geçtiğimizde ihtiyaç dairesi genişlenir, Samed ismi de daha ileri manada tecelli eder. Bir taş sadece varlığının devamına muhtaç iken, bir ağaç, “toprağa, havaya, suya, bahara, gece ve gündüze, güneşe” muhtaçtır.

Hayvanda ihtiyaç dairesi daha da genişlenir. Bir hayvan, bitkilerin muhtaç olduğu bu şeylerin tümüne muhtaç olmanın yanı sıra, görmeye, işitmeye, yemeye, içmeye, hareket etmeye de muhtaçtır.

İnsana akıl verilmesiyle ihtiyaç dairesi “madenlerden, ışınlar âlemine” kadar genişlemiş ve bugün teknolojinin ulaştığı her şey insan ihtiyacının birer meyvesi olarak ortaya çıkmıştır.

Üstad Hazretleri kalbe "âyine-i Samed" demekle samediyetin en geniş aynasının insan kalbi olduğunu ortaya koymuştur. Göz görme ile kulak işitme ile mide gıdalanmakla, akıl anlamakla tatmin olurken kalb, ancak Allah’a iman ve marifet ile tatmin olur. Onun ihtiyaç dairesi şu görünen âleme münhasır kalmaz. İnsan kalbi, Allah’a, âhirete diğer bütün iman ve Kur’ân hakikatlerine inanmaya da muhtaçtır.

"...Biliniz ki kalpler ancak Allah’ın zikriyle (Onu anmakla) tatmin olur (huzur bulur)." (Ra’d, 13/28)

âyet-i kerîmesi bütün insanlık âlemine bu dersi vermekte, akıl ve kalplerini ihmal ederek sadece nefislerinin tatminine çabalayanların düştükleri manevî ve ruhî sıkıntıların çaresini göstermektedir.

"Kitab-ı Samedanî" terkibinde geçen “kitap” kelimesi üzerinde de kısaca duralım. Nur Külliyatı'nda bu kâinat bir kitaba benzetilir; kudret kalemiyle ve element mürekkebiyle yazılmış bir kitap. Bu kitap yine Külliyat’ta ifade edildiği gibi “Rabbanî”dir. Yani, bu kâinat kitabındaki “meyve” kelimesi bir terbiyeden geçmiştir ve yenilir; “Güneş” kelimesi bir terbiyeden geçmiştir, ışık verir; “insan” kelimesi akıl sahibidir, düşünür.

Herhangi bir kelime kâtipsiz olamayacağına göre, bu Rabbanî kelimeler elbette kâtipsiz, Sani’siz, Hâlık’sız olamazlar.

Öte yandan, bu kelimelerde Samediyet de tecelli eder. Yani, bu hayattar kelimeler ihtiyaç sahibidirler. "Elma" kelimesi ile hakiki elma arasındaki en bariz fark buradadır. Gerçek elma bahara muhtaçtır, suya, güneşe hâsılı bütün bir âleme muhtaçtır. Elmanın ismi veya resmi ise Rabbanî olmadığı için Samedanî de değildir. Yani, gerçek elmanın özelliklerini taşıyacak şekilde terbiye edilmediği için, onun muhtaç olduğu şeylere de muhtaç değildir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...