İkinci Mevkıf

İçerikler


  1. İhlas suresinin iki ayetinin tefsiri ve Otuz İkinci Söz İkinci Mevkıf ile münasebeti hususunda bilgi verir misiniz?

  2. “Ehl-i şirk ve dalaletin vekili”nin “ehadiyete ve vahdete dair ehl-i tevhide vesvese yapmak” istemesini izah eder misiniz?

  3. "Ey ehl-i tevhid! Ben, kendi müvekkillerim namına bir şey bulamadım, mevcudatta bir hisse çıkaramadım, mesleğimi ispat edemedim..." Bu suali açar mısınız?

  4. "Bütün mevcudat, bütün zerrat, bütün yıldızlar, her biri Vâcibü’l-Vücudun ve Kadîr-i Mutlakın vücub-u vücuduna birer burhan-ı neyyirdir." İzah eder misiniz?

  5. "Bütün kâinattaki silsilelerin her biri Onun vahdâniyetine birer delil-i kat’îdir." İzah eder misiniz, buradaki silsilelerden maksat nedir?

  6. "Kur’ân-ı Hakîm, hadsiz burhanlarında ispat ettiği gibi, umumun nazarına en zâhir burhanları daha ziyade zikreder." Delil ve burhanlardan, zâhir dereceyi nazara vermesinin hikmeti nedir?

  7. "Kur’ân-ı Hakîm, hilkat-i arz ve semâvâtı, vahdâniyete bedâhet derecesinde bir burhan gösteriyor ki, ister istemez..." Zikredilen âyet-i kerîmelerin yerleri ve konuyla münasebetini anlatır mısınız?

  8. "Kur’ân-ı Hakîm, şu nevi âyatla, yıldızlardan ve semâvâttan tutup, tâ zerrelere kadar şirki tard eder." Kur’ân-ı Hakîm’den bir iki delil ve burhan göstererek, nazara verilen hakikatin anlaşılmasına yardımcı olabilir misiniz?

  9. "Devâir-i masnuatından olan manzume-i şemsiye" ne demektir?

  10. "Madem o Kadîr-i Mutlak, şemsi, seyyârâtıyla kabza-i tasarrufunda tutuyor ve tanzim ve teshir ve tedvir ediyor. Elbette, o manzume-i şemsiyenin bir cüz’ü ve şems ile bağlanan küre-i arz..." İzah eder misiniz?

  11. "Madem bütün zeminin yüzüne serilen ve serpilen ve yüzünü yaldızlayan ve ziynetlendiren ve her zaman tazelenen..." Devamıyla izah eder misiniz?

  12. "Madem bütün envâ Onun kabza-i kudretindedir. Elbette, o envâın muntazam ve mükemmel fertleri ve âlemin küçük misal-i musağğarları ve envâ-ı kâinatın bilânçoları..." Devamıyla izah eder misiniz?

  13. "Madem her bir hüceyre ve kandaki her bir küreyvat Onun taht-ı emrindedir ve daire-i tasarrufundadır ve Onun kanunuyla hareket ederler..." Devamıyla izah eder misiniz?

  14. "Madem herbir zerrenin hareketi ve vazife görmesi Onun kanunuyla, izniyle, emriyledir. Elbette, teşahhusât-ı vechiye ve herkesin yüzünde herkesten onu temyiz edecek birer alâmet-i farika bulunması..." devamıyla izah eder misiniz?

  15. "Silsileye, mebde’ ve müntehâyı zikrederek işaret eden şu âyete bak: وَمِنْ اٰيَاتِهِ خَلْقُ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ وَاخْتِلاَفُ اَلْسِنَتِكُمْ وَاَلْوَانِكُمْ اِنَّ فِى ذٰلِكَ َلاٰياَتٍ لِلْعَالِمِينَ" Bu ayeti ve meseleyle münasebetini açar mısınız?

  16. "Madem hilkat-i semâvât ve arz, bir Sâni-i Kadîri ve o Sâni-i Kadîrin nihayetsiz bir kudretini ve o nihayetsiz kudretin nihayetsiz kemâlde..." Kudret ve kemâlin nihayetsiz olmasının şirki reddetmesi ve şeriklerden müstağni olmasını nasıl anlamalıyız?

