Block title
Block content

"Eşyanın hakikati sabittir." ifadesini açıklar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Eşyanın hakikati sabittir." sözünden maksat, eşyanın vücudu hayal veya zihni bir olgu değil, hakiki ve gerçek bir vücut ve varlık demektir. Yani bu kaide "Eşya hakikat noktasında vardır.", anlamına geliyor. Bir takım sufi meşreplerin ya da sapkın felsefi ekollerin iddia ettiği gibi, eşya yok veya olsa da zihni ve hayali bir şey demek değildir. Bu prensip, bu gibi batıl ve hatalı görüşlere bir cevap niteliğindedir.

Varlıkların sağlamlık noktasında muhtelif mertebeleri ve dereceleri vardır. Varlıklar içinde en sağlam ve kararlı olan varlık Allah’ın ezeli ve ebedi olan varlığıdır. Diğer bütün varlıklar Allah’ın varlığı yanında gayet zayıf ve gölge gibi kalıyor.

İçinde yaşadığımız varlık boyutu yani maddesel alem Allah’ın vacip olan varlığı ile mukayese edildiği zaman, maddesel alemin ne kadar ehemmiyetsiz ve sönük kaldığına işaret etmek için, bazı büyük evliyalar istiğrak hali olarak eşyanın varlığını ya inkar etmişler ya da hayal derecesine indirmişler.

Yalnız bu evliyaların bu halleri bir fikir ya da ilmi bir hakikat değil, aşkın ve aşk halinin bir coşkusudur. Bu evliyalar Allah’ın varlık boyutuna hasr-ı nazar edip sadece  onun varlığına konsantre oldukları için eşyanın hakikatini akıllarına ya da nazarlarına getirmiyorlar, o anda getiremiyorlar. Bu sebeple eşyanın hakikatini idrak edemiyorlar. Böyle birkaç evliyanın bu mahsus halleri, bir ölçü bir miyar sayılamaz.

Ehl-i sünnet alimleri ittifak ile "Eşyanın hakikati sabittir." diye hükmetmişler. Hal böyle iken, birkaç mazur ve mahsus evliyanın eşyayı inkar etmeleri ya da hayal derecesine indirmeleri, bu ittifaka zarar vermez.

Halbuki İbn-i Arabi ve onun gibi birkaç mühim evliya özür sahibidirler. Kendileri hidayet üzeredirler, lakin hidayete vasıta ve araç olamazlar. Onlar manevi sarhoşken söyledikleri sözlerden sorumlu olmazlar, ama o sarhoşluk gidip de uyanık halde o fikri savunsalar, ehlisünnete muhalefet olacağı için mazeret kalkar ve sorumlu olurlar. Bu sebeple böyle mazur evliyaları istiğrak halinde söyledikleri sözlerinde taklit etmek yanlış ve hatadır.

Üstad Hazretleri Ehl-i sünnetin ittifak ile kabul ettiği "Eşyanın hakikati sabittir." fikrini aynen savunuyor ve kabul ediyor. Üstad Hazretleri eşyanın varlığını inkar etmenin de mahzurlu olacağını ayrıca ifade ediyor ve bu hususta şöyle izahatta bulunuyor:

"Amma ehl-i hakikat ise, verâset-i Nübüvvet sırrıyla ve Kur'ân'ın kat'î ifâdâtıyla görmüşler ki, âyine-i mevcudatta kudret ve irâde-i İlâhiye ile vücud bulan nakışlar Onun eserleridir. 'Heme ez ost' (HAŞİYE 1) tur; 'Heme ost' (HAŞİYE 2) değil. Eşyanın bir vücudu vardır ve o vücud bir derece sâbittir. Çendan o vücud, vücud-u Vâcibe nisbeten vehmî ve hayâlî hükmünde zayıftır; fakat Kadîr-i Ezelînin îcad ve irâde ve kudretiyle vardır."

"HAŞİYE 1:  Yani her şey Ondandır. O îcad eder.
HAŞİYE 2:  Her şey O değil ki; 'Lâ mevcûde illâ Hû' denilsin."
(1)

(1) bk. Lem'alar, Dokuzuncu Lem'a.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: İkinci Mesele-i Mühimme | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 9800 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...