"Evet, mevcudatın hiçbir cihette Vâcibü'l-Vücuda karşı hakları yoktur ve hak dâvâ edemezler. Belki hakları daima şükür ve hamd ile verdiği vücut mertebelerinin hakkını edâ etmektir." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Zengin bir adam, hakkımız olmadığı halde, bize birtakım güzel hediyeler verse, biz de ona teşekkür etmek yerine: “Efendim siz madem çok zenginsiniz, şu hediyelerin on katını belki daha fazlasını verebilirdiniz, neden vermediniz?” dersek, ona karşı büyük bir haksızlık etmiş ve su-i edebte bulunmuş oluruz.

Burada, o zengin zâtın getirmiş olduğu hediyeler vukuattır; illeti ise, yani o hediyenin sebebi ise, onun şefkat ve cömertliğidir. O nankör adamın, daha fazla hediye istemesi ise imkânattır. Bunlar ademdir, yani yokluktur ve bir sınırı yoktur. O zât, daha fazlasına imkânı olan hediyeleri ona vermeye mecbur değildir. Onun o hediyeleri hak etmişliğe bir sebep de yoktur. Öyle ise, o zengin zâta verdiği hediyelerden dolayı teşekkür etmeyip daha fazlasını istemek; nankörlüktür, şükürsüzlüktür ve kanaatsizliktir.

Aynı misaldeki gibi, Allah bize vücut, hayat, insaniyet, İslamiyet ve iman gibi sayısız nimetler ve hediyeler vermiştir. Biz bunlara şükredeceğimize, hikmetinin icabı olarak vermediği nimetlerden dolayı şikâyet edip şükrü terk etmek, nankörlüktür, kulluğa münafidir ve Cenab-ı Hakk’ın azabına müstehak olmaktır.

Allah’ın bize vermiş olduğu nimet ve hediyeler vukuattır; illeti yani sebebi ise, O’nun sonsuz rahmeti ve cömertliğidir. Verilmeyen nimetler ise imkânattır. Yani Allah’ın bize vermeye gücü yettiği halde, hikmetinden dolayı vermediği nimetlerdir. Cenab-ı Hakk’ın üzerine hiçbir şey vacip değildir. Yani Allah kimseye vermek zorunda değildir. Allah kimseye borçlu değil, kimse de ondan alacaklı değildir. Kimsenin Allah’tan mütehakkimane isteme hakkı yoktur. O, kime her ne ikram ve ihsan buyurmuşsa kemal-i keremindendir. Hiçbir kimsenin veya varlığın onda zerre kadar bir hakkı yoktur ki, bir hak dava edebilsinler. Çünkü bütün mevcudat, dünya ve ahiret O’nundur. Zat-ı Kibriya mülk ve melekûtunda istediği gibi tasarruf eder ve ediyor. Kimine az, kimine çok verir. Kimini insan, kimini hayvan, kimini ağaç, kimini taş yaratır. Mülkünde ortak ve şeriki yok ki onun hakkına tecavüz ederek –hâşa- zulmetmiş olsun. Kimine nazar-ı celal ile kimine nazar-ı cemal ile tecelli eder. Mutlak irade sahibidir. O’nun işlerinden sual olunmaz. Şu hâlde insanların ona karşı hak dava etmesi nasıl tasavvur olunabilir?!. Verilmeyen nimetler illet istemezler; yani, Allah’a vermeyi zorlayan bir sebep olamaz, şayet olmuş olsa, O’nun istemediği bir şeyi zorla vermiş olacak ki, bu batıldır.

Hem de sayısız nimetleri vermesi gerekirdi. Bu da safsatadır. Var olan bir şey, varlığı için bir var ediciye muhtaçtır. Ama var olmayan bir şey, zaten olmadığı için, yani ademde olduğundan var edici bir sebebe muhtaç değildir. Verilmeyen nimetler var olmadığından yani adem oldukları için, varlığa iten bir güce ya da sebebe ihtiyaç duymazlar.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

esraa
Allah razı olsun..Çok istifadeli bi açıklama olmuş..Çok teşekkür ederim...
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
ibrahim hakkı

peygamberler ve büyük veliler nasil seçiliyor. Her insana ayni istidat verilip öyle mi seçiliyor yoksa ayri ayrı istidarlar veriliyor

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Seçim ezelde oluyor ve istidatlar ona göre veriliyor. Yani insanlar bir tarağın dişleri gibi eşit kabiliyetlerle dünyaya gönderilmiyorlar. Allah ezeli ilmi ile onların ceht ve gayretlerini biliyor ve onları dünyaya bu donanım ile gönderiyor. Kimse ben Hazreti Ömer (ra) ile aynı kabiliyete sahibim diyemez.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...