  17. "Hem de şürekâya hiçbir ihtiyaç olmadığı ve kâinat onlardan müstağni-yi mutlak oldukları halde, şerik-i ulûhiyet gibi, rububiyet ve icad şerikleri dahi mümtenidirler." Uluhiyet şerikleri ile rububiyet ve icad şerikleri ifadelerini açıklar mısınız?

  18. "Semâvât ve arzın Sâniindeki kudret, hem nihayet kemâlde, hem nihayetsiz olduğunu ispat ettik. Eğer şerik bulunsa, mütenâhi diğer..." Şirkin ne kadar akıl ve mantıktan uzak ve ters bir yaklaşım olduğunun anlatıldığı bu bölümü izah eder misiniz?

  19. İlm-i usûl ne demektir; "müstağniyetün anhâ" ve "mümteniatün bizzât" tabirlerinin izahını yapar mısınız?

  20. "Bir delilden, bir emareden neş’et etmeyen bir ihtimalin ehemmiyeti yok; kat’î ilme şek katmaz, yakîn-i hükmîyi sarsmaz." cümlesini izah eder misiniz?

  21. "Meselâ, zâtında Barla Denizi (yani Eğirdir Gölü), imkân ve ihtimal var ki, pekmez olsun, yağa inkılâb etmiş olsun. Fakat, madem bir emareden o imkân ve ihtimal neş’et etmiyor..." Bu benzetmeyi açar mısınız?

  22. "Dâvâ-yı şirk, sırf tahakkümî ve manasız söz ve dâvâ-yı mücerret olduğundan, şirki iddia etmek mahz-ı cehalet, ayn-ı belâhettir." Detaylıca izah eder misiniz?

  23. "Şirke emare, kâinattaki tertib-i esbabdır, herşeyin bir sebeple bağlı olduğudur. Demek esbabın hakikî tesirleri vardır. Tesirleri varsa şerik olabilirler." soru ve cevabını detaylı açar mısınız?

  24. "Meşiet ve hikmet-i İlâhiyenin muktezasıyla ve çok esmânın tezahür etmek istemesiyle, müsebbebat esbaba raptedilmiş." cümlesindeki "çok esmanın tezahür etmek istemesiyle" ifadesine kâinattan örnek verebilir misiniz?

  25. "Esbab içinde, bilbedâhe en eşrefi ve ihtiyarı en geniş ve tasarrufatı en vâsi, insandır." Başka yerlerde insanın diğer mahlûkata göre daha aciz daha zavallı, daha biçare olduğu ifade edilmektedir. Bunu nasıl anlamalıyız?

  26. "O silsilenin yüz cüz'ünden, insanın dest-i ihtiyârına verilen, ancak bir cüz'üdür. Meselâ, yemekten, bedenin tegaddî-i hüceyrâtından tut,.." izahı, ayette geçen "iyi ameller işleyin" gibi ifadelerle nasıl bağdaştırabiliriz?

  27. "O esbab birer zarftır. Ve masnuat-ı Rabbâniyeye birer kılıftırlar. Ve hedâyâ-yı Rahmâniyeye birer tablacıdırlar." Sebeplerin bu vasıfları ne demektir, açar mısınız?

  28. "Müşahhas bir tek zât nihayetsiz yerlerde nihayetsiz işleri külfetsiz yapabilir mi?" Otuz İkinci Söz, İkinci Mevkıf, İkinci Maksadın girişindeki soruyu açar mısınız?

  29. "Gayet derin ve ince ve gayet yüksek ve geniş olan bir sırr-ı ehadiyet ve samediyetin beyanıyla..." Sırr-ı ehadiyet ve samediyet ne demektir?

  30. "Cenâb-ı Hakkın zât ve sıfâtında misil ve misali yok. Fakat mesel ve temsille bir derece şuûnâtına bakılabilir." İzah eder misiniz?

  31. "Bir tek zât-ı müşahhas, muhtelif âyineler vasıtasıyla külliyet kesb eder; bir cüz’î-yi hakikî iken, şuûnât-ı kesireye mâlik bir küllî hükmüne geçer." İzah eder misiniz?

  32. "Evet, nasıl cismanî şeylere cam ve su gibi maddeler âyine olup, cismanî bir tek şey o âyinelerde bir külliyet kesb eder..." İzah eder misiniz?

  33. "Âlem-i misalin bazı mevcudatı, aynalar hükmünde..." deniyor. "Alem-i misalin aynalar hükmünde olan bazı mevcudatı" nelerdir?

  34. "Meselâ, güneş, müşahhas bir cüz'î olduğu halde, parlak eşya vasıtasıyla bir küllî hükmüne geçer..." Güneş için nazara verilen bu hususiyeti biraz daha izah ederek; sıfat ve şuunat-ı İlâhîye ile mukayese edebilir miyiz?

  35. "Bir şey, bir şeye mâni olmazdı. Bir muhabere, bir muhabereye sed çekmezdi. Her yerde bulunmakla beraber, hiçbir yerde bulunmazdı." Özellikle temessül konusunu izah eder misiniz?

  36. "Acaba, bir Zâtın bin bir isminden yalnız Nur isminin maddî ve cüz’î ve câmid bir âyinesi hükmünde olan güneş, böyle teşahhusuyla beraber, küllî yerlerde küllî işlere mazhar olsa..." Bu sonuç ve hüküm paragrafını açar mısınız?

  37. Otuz İkinci Söz'ün, İkinci Mevkıf'ındaki ikinci temsili açıklar mısınız?

  38. "...manevi nuru, ruhu hükmünde olan ukde-i hayatiyesi ve merkez-i tasarrufu olan emri kanunlar ve iradi cilveler..." cümlesini nasıl anlamalıyız? Nebatatın ruhları var mıdır? Onların ruhları varsa, ruhları tohumlarına geçer mi?

  39. "Bir tek cilve-i irade ve o kanun-u emrî ziya, hararet, hava gibi dağılıp her yere gitmiyor. Çünkü gittiği yerlerin ortalarındaki uzun mesafelerde ve muhtelif masnularda hiçbir iz..." İntişar suretinde olmak ile vahdete delil olmasını açar mısınız?

  40. "Belki ağacın her bir cüz’ü, o kanun-u emrînin duygularının birer merkezi hükmündedir ki, uzun vasıtaları, perde olup bir mâni teşkil etmek değil, belki telefon telleri gibi birer vesile-i teshil ve takrib olur. En uzak, en yakın gibidir." İzahı?

  41. "Madem güneş gibi âciz ve musahhar mahlûklar ve ruhanî gibi maddeyle mukayyed nim-nuranî masnular ve şu çınar ağacının mânevî nuru, ruhu hükmünde olan ukde-i hayatı ve merkez-i tasarrufu olan emrî kanunlar..." Devamıyla izah eder misiniz?

  42. "İbn-i Abbas Radıyallahu Anhın dediği gibi, 'herbir mevcuda bakar birer mânevî basarı ve işitir birer mânevî sem’i' bulunmaz mı?" İzah eder misiniz?

  43. "Hem, hiç maddîlerin, mümkünlerin, kesiflerin, kesirlerin, mukayyetlerin, mahdutların hassaları ve maddenin ve imkânın ve kesafetin ve kesretin ve takayyüdün ve mahdudiyetin..." devamıyla izah eder misiniz?

  44. "Bütün meyveler ve içindeki tohumcuklar, hikmet-i Rabbâniyenin birer mu’cizesi, san’at-ı İlâhiyenin birer harikası,.." devamıyla izah eder misiniz?

  45. "Hem o meyveler, tohumlar, vahdetin âyineleri oldukları gibi, kaderin meşhud işârâtı ve kudretin mücessem rumuzâtıdır..." devamıyla izah eder misiniz?

  46. "Ve o meyvenin çekirdeği olan insanın kalbi dahi, Sâni'-i Kâinat'ın en münevver ve en câmi' bir âyinesidir." Kalbin kendisinin esma tecellisine ayna oluşunu nasıl anlamalıyız?

  47. "Cezâlet-i beyan" ne demektir, izah eder misiniz?

  48. Beşerin yaratılışının, hikmet ve gayesinin; Allah indinde ne kadar önemli ve mühim bir mesele olduğu anlaşılmaktadır. Bu mevzuyu biraz daha açabilir miyiz?

  49. Umuma lazım olan haşrin mertebesinden neyi anlayacağız? Diğer mertebeleri bilmemenin bir mesuliyeti var mı?

  50. "İşte, bâzan şu mertebeyi ispat için âyât-ı Kur'âniye öyle bir daireyi gösteriyor, bütün mahlûkatı fenâya gönderip, yeniden getirecek bir kudret ve hikmetin âsârını gösterir." Bütün mahlukatın yok olması Kur'an'da nerede bildiriliyor?

  51. Üstadımızın haşrin mertebeleri hakkındaki beyanlarıyla ilgili âyet-i kerîmelerden örnekler verir misiniz?

  52. "Haşir ve neşr-i insanî ile beraber, umum onları dahi yapacak veyahut bazı mühimlerini yapar." izah eder misiniz?

  53. "Diyorsunuz ki: "Sen Sözlerde kıyas-ı temsilî çok istimal ediyorsun. Halbuki, fenn-i mantıkça, kıyas-ı temsilî yakîni ifade etmiyor. Mesâil-i yakîniyede burhan-ı mantıkî lâzımdır." Bu cümle ile "burhan-ı mantıkî" ve "kıyas-ı temsilî"yi açıklar mısınız?

  54. "Koca kâinat dahi şu ağaç gibi o kanun-u hakikatin ve o sırr-ı ehadiyetin bir mazharıdır, bir meydan-ı cevelânıdır." izah eder misiniz?

  55. "Malûmdur ki, fenn-i belâğatte, bir lâfzın, bir kelâmın mânâ-yı hakikîsi başka bir maksud mânâya sırf bir âlet-i mülâhaza olsa, ona “lâfz-ı kinâî” denilir." Cevabın tamamını özetler misiniz?

  56. "Hikâyeler birer temsildirler. Yalnız umuma tefhim için, lisan-ı hâl lisan-ı kàl suretinde ve şahs-ı mânevî bir şahs-ı maddî şeklinde gösterilmiştir." izah eder misiniz?

  57. "Ahsen'ü-l Hâlıkin" , "Yaradanların en hayırlısı" , "Yaratanların en güzeli" gibi ayetlerden başka ilahların olduğunu düşünmek elbette mümkün değildir. O halde, Kur'an'da böyle bir üslubun kullanılması neyi ifade etmektedir?

  58. "Kur’ân baştan başa tevhidi ispat ettiği ve gösterdiği için, bir delil-i kat’îdir ki, Kur’ân-ı Hakîmin o nevi kelimeleri sizin fehmettiğiniz gibi değildir..." Birinci işareti özetler misiniz?

  59. "Cenâb-ı Hakkın vakideki sıfât ve ef’âli, sair o sıfât ve ef’âlin nümunelerine mâlik olanlarla muvazene ve tafdil değildir..." Üçüncü işareti özetler misiniz?

  60. "Cenâb-ı Hak daha büyüktür." ifadesini nasıl anlamalıyız?

  61. "Muvazene ve tafdil, vaki mevcutlar içinde olduğu gibi, imkânî, hattâ farazî eşyalar içinde dahi olabilir. Nasıl ki, ekser mahiyetlerde müteaddit merâtip bulunur..." Dördüncü işareti özetler misiniz?

  62. "Şu muvazene ve mufadale, Cenâb-ı Hakkın mâsivâya mukabil değil. Belki iki nevi tecelliyat-ı sıfâtı var..." Vasıtalı ve vasıtasız yaratılış hakkında bilgi vererek beşinci işareti özetler misiniz?

  63. "Fakat ibadının kalbinde hususî bir telefon bırakmış ki, esbabı arkada bırakıp, doğrudan doğruya ona teveccüh etmek için,.." Kulun kalbindeki “kalp telefonu”ndan kasıt vicdan mıdır?

  64. "Bir şeyin zıddı olmazsa o şeyin nasıl kemâli olabilir?" deniliyor. "Erhamürrahimin" ve "Ahsenül Halikın" tabirleri ile eşyanın zıddıyla tanınmasının nasıl bir münasebeti vardır?

  65. "Şu sual sahibi, hakikî kemâli bilmiyor, yalnız nisbî bir kemâl zannediyor..." Hakikî kemâl ile nisbî kemâlin farkına da değinerek devamıyla izah eder misiniz?

  66. "Lezzet-i vücut ve lezzet-i hayat ve lezzet-i muhabbet ve lezzet-i marifet ve lezzet-i iman ve lezzet-i bekâ ve lezzet-i rahmet..." Zikredilen özelliklerin nasıl hakikî kemâl ve hakikî güzel olduklarını açabilir misiniz?

  67. "Sâni-i Zülcelâl ve Fâtır-ı Zülcemâl ve Hâlık-ı Zülkemâlin bütün kemâlâtı hakikiyedir, zâtiyedir. Gayr ve mâsivâ Ona tesir etmez, yalnız mezâhir olabilirler." İzah eder misiniz?

  68. "Seyyid Şerif Cürcânî" ile "Şerhu’l-Mevâkıf" eseri hakkında bilgi verir misiniz?

  69. "Ne şeyi seversen, ya lezzet için seversin, ya menfaat için, ya evlâda meyil gibi bir müşâkele-i cinsiye için, ya kemâl olduğu için seversin..." Kemâlatta nasıl bir hususiyet var ki; diğer vesileler bilvasıta, kemâl bizzât seviliyor?

  70. "Meselâ, eski zamanda sahib-i kemâlât insanları herkes sever; onlara karşı hiçbir alâka olmadığı halde istihsankârâne muhabbet edilir." Burada bizzât sevilen sahib-i kemâlata verilen örnek nedir?

  71. "Cenâb-ı Hakkın bütün kemâlâtı ve esmâ-i hüsnâsının bütün merâtipleri ve bütün faziletleri hakikî kemâlât olduklarından, bizzat sevilirler; mahbûbetün lizâtihâdırlar." Bugün Allah'a inanmayan insanlar çoğunlukta iken, bu cümle nasıl anlaşılabilir?

  72. "Mahbub-u bilhak ve habîb-i hakiki olan Zât-ı Zülcelâl, hakiki olan kemâlâtını ve sıfât ve esmâsının güzelliklerini kendine lâyık bir tarzda sever, muhabbet eder..." devamıyla izah eder misiniz?

  73. "Hakikî kemâline nisbeten bütün kâinattaki hüsün ve kemâl ve cemâl, zayıf bir gölgedir." Gölge denilen şeyler mahiyeti itibariyle güzeldir, kâmildir, san’attır hassaten de mücessem varlıklardır. Nasıl gölge oluyorlar, bu mukayeseyi açar mısınız?

  74. "Nasıl ki, mükemmel, muhteşem, münakkâş, müzeyyen bir saray mükemmel bir ustalık, bir dülgerliğe bilbedâhe delâlet eder..." Birinci hücceti izah eder misiniz?

  75. "Çünki sıfâtın mebde'leri, o şuun-u zâtiyedir." Burada sıfat olarak kastedilen yedi sıfat-ı subutiye olduğuna göre, o yedi sıfatın mebdeleri olarak tanımlanan şuunat nedir?

  76. "O kemâlin ziyası şuûn ve sıfât ve esmâ ve ef’al ve âsâr perdelerinden geçtiği halde, şu kâinatta yine bu kadar hüsnü ve cemâli ve kemâli göstermiş." İzah eder misiniz?

  77. "Şu kâinata nazar-ı ibretle bakıldığı vakit, vicdan ve kalb bir hads-i sadıkla hisseder ki, şu kâinatı bu derece güzelleştiren ve süslendiren ve envâ-ı mehâsinle tezyin edenin..." İkinci hücceti "hads-i sadık" ile izah eder misiniz?

  78. "Malûmdur ki, mevzun ve muntazam ve mükemmel ve güzel san’atlar, gayet güzel bir programa istinad eder..." Üçüncü hücceti izah eder misiniz?

  79. "Şu kâinat, hadsiz mehâsin-i maddiyesiyle, bir mânevî ve ilmî mehâsinin tereşşuhatıdır. Ve o ilmî ve mânevî mehâsin ve kemâlât, elbette hadsiz bir sermedî hüsün ve cemâl ve kemâlin cilveleridir." İzah eder misiniz?

  80. "Malûmdur ki, ziyayı verenin ziyadar olması lâzım; tenvir edenin nuranî olması gerek; ihsan gınâdan gelir; lütuf lâtiften zuhur eder..." Dördüncü hücceti izah eder misiniz?

  81. "Malûmdur ki, üç dört muhtelif yoldan gelenler aynı bir hadiseyi söyleseler, yakîni ifade eden tevatür derecesinde o hadisenin kat’î vukuuna delâlet eder..." Beşinci hücceti izah eder misiniz?

  82. "Birşeyin lezzeti, hüsnü, cemâli, emsal ve ezdâdına bakmaktan ziyade, mazharlarına bakarlar." Zıtlarına bakıyor diye biliyorduk? Nasıl telif edebiliriz? Devamındaki misalleri de açar mısınız?

  83. "İşte, madem evsâf-ı âliyedeki hakikî lezzet ve hüsün ve saadet ve kemâl, akran ve ezdâda bakmıyor, belki mezâhir ve müteallikatına bakıyor..." Devamıyla izah eder misiniz?

  84. "Lezzet-i kutsiye, aşk-ı mukaddes, ferah-ı münezzeh, mesruriyet-i kutsiye, diye tabir edilen izn-i şer’i olmadığından yâd edemediğimiz..." Herhangi bir insan Allah'a ait bu manaları anlayabilir mi?

  85. "Meselâ, nasıl ki sehâvetli, âlicenap, müşfik bir zât, güzel bir ziyafeti, gayet fakir ve aç ve muhtaç olanlara vermek için, seyahat eden güzel bir gemisine serer. Kendi de üstünde seyreder..." Temsili açar mısınız?

  86. "Hem meselâ, mahir bir san’atperver, maharetini göstermeyi sever bir usta, güzel, plâksız konuşan fonoğraf gibi bir san’atı icad ettikten sonra onu kurup tecrübe ediyor..." Fonoğraf nedir? Âlemin fonoğrafa benzetilmesi ile ilgili misal verir misiniz?

  87. "İşte, bütün o masnuat, bütün onlardan matlup neticeleri nihayet derecede ve gayet güzel bir surette gösterdiklerinden..." Detaylıca izah eder misiniz? Bu tabirlerin; evamir-i tekviniyenin tarifi ve gayesi içerisinde gösterilmelerini nasıl anlamalıyız?

  88. "Hem meselâ, adaletperver, ihkak-ı hakkı sever ve ondan zevk alır bir hâkim, mazlumların haklarını vermekten..." Devamıyla izah eder misiniz?

  89. "İşte şu üç misal gibi bin bir esmâ-i İlâhîyenin her birinde pek çok tabakat-ı hüsün ve cemâl ve fazl ve kemâl bulunduğu gibi pek çok meratib-i muhabbet..." devamıyla izah edip "İsm-i Vedûd" hakkında bilgi verir misiniz?

  90. İsm-i Vedud’a mazhariyetin genellikle tasavvuf mesleğinde olduğu ve onlardaki istiğrak ve cezbe gibi hallerin de buna işaret sayıldığı konusunu açar mısınız? Otuz ikinci Söz'de ise Vedud ismine mazhar muhakkikin-i evliyadan bahsedilmektedir. İzahı nasıl?

  91. Mahlûkatın Allah namına aşk ve şarab-ı muhabbetten gelen bir cezbe ile mest olmalarını nasıl anlamalıyız?

  92. "Vedûd ismine mazhar bir kısım evliya, “Cenneti istemiyoruz. Bir lem’a-i muhabbet-i İlâhiye ebeden bize kâfidir” demişler..." Devamıyla izah eder misiniz?

  93. "İşte şu nihayetsiz kemalât-ı muhabbet, vâhidiyet ve ehadiyet dairesinde Zât-ı Zülcelal´in kendi esma ve mahlukatıyla hasıl olur. Demek o daire haricinde tevehhüm olunan kemalât, kemalât değildir." Açıklar mısınız?

  94. Dünyayı sevme hususunda ölçümüz nedir? Müslümanların dünya ile yanlış münasebetinin faturaları ehl-i dalaletçe maalesef pahalı olarak ödetilmekte ve ısrarla gündemde tutulmaktadır. Detaylı izah eder misiniz?

  95. Dünyanın birinci yüzü olan “Esma-i hüsna’nın aynası” olması ile “marifetullah” arasında ve ikinci yüz olan “ahiretin tarlası” olması ile de “ibadet” arasında nasıl bir alaka var?

  96. Dünyayı tahkir edenlerin birinci ve ikinci sınıfını açar mısınız?

  97. Dünyayı tahkir edenlerin üçüncü ve dördüncü sınıfını açar mısınız?

  98. "Halbuki makbul tahkir odur ki, hubb-u âhiretten ve marifetullahın muhabbetinden ileri gelir." Bu bakış açısı ve mertebeyi kazanmak için neleri tavsiye edersiniz?

Yükleniyor...