Günahlardan kendimizi korumak, nefsimize uymamak için ne yapmalıyız? Şehvet hislerinden vurulmamak için tavsiyeniz nedir?

Soru Detayı

- Günahlar Risale-i Nurlardan istifademizi azaltır mı?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Günahlardan muhafaza olmak için tavsiyelerimizi maddeler halinde takdim edelim.

Evvelâ; Allah’ın emirlerini yapmak ve yasaklarından kaçmak olan ibadetin kendine göre bir ağırlığı vardır. Bu yükü taşıyıp kaldıracak olan güç ise sağlam bir imandır. Öyle ise ibadetleri yapabilmek için sağlam ve tahkikî imanı elde etmeye çalışacağız. Risale-i Nurlar, bu zamanda böyle tahkikî ve sağlam imanı veriyor. Risale-i Nurlar ile çokça meşgul olup, sohbetlere devam edersek, inşallah o ibadeti kaldıracak iman gücünü kazanırız. Yani günahlardan muhafaza olmak için Risale-i Nurlar ile çokça meşgul olmalıyız.

İkincisi, günahlar nasıl haram ve tehlikeli ise, ona götüren vesileler de aynı derecede tehlikeli ve haramdır. Öyle ise günahlardan kendimizi kurtarmak için, günahlara götüren vesilelerden ve çevrelerden de uzak durmalıyız. İslam buna "sedd-i zerayi’ ", yani "harama giden yolları kapamak ve tıkamak" diyor.

Mesela, zina büyük bir günahtır, harama bakmak ise zinaya götüren bir vesiledir. Öyle ise zinadan korunmak için ona götüren yollardan uzak durmalıyız. Yani bakmak ve seyretmek gibi küçük günahlardan, büyük günahlar gibi kaçınmalıyız.

Üçüncüsü, çevre ve arkadaş muhitimizi müttaki insanlardan seçmeliyiz. Yani günaha davet eden çevre ve arkadaşlardan uzak durmalıyız. Hayra ve hakka davet eden çevre ve arkadaşlıklar edinmeliyiz. İnsanların ekserisi çevreye göre şekillenir. Çevreyi kendine çeviren güçlü insanlar az bulunur. Öyle ise bizim gibi fasık-ı mahrum, yani günah işlemeye hazır olduğu halde fırsat bulamayan insanlar, daima günaha elverişli çevrelerden ve arkadaşlardan uzak durmalıdırlar.

Dördüncüsü, şehvetin en büyük ilaçlarından birisi riyazettir. Yani az yemek ya da oruç tutmak şeklinde şehveti köreltmektir. Nitekim Peygamber Efendimizin (asm) bekârlara tavsiyeleri içinde, "Ya evlenin ya da oruç tutun" tavsiyesi vardır. İmam-ı Gazali "Karnı iyi doyanın gözü nikâhta olur" tespiti de bu tehlikeye işaret eder mahiyettedir.

Beşincisi, nefsin en çok yol bulduğu iklimlerden birisi de atalettir/tembelliktir. Yani kişi faydalı ve hayırlı bir meşguliyet içinde değilse, mutlaka harama meyleder. Öyle ise nefsimizi boş bırakmadan, sürekli hayırlı bir meşguliyet içinde olmalıyız. Üstad Hazretleri bu hususa şu ifadeleri ile işaret ediyor:

"Zaten sükûn ve sükûnet, atâlet, yeknesaklık, tevakkuf, bir nevi ademdir, zarardır. Hareket ve tebeddül vücuttur, hayırdır. Hayat, harekâtla kemâlâtını bulur, beliyyat vasıtasıyla terakki eder. Hayat, cilve-i esmâ ile muhtelif harekâta mazhar olur, tasaffî eder, kuvvet bulur, inkişaf eder, inbisat eder, kendi mukadderâtını yazmasına müteharrik bir kalem olur, vazifesini ifa eder, ücret-i uhreviyeye kesb-i istihkak eder."(1)

"En bedbaht, en muztarip, en sıkıntılı, işsiz adamdır. Zira, atâlet ademin biraderzadesidir. Sa'y, vücudun hayatı ve hayatın yakazasıdır."(2)

Şayet tövbe ve istiğfar ile günah imha edilmez ise, devamına kapı açar ve kalbin kirlenmesine ve kasavetine sebep olur. Bu yüzden bolca ve samimi bir şekilde tövbe ve istiğfar etmeliyiz. Bu konu için İkinci Lem'a'yı okumanızı tavsiye ederiz. Orada geçen şu ifadelere bakalım:

"Evet, günah kalbe işleyip, siyahlandıra siyahlandıra, tâ nur-u imanı çıkarıncaya kadar katılaştırıyor. Her bir günah içinde küfre gidecek bir yol var. O günah, istiğfarla çabuk imha edilmezse, kurt değil, belki küçük bir mânevî yılan olarak kalbi ısırıyor."(3)

Günahlardan gelen manevî kir ve paslar, sadece Risale-i Nurlardan istifadeyi değil, ibadetlerden feyiz almayı da azaltır. Nasıl belli bir zamandan sonra makinelerin veya vasıtaların bakımları oluyorsa, aynı şekilde insan da günahlarla kirlendiği ve paslandığı zaman, tövbe ve istiğfar, dua ve niyaz ile manen temizlenmelidir.

Allah sonsuz şefkat sahibi olduğu için, Halîm ismi gereği kullarını günahlarından dolayı hemen cezalandırmıyor, olarak fırsat ve müddet bahşediyor. Bu sebeple manevî kir ve paslardan temizlenmek için daima tövbe ve istiğfar etmek lazımdır.

Dipnotlar:

(1) bk. Mektubat, On İkinci Mektup.
(2) bk. a.g.e., Hakikat Çekirdekleri.
(3) bk. Lem'alar, İkinci Lem'a.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Okunma sayısı : 28.466
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

İbrahim gökhaner

Gayet tesirsiz etkisiz bir nasihat olmuş... Nefis ve şeytan ve içimizdeki şerre meyyal hissiyatlarimiz istidatlarimiz güç Bir şekilde ittifak edip biz aciz insanı günahlara düçar ediyor. Okumak çözüm ama kalıcı değil... Tekrar o günahları utanmadan sıkılmadan işliyoruz.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
şeref askar

RİSALE-İ NUR'DAN GÜNAHLARDAN MUHAFAZA VE KURTARMA YOLLARI

1. İlim ve hikmet: Yani Risale-i Nurdaki muvazenelerle zihinde, daimi bir karşılaştırma yapılmalı.

      Bu zamanda âhiretin elmas gibi nimetlerini, lezzetlerini bildiği halde, dünyevî kırılacak şişe parçalarını onlara tercih etmek, ehl-i iman iken ehl-i dalâlete o hubb-u dünya ve o sır için tâbi olmak tehlikesinden kurtarmanın çare-i yegânesi, dünyada dahi Cehennem azabı gibi elemleri göstermekle olur ki; Risale-i Nur o meslekten gidiyor...
İman ve Küfür Müv.

2. TESANÜD ve İTTİHAD: Yani arkadaş çevreni iyi seçeceksin.

"Herbiri bin yerden gelen günahlara karşı bir dil ile nasıl mukabele eder, galebe eder, necat bulur?" diye mütehayyir kaldım. Bu tahayyürüme mukabil ihtar edildi ki:

   "Risale-i Nur'un hakikî ve sâdık şâkirdlerinin mabeynlerindeki düstur-u esasiye olan iştirâk-i a'mâl-i uhreviye kanunuyla ve samimi ve hâlis tesanüt sırrıyla herbir hâlis, hakikî şâkird, bir dil ile değil, belki kardeşleri adedince diller ile ibadet edip istiğfar eder. Bin taraftan hücum eden günahlara, binler dil ile mukabele eder. 
Kastamonu Lâhikası

3. En büyük fitne kadın fitnesi: Tehlikeyi bilen tedbirini alır.

Fitne-i âhirzamanın mahiyeti bana göründü ki, o fitnenin en dehşetlisi ve câzibedarı, kadınların yüzsüz yüzünden çıkıyor. İhtiyarı selbedip, pervâne gibi sefâhet ateşine atıyor. Ve bir dakika hayât-ı dünyeviyeyi, senelerle hayât-ı bâkiyeye tercih ettiriyor.
Ben bir gün sokağa bakarken, o fitnenin tesirli bir nümûnesini hissettim. Gençlere çok acıdım. Dedim:

   "Bu bîçareler kendilerini, bu mıknatıs gibi cezbedici fitnenin ateşinden kurtaramazlar." diye düşünürken, birden, o fitneyi ateşlendiren ve tâlim eden irtidatkâr bir şahs-ı mânevî önümde tecessüm etti. Ben de ona ve ondan ders alan mülhidlere dedim:

   Ey cehennem hûrileri ile zevklenmek yolunda dinini feda eden ve sefihâne dalâleti severek irtikâb eden ve hevesât-ı nefsiye lezzeti yolunda dinsizliği ve ilhadı kabul eden ve hayatı perestiş edip ölümden şiddetli korkan ve kabri hatırına getirmek istemeyen ve irtidada yüz tutan bedbaht!.. Kat'iyyen bil ki: Dinsizlik cihetiyle senin bu koca dünyan, bu saatten evvel ve bu dakikadan sonra, bilumum senin bu kâinatın ve mazi ve müstakbelin ve geçmiş nev'in ve cinsin ve gelecek mahluklar ve nesiller ve gitmiş dünyalar ve milletler ve gelen insanlar ve taifeler tamamen mâdum ve ölüdürler.

   İşte, insaniyet ve akıl cihetiyle alâkadar olduğun bütün o seyyar dünyalar ve seyyal kâinatlar, mütemâdiyen senin dalâletin suretiyle,
senin başına dünya dolusu dehşetli ve hadsiz ölümlerin şiddetli elemlerini yağdırıyor. Senin şuûrun varsa, kalbini yakıyor... Ruhun varsa, yandırıyor... Aklın sönmemiş ise, gamlar içinde boğuyor... Eğer bir saatçik sarhoşça sefâhetin ve pis lezzetin bu nihayetsiz gamlara, hüzünlere, elemlere mukabil gelebilirse o sefâhette kal!.. Yoksa, aklını başına al!.. O mânevî cehennemden kurtulmak ve îmânın bu dünyada dahî temin ettiği bir mânevî cennete girmek ve saâdet-i hayatiyeyi tatmak için, Kur'ân'ın dersini dinle... Cüz'î, fâni bir dakika lezzeti; küllî, bâki, dâimî, îmânî lezzetler ile mübadele et...
Gençlik Rehberi

4. İmanı kuvvetlendirmek, ibadetin keyfiyetini arttırmak:

imanın kuvveti lâkaydlığa ve ibâdetin iştiyâkı, sefâhete hâkim olmasını ..
Tarihçe-i Hayat

5. BOŞ DURMAMAK
En bedbaht, en muzdarib, en sıkıntılı; işsiz adamdır. Zira atalet, ademin birâderzadesidir.
Sıkıntı, sefâhetin muallimidir.
Sünuhat Tüluhat İşârat

Kendini hak ile meşgul etmezsen, batıl seni işgal eder. (İmam Şafii)

6. HEDEF VE GAYE
Gaye-i hayal olmazsa veyahut nisyan veya tenasi edilse; ezhan enelere dönüp, etrafında gezerler.

Hutbe-i Şamiye


7.  Dünyaya çağıranlara mukabil Ahirete teşvik ve tahşidatta bulunmak:

insanı dünyaya çağıran ve sevk eden esbab çoktur. Başta nefis ve hevâsı ve ihtiyaç ve havassı ve duyguları ve şeytanı ve dünyanın sûrî tatlılığı ve senin gibi kötü arkadaşları gibi çok dâîleri var. Halbuki bâki olan âhirete ve uzun hayat-ı ebediyeye dâvet eden azdır. Eğer sende zerre miktar bu bîçare millete karşı hamiyet varsa ve ulüvv-ü himmetten dem vurduğun yalan olmazsa, hayat-ı bâkiyeye yardım eden azlara imdâd etmek lâzım gelir. Yoksa, o az dâîleri susturup çoklara yardım etsen, şeytana arkadaş olursun.
Lem'alar


8. TEFEKKÜR
Tefekkür gafleti izale eder. Dikkat, teemmül, evham zulümatını dağıtıyor.
Mesnevi-i Nuriye


9. Açlık ve Oruç
Bu mecburi açlık hissiyle açlara merhamete gelip,
Nefsini güzel yemeklerle şımartan, serkeş eden ve hevesat-ı rezile ve tuğyanlara sevkedip sarhoş eden gençler dahi, Risale-i Nur'un irşadıyla, bu hâdiseden merdane istifade ederek, fuhşiyat ve günahlardan ellerini bir derece çektiği ve nefislerinin zevklerini ve pisliklere karşı galeyanlarını kırdığı vesilesiyle tâate ve hayrata girip, o hâdiseyi kendi aleyhlerinden çıkarıp lehlerinde istimâl etmektir.
Kastamonu Lâhikası


10. İstiğfar ve tevbe: Duâ ve tevekkül, meyelân-ı hayra büyük bir kuvvet verdiği gibi; istiğfar ve tevbe dahi, meyelân-ı şerri keser, tecavüzatını kırar. 
Sözler


11. AKIBETİ GÖSTERMEK

Gençlik gidecek... Sefâhette gitmiş ise, hem dünyada, hem âhirette, binler belâ ve elemler netice verdiğini ve öyle gençler ekseriyetle sû-i istimâl ile, israfat ile gelen evhamlı hastalıkla hastahanelere ve taşkınlıklarıyla hapishânelere veya sefalethanelere ve mânevî elemlerden gelen sıkıntılarla meyhanelere düşeceklerini anlamak isterseniz; hastahanelerden ve hapishanelerden ve kabristanlardan sorunuz. Elbette hastahanelerin ekseriyetle lisân-ı hâlinden, gençlik saikasıyla israfat ve sû-i istimâlden gelen hastalıktan eninler, eyvahlar işittiğiniz gibi, hapishanelerden dahi, ekseriyetle gençliğin taşkınlık saikasıyla gayr-ı meşru dairedeki harekatın tokatlarını yiyen bedbaht gençlerin teessüflerini işiteceksiniz.
Gençlik Rehberi


12. HAKİKİ ZEVK VE LEZZETLER

Ey zevk ve lezzete mübtelâ insan! Ben yetmişbeş yaşımda, binler tecrübelerle ve hüccetlerle ve hadiselerle aynelyakîn bildim ki:
   Hakikî zevk ve elemsiz lezzet ve kedersiz sevinç ve hayattaki saadet, yalnız îmândadır ve îmân hakikatleri dairesinde bulunur. Yoksa dünyevî bir lezzette çok elemler var. Bir üzüm tanesini yedirir, on tokat vurur gibi, hayatın lezzetini kaçırır.
Sözler


13. MARİFETULLAH LEZZETİ

Evet, marifetullah olduktan sonra, dünya lezzetlerine iştiha olmadığı gibi Cennete bile iştiyak geri kalır. 
Mesnevi-i Nuriye


14. KÂR VE ZARARINI BİLMEK

Mâlûmdur ki; zararsız yol, zararlı yola –velev on ihtimâlden bir ihtimâl ile olsa– tercih edilir. Halbuki mes'elemiz olan ubûdiyet yolu, zararsız olmakla beraber, ondan dokuz ihtimâl ile bir saadet-i ebediye hazinesi vardır. Fısk ve sefahet yolu ise –hattâ fâsıkın itirafıyla dahi– menfaatsiz olduğu halde, ondan dokuz ihtimâl ile şekavet-i ebediye helâketi bulunduğu, icmâ ve tevatür derecesinde, hadsiz ehl-i ihtisasın ve müşahedenin şehadetiyle sabittir ve ehl-i zevkin ve keşfin ihbarâtıyla muhakkaktır.

   Elhâsıl: Âhiret gibi dünya saâdeti dahi, ibâdette ve Allah'a asker olmaktadır.
Sözler


15. İMANI İNKİŞAF ETTİRMEK

îman, kalbde, kafada dâimî bir mânevî yasakçı bıraktığından fena meyelanlar histen, nefisten çıktıkça "yasaktır" der tardeder, kaçırır.

   Evet insanın fiilleri kalbin, hissin temayülatından çıkar. O temâyülat, ruhun ihtisâsatından ve ihtiyacatından gelir. Ruh ise, îman nuru ile harekete gelir. Hayır ise yapar, şer ise kendini çekmeğe çalışır. Daha kör hisler onu yanlış yola sevkedip mağlup etmez.
Hutbe-i Şamiye


16. HAYIR VE ŞER ile AMEL NETİCESİ

Fıtrat-ı insan bir mezraa hükmündedir ki, secaya-yı hasene temayülat-ı şerriye ile beraber, daneler gibi dest-i kaderle içinde ekilmiştir. Bu daneler  neşv-ü nema bulmak için bir suya muhtaçtır. Hevadan gelse, şer daneleri neşv-ü nema bulur. Şimdiki şu medeniyet-i habisenin heyet-i içtimaiyeye verdiği tesir gibi... Fıtraten -çendan- hayır ciheti galibdir, fakat sünbüllenmiş, semere vermiş on çekirdek; yüz değil, bin kurumuş çekirdeğe galebe eder. İşte şunun çaresi: O bâb-ı fitneyi kapatmakla, suyu Hüda tarafından vermek lâzımdır.
Âsâr-ı Bediiye


17. HELAL DAİRESİ GENİŞ

Helâl dairesi geniştir, keyfe kâfi gelir. Harama girmeye hiç lüzum yoktur. Ferâiz-i İlâhiye ise hafiftir, azdır. Allah'a abd ve asker olmak, öyle lezzetli bir şereftir ki târif edilmez.

Madem helâl dairesi keyfe kâfidir. Ve madem haram dairesindeki bir saat lezzet, bazen bir sene ve on sene hapis cezasını çektirir. Elbette gençlik nimetine bir şükür olarak, o tatlı nimeti, iffette, istikamette sarfetmek lâzım ve elzemdir. 
Şualar


18. TAKVA: GÜNAH ORTAMINDAN KAÇINMAK

Takva, menhiyattan ve günahlardan ictinab etmek ve amel-i sâlih emir dâiresinde hareket ve hayrat kazanmaktır. Her zaman def'-i şer, celb-i nef'a râcih olmakla beraber, bu tahribat ve sefahet ve câzibedar hevesat zamanında bu takvâ olan def'-i mefâsid ve terk-i kebâir üssü'lesas olup büyük bir rüchaniyet kesbetmiş.

   Bu zamanda tahribat ve menfî cereyan dehşetlendiği için, takva bu tahribata karşı en büyük esastır. Farzlarını yapan, kebireleri işlemeyen, kurtulur.
Kastamonu Lâhikası


19. KADER CİHETİ

NE YAPSAK KADER CİHETİNDEN DÜNYADA DA MUKABİLİNİ GÖRÜRÜZ.

Meselâ; bir adam, yapmadığı bir sirkat ile zulmen hapse atılır. Fakat gizli bir cinayetine binaen, kader dahi hapsine hüküm verir, aynı zulm-ü beşer içinde adâlet eder.
Şualar


20. İMTİHAN

'(Ey müminler!)Yoksa siz, sizden önce gelip geçenlerin başına gelenlerin benzeri sizin de başınıza gelmeden cennet'e gireceğinizi mi sandınız?!  BAKARA 2/214

Bu mes'elemizde elmaslar, şişelerden; sıddık fedakârlar, mütereddit sebatsızlardan; ve hâlis muhlisler, benlik ve menfaatini bırakmayanlardan ayrılmak için bu şiddetli imtihana girmemizin ..
Şualar

Din bir imtihandır, teklif-i İlâhî bir tecrübedir; tâ, ervâh-ı âliye ile ervâh-ı sâfile, müsabaka meydanında, birbirinden ayrılsın. Nasılki bir mâdene ateş veriliyor; tâ elmasla kömür, altınla toprak birbirinden ayrılsın. Öyle de, bu dâr-ı imtihanda olan teklifat-ı İlâhiye bir ibtilâdır ve bir müsabakaya sevktir ki; istîdâd-ı beşer mâdeninde olan cevâhir-i âliye ile mevadd-ı süfliye birbirinden tefrik edilsin.
Sözler


21. İMAN KÜFÜR MÜCADELESİ

En mühim bir mücahede olan ehl-i dalâlete karşı manen mücahede etmektir.  Lem'alar

Ehl-i iman safında yer almak. İmansızlık ve sefahet ile cihad etmek.


22. İHLAS,
SIRF ALLAH İÇİN HAREKET GAYET KISA BİR YOLDUR.

Mühim ve büyük bir umûr-u hayriyenin çok muzır mânileri olur. Şeytanlar o hizmetin hâdimleriyle çok uğraşır. Bu mânilere ve bu şeytanlara karşı, ihlâs kuvvetine dayanmak gerektir. İhlâsı kıracak esbabdan; yılandan, akrepten çekindiğiniz gibi çekininiz. Hazret-i Yûsuf Aleyhisselâm:

​اِنَّ النَّفْسَ َلاَمَّارَةٌ بِالسُّٓوءِ اِلاَّ مَا رَحِمَ رَبّ۪ى

   demesiyle, nefs-i emmâreye îtimad edilmez. Enâniyet ve nefs-i emmâre sizi aldatmasın.
İhlas Risalesi


23. YALNIZ KALMAMAK

Cemaat ruhu ile beraber hareket etmek.
GÜZEL ARKADAŞ VE YOLDAŞ BULMAK.

Mesleğimiz "Halîliye" olduğu için, meşrebimiz "hıllet"tir. Hıllet ise, en yakın dost ve en fedâkâr arkadaş ve en güzel takdir edici yoldaş ve en civanmerd kardeş olmak iktiza eder. Bu hılletin üssü'l-esâsı, samimî ihlâstır. Samimî ihlâsı kıran adam, bu hılletin gayet yüksek kulesinin başından sukut eder. Gayet derin bir çukura düşmek ihtimâli var; ortada tutunacak yer bulamaz.
Lem'alar


24. HAKİKİ DÜŞMANINI BİLMEK

Nefis ve şeytanı vs. düşman bilmek.

Evet, yol iki görünüyor. Cadde-i Kübrâ-yı Kur'âniye olan şu mesleğimizden şimdi ayrılanlar, bize düşman olan dinsizlik kuvvetine bilmeyerek yardım etmek ihtimâli var. İnşaallah, Risale-i Nur yoluyla Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyânın dâire-i kudsiyesine girenler, dâimâ nûra, ihlâsa, îmâna kuvvet verecekler ve öyle çukurlara sukut etmeyeceklerdir.
Lem'alar


25. KABRİ VE ÖLÜMÜ HATIRA GETİRMEK

Yani, ölümünü düşünüp, dünyanın fâni olduğunu mülâhaza edip, nefsin desiselerinden kurtulmaktır.

"Lezzetleri tahrip edip acılaştıran ölümü çok zikrediniz!"
Lem'alar

Bir kısım gençler tarafından, şimdiki aldatıcı ve cazibedar lehviyat ve hevesatın hücumları karşısında "Âhiretimizi ne suretle kurtaracağız?" diye Risale-i Nur'dan medet istediler. Ben de Risale-i Nur'un şahs-ı mânevîsi namına onlara dedim ki:

   Kabir var, hiç kimse inkâr edemez. Herkes ister istemez oraya girecek.Ve oraya girmek için de, üç tarzda "Üç Yol"dan başka yol yok.
Sözler


26. KISA SÜRELİ BİR HALVETE , ÇİLEHANEYE GİRMEKTE FAYDA VAR

Madem eski zamanlarda âhiretini dünyasına tercih edenler, hayat-ı içtimaiyenin günahlarından kurtulmak ve âhiretine hâlisâne çalışmak niyetiyle mağaralarda, çilehanelerde riyazet ile hayatlarını geçirenler bu zamanda olsaydılar, Risale-i Nur şâkirdleri olacaktılar; elbette şimdi bu şerait altında bunlar, onlardan on derece daha ziyade muhtaçtır ve on derece fazla fazilet kazanıyorlar ve on derece daha rahattırlar.
Şualar


27. SÜNNET-i SENİYYE GAYET KISA FORMÜL. Efendimiz ASM ne yapardı.

  Sünnet-i Seniyyenin mes'eleleri, hattâ küçük âdâbları, gemilerde hatt-ı hareketi gösteren kıblenameli birer pusula gibi, hadsiz zararlı, zulümatlı yollar içinde birer düğme hükmünde görüyordum.

   Hem o seyahât-ı rûhiyede çok tazyikât altında gâyet ağır yükler yüklenmiş bir vaziyette kendimi gördüğüm zamanda, sünnet-i seniyyenin o vaziyete temas eden mes'elelerine ittiba' ettikçe, benim bütün ağırlıklarımı alıyor gibi bir hiffet buluyordum. Bir teslimiyetle tereddütlerden ve vesveselerden, yâni "Acaba böyle hareket hak mıdır, maslahât mıdır?" diye endişelerden kurtuluyordum. Ne vakit elimi çektiysem, bakıyordum: Tazyikât çok. Nereye gittikleri anlaşılmayan çok yollar var. Yük ağır, ben de gâyet âcizim. Nazarım da kısa, yol da zulümatlı... Ne vakit Sünnete yapışsam; yol aydınlaşıyor, selâmetli yol görünüyor, yük hafifleşiyor, tazyikât kalkıyor gibi bir hâlet hissediyordum.
Sünnet-i Seniyye Ris.


28. İSTEMEK, DUA ETMEK VE İSTEMENİN ŞİDDETİNİ ARTTIRMAK

Dua eden adam anlar ki; birisi var, onun hâtırat-ı kalbini işitir. Herşeye eli yetişir. Herbir arzusunu yerine getirebilir. Aczine merhamet eder, fakrına medet eder.
Sözler


29. FEDAKARLIK VE HAMİYET HİSSİ

   Bu ikinci nefs-i emmarede şuursuz kör hissiyat bulunduğu için, akıl ve kalbin sözlerini anlamıyor ve dinlemiyor ki onlarla ıslâh olsun ve kusurunu anlasın. Yalnız tokatlar ve elemler ile nefret edip veya tam
bir fedailikle her hissini maksadına feda etsin. Ve Risale-i Nur'un erkânları gibi, herşeyini, enaniyetini bıraksın. Bu acib asırda dehşetli bir aşılamak ve şırınga ile hem hakikî, hem mecazî iki nefs-i emmare ittifak edip, öyle seyyiata, öyle günahlara severek giriyor. Kâinatı, hiddete getiriyor.
Kastamonu Lâhikası


30. ULVİ HİSLERİ İNKİŞAF ETTİRMEK, ŞEFKAT ETMEK

Risale-i Nur'daki şefkat, vicdan, hakikat, hak, bizi siyasetten menetmiş. Çünkü; mâsumlar belâya düşerler, onlara zulmetmiş oluruz.
Şualar

Karşımda müthiş bir yangın var, alevleri göklere yükseliyor; içinde evlâdım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, imanımı kurtarmaya koşuyorum. Yolda
Tarihçe-i Hayat

31. BİR ALİMİN VE BİLENİN MURAKABASI ALTINDA HAREKET LAZIM

   – Eyvah! dedim, ne kadar bozulmuşsun? Bir hafta çalıştım, onu kurtardım; eski hakikatlı hamiyete çevirdim.
Tarihçe-i Hayat


32. BEŞ DUYU ORGANIMIZI KONTROL ETMEK

Her âzâ ve hasselerin kıymeti, birden bine çıkar.

   Meselâ: Akıl bir âlettir. Eğer Cenâb-ı Hakk'a satmayıp belki nefis hesabına çalıştırsan; öyle meş'um ve müz'iç ve muacciz bir âlet olur ki, geçmiş zamânın âlâm-ı hazînânesini ve gelecek zamânın ehvâl-i muhavvifânesini senin bu bîçare başına yükletecek yümünsüz ve muzır bir âlet derekesine iner. İşte bunun içindir ki; fâsık adam, aklın iz'ac ve tâcizinden kurtulmak için, galiben ya sarhoşluğa veya eğlenceye kaçar. Eğer Mâlik-i Hakikî'sine satılsa ve O'nun hesabına çalıştırsan; akıl öyle tılsımlı bir anahtar olur ki, şu kâinâtta olan nihâyetsiz Rahmet hazinelerini ve Hikmet definelerini açar. Ve bununla sahibini, saâdet-i ebedîyeye müheyya eden bir Mürşid-i Rabbânî derecesine çıkar.

   Meselâ: Göz, bir hassedir ki, ruh bu âlemi o pencere ile seyreder. Eğer Cenâb-ı Hakk'a satmayıp belki nefis hesabına çalıştırsan; geçici, devamsız bâzı güzellikleri, manzaraları seyr ile, şehvet ve heves-i nefsâniyeye bir kavvad derekesinde bir hizmetkâr olur. Eğer gözü, gözün Sâni-i Basîr'ine satsan ve O'nun hesabına ve izni dâiresinde çalıştırsan; o zaman şu göz, şu kitâb-ı kebir-i kâinâtın bir mütalâacısı ve şu âlemdeki mu'cizât-ı sanât-ı Rabbâniye'nin bir seyircisi ve şu Küre-i Arz bahçesindeki Rahmet çiçeklerinin mübarek bir arısı derecesine çıkar.
Sözler


33. MADDİ TEDBİRLER GEREK

Her ferdin aklı, adaleti idrakten âciz olduğundan, küllî bir akla ihtiyaç vardır ki, ferdler, o küllî akıldan istifade etsinler. Öyle küllî bir akıl da ancak kanun şeklinde olur. Öyle bir kanun, ancak Şeriattır.
İşârât-ül İ'caz

Şeriatın emrini icra için kontrol mekanizması kurulmalı ve maddi tedbirler alınmalı.


34. FENA HİSSİYATI KIRMANIN EN KISA VE EN KUVVETLİ YOLU BAŞKA BİR HİSSİYATIN TAHRİKİYLE FENA HİSSİYATIN BASTIRILMASIDIR.

iman ve itikadı heyecana ve hissiyat-ı ulviyesi harekete gelir. Ruhun etrafından, vicdanın derin yerlerinden, o sirkat meyelanına hücum gibi bir halet-i ruhiye hasıl olur. Nefis ve hevesten gelen meyelan parçalanır, çekilir. Gitgide o meyelan bütün bütün kesilir.
Hutbe-i Şamiye - 77


35. TEKNOLOJİ VE DİJİTAL ORUÇ TUTMALI

İkinci Sual: Sen eskide şarktaki bedevi aşairde seyahat ettiğin vakit, onları medeniyet ve terakkiyata çok teşvik ediyordun. Neden, kırk seneye yakındır, medeniyet-i hâzıradan "mimsiz" diyerek hayat-ı içtimâiyeden çekildin, inzivaya sokuldun?

   Elcevap:
Medeniyet-i hâzıra-i garbiye, semâvî kanun-u esasîlere muhalif olarak hareket ettiği için seyyiatı, hasenatına; hataları, zararları, faydalarına râcih geldi. Medeniyetteki maksûd-u hakikî olan istirahat-ı umumiye ve saadet-i hayat-ı dünyeviye bozuldu. İktisad, kanaat yerine, israf ve sefâhet; ve sa'y ve hizmet yerine, tenbellik ve istirahat meyli galebe çaldığından, bîçare beşeri hem gayet fakir, hem gayet tenbel eyledi.
Hutbe-i Şamiye


36. İRADE KONTROLÜ:
İrade kudreti; çok cehd sarfından ziyade, zihnin bütün kuvvetlerinin aynı gayeye ve aynı istikâmete doğru sevk edilmesi ile izah edilebilir.
Bir Dava Adamının Notları 1


37. Nefse hâkimiyete muvaffak olmak için en müessir vâsıtalar, ruhta şiddetli sevgiler veyahut sert ve şiddetli defi kuvvetler -nefret gibi- doğuranlardır. 

   Nura sevgi, zulmete nefret... 
Bir Dava Adamının Notları 1

Evet nasılki muhabbet sıfatı muhabbete lâyıktır; öyle de, adâvet hasleti, her şeyden evvel kendisi adâvete lâyıktır... Mektûbat

38. • Gayeme muvafık bir his, şuurumdan geçtiği vakit, onun süratle gitmesine mâni olmalıyım. Onun üzerine dikkatimi teksif etmeliyim. Başka muvafık ve ulvî his ve fikirleri uyandırması için, o hissi icbar etmeliyim. 

   • Eğer, arzu ettiğim bir his bende yok ise ve uyanmıyorsa, onun hangi fikirlerle veyahut hangi grup fikirlerle alâka ve rabıtası olduğunu tedai etmeliyim. Dikkatimi o fikirler üzerine teksif etmeliyim ve onları şuurumda kuvvetle tutmalıyım. Bu şekilde istediğim fikri veya hissi uyandırmalıyım. 

   • Güzel bir şeyi veya fikri tefekkür ettiğim zaman kelimelerle düşünmek yerine, düşündüğüm şeyleri gayet vazıh bir surette görmek istemeliyim. Veya ifade ettikleri manaları düşünmeliyim. 

Bir Dava Adamının Notları 1


39. FEDAKARLIK
Bu ikinci nefs-i emmarede şuursuz kör hissiyat bulunduğu için, akıl ve kalbin sözlerini anlamıyor ve dinlemiyor ki onlarla ıslâh olsun ve kusurunu anlasın. Yalnız tokatlar ve elemler ile nefret edip veya tam  bir fedailikle her hissini maksadına feda etsin. Ve Risale-i Nur'un erkânları gibi, herşeyini, enaniyetini bıraksın. Bu acib asırda dehşetli bir aşılamak ve şırınga ile hem hakikî, hem mecazî iki nefs-i emmare ittifak edip, öyle seyyiata, öyle günahlara severek giriyor. Kâinatı, hiddete getiriyor. Hattâ kendim, bir dakika zarfında, yirmi paralık bir sıkıntı ile, altmış liralık bir haseneye tercih etmeye çalıştım.

   Hem on dakika zarfında, büyük bir mücahede-i mânevîde, benim cephemde, kırk ikilik bir top gibi düşmanlarıma atıp yol açtığı halde; o iki nefs-i emmarenin, muvakkat bir gaflet fırsatında, hodgâmlık ve meyl-i tefevvuk gibi gayet zulümlü ve zulümatlı hissiyle, büyük bir şükür ve teşekkür yerine, "Ne için ben atmadım" diye, en çirkin bir riya ve rekabet damarını hissettim. Cenâb-ı Hakk'a yüzbin şükür ediyorum ki, Risale-i Nur ve bilhassa İhlâs Risaleleri, o iki nefsin bütün desaisini izâle ve onların açtığı yaraları tedavi ettiği gibi, o bir dakika ve on dakikadaki haletleri birden izale etti. Ve mânevî bir istiğfar olan kusurumu bildim. O hatânın muaccel cezası olan içindeki elemden ve azaptan kurtuldum.
Kastamonu Lâhikası


40. Yaptıkça yapasın gelir. Yapmadıkça yapmayasın gelir. Ayrıca alışkanlıklardan kurtulmak için hicret gerekebilir. Yeni bir mekan ve yeni bir şahsiyet.

Bil ki, akılların muhakemesinde zaman ve mekân muhitlerinin büyük te'siratı vardır. Şimdi
Mesnevî-i Nurîye(Bd.)

41. Daima telkin ve tahşidat gerekir. Defi şer celbi nef' manasında ...

Evet, fena bir adama "İyisin, iyisin" desen iyileşmesi ve iyi adama "Fenasın fenasın" desen, fenalaşması çok vukubulur.
Mektubat

"Risale-i Nur, yalnız bir cüz'î tahribatı ve bir küçük haneyi tâmir etmiyor. Belki, küllî bir tahribatı ve İslâmiyet'i içine alan ve dağlar büyüklüğünde taşları bulunan bir muhit kal'ayı tâmir ediyor. Ve yalnız hususi bir kalbi ve has bir vicdanı ıslaha çalışmıyor, belki, bin seneden beri tedarik ve terâküm edilen müfsid âletler ile dehşetli rahnelenen kalb-i umumîyi ve efkâr-ı âmmeyi ve umumun ve bâhusus avâm-ı mü'minînin istinadgâhları olan İslâmî esasların ve cereyanların ve şeâirlerin kırılması ile bozulmaya yüz tutan vicdan-ı umumîyi, Kur'ân'ın i'cazıyla ve geniş yaralarını Kur'ân'ın ve imanın ilâçları ile tedavi etmeğe çalışıyor. Elbette böyle küllî ve dehşetli tahribata ve rahnelere ve yaralara, hakkalyakîn derecesinde, dağlar kuvvetinde hüccetler, cihazlar ve bin tiryak hâsiyetinde mücerreb ilâçlar ve hadsiz edviyeler bulunmak gerektir ki bu zamanda Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyan'ın i'câz-ı mânevîsinden çıkan Risale-i Nur o vazifeyi görmekle beraber, imanın hadsiz mertebelerinde terakkiyat ve inkişafata medardır."
Şualar

*Cenâb-ı Hak bizi ve sizi, bu zamanın câzibedâr fitnesinden kurtarsın ve muhafaza eylesin. Âmin.
Sözler*

31. BİR ALİMİN VE BİLENİN MURAKABASI ALTINDA HAREKET LAZIM

   – Eyvah! dedim, ne kadar bozulmuşsun? Bir hafta çalıştım, onu kurtardım; eski hakikatlı hamiyete çevirdim.
Tarihçe-i Hayat


32. BEŞ DUYU ORGANIMIZI KONTROL ETMEK

Her âzâ ve hasselerin kıymeti, birden bine çıkar.

   Meselâ: Akıl bir âlettir. Eğer Cenâb-ı Hakk'a satmayıp belki nefis hesabına çalıştırsan; öyle meş'um ve müz'iç ve muacciz bir âlet olur ki, geçmiş zamânın âlâm-ı hazînânesini ve gelecek zamânın ehvâl-i muhavvifânesini senin bu bîçare başına yükletecek yümünsüz ve muzır bir âlet derekesine iner. İşte bunun içindir ki; fâsık adam, aklın iz'ac ve tâcizinden kurtulmak için, galiben ya sarhoşluğa veya eğlenceye kaçar. Eğer Mâlik-i Hakikî'sine satılsa ve O'nun hesabına çalıştırsan; akıl öyle tılsımlı bir anahtar olur ki, şu kâinâtta