"Evet, hudûs hakikati kâinatı istila etmiş." ne demektir, izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Sözlükte “sonradan meydana gelmek” anlamında masdar olan "hudûs", kelam literatüründe Allah’ın varlığını kanıtlamak üzere başvurulan kozmolojik delillerden biri için kullanılan bir terimdir.

Bir varlığın veya olayın, hatta bütünüyle evrenin mevcudiyetine yokluğun tekaddüm etmesi, bunların bir zamanlar yokken sonradan var olması olgusunu ifade eder. Bu şekilde sonradan meydana gelen, dolayısıyla yaratılmış olan şeye "hâdis", onun yaratıcısına da "Muhdis" denir.

Bu âlemin hâdis olduğuna, yani sonradan var olduğu ve bu bakımdan evveli olmayan kadim bir yaratıcıya muhtaç bulunduğuna dair birçok deliller ileri sürülmüştür.

Kâinatta her şey istisnasız hadistir, yani hepsinin bir başlangıcı vardır. Her başlangıcı olanın bir muhdisi vardır, yani onu yoktan var edip ona varlık veren ezeli bir yaratıcı güç vardır. Bu anlamda hudûs delili, kâinatı kuşatmış ve istila etmiştir.

Bu âlem, sureti ve maddesiyle hâdistir. Yani cisimlerin sureti de maddesi de yok iken sonradan var edilmiştir. Her hâdis mutlak bir muhdise (mucit ve yaratıcıya) muhtaçtır. O hâlde bu âlem de bir muhdise muhtaçtır; o da Allah Teâlâ'dır.

Özetle hudûs bir şeyin yokluktan (adem) sonradan meydana gelmesi, öncesinin yokluk olması ve mevcut olmasının bir var ediciye (mucide) muhtaç olmasıdır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 1.139
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Kullanıcı

HUDUS HAKİKATI KÂİNATI İSTİLA ETMİŞ. ÇOĞUNU GÖZ GÖRÜYOR, DİĞER KISMINI AKIL GÖRÜYOR. 

1. GÖZÜN GÖRDÜĞÜ HUDÛS (Somut, herkesin müşahede ettiği değişimler)

Bunlar, duyu organlarıyla doğrudan algılanan, inkâr edilemeyecek kadar açık olaylardır:

· Mevsimler: Yazın yeşeren ağaç, sonbaharda sararıp dökülür. Göz, bu “ölüm ve diriliş”i çıplak görür.

· İnsan bedeni: Bebeklikten ihtiyarlığa giden yol. Saçın ağarması, cildin buruşması, güçten düşme – bunlar gözle takip edilir.

· Gece-gündüz: Güneşin doğup batması, ışığın yerini karanlığa bırakması. Her gün tekrarlanan bir “yeniden kuruluş”tur.

· Yemekten ekmeğe: Toprağa atılan bir tohumun, su ve güneşle filizlenip başak olması. Göz, bu oluşumu adım adım izler.

Bu kısımda “Göz, hudûsu doğrudan okur” – çünkü değişen şeyin kendisi ortadadır.

2. AKLIN GÖRDÜĞÜ HUDÛS (Soyut, delil ve istidlal gerektiren değişimler)

 

Bunlar gözle görülmez, ama akıl yürütmeyle varlıkları ve değişimleri kesin olarak anlaşılır:

 

· Atomların hareketi: Masanın durduğunu sanırsınız ama içindeki atomlar saniyede milyarlarca kez titreşir. Bu değişimi göz değil, akıl (fizik kanunlarıyla) bilir.

· Düşüncelerin akışı: Bir fikir doğar, gelişir, başka bir fikre dönüşür. Bu zihinsel hudûsu göremezsiniz, ama aklınızla onun “sonradan oluştuğunu” bilirsiniz.

Biz yeni bir fikre sahip olunca, fikir değişir yani hudus hakikati ortaya çıkar. Fakat o değişimi akıllarda yaratan Allah'tır. 

· Duyguların hali: Korku yerini cesarete, üzüntü neşeye bırakır. Bu değişim gözle görülmez ama kalpte yaşanır – akıl bu halin de bir yaratılış olduğunu çıkarır.

· Zamanın içindeki “an”lar: “Şimdi” dediğiniz an, bir sonraki saniyede tarih olur. Bu anların sürekli yenilenmesini gözlemezsiniz; ama aklınız onların her birinin yeni olduğunu kavrar.

· Hücrelerin yenilenmesi: Deri, kemik, kan hücreleriniz birkaç ayda tamamen değişir. Bunu gözle görmezsiniz ama tıp ilmi (aklın ürünü) bunu ispat eder.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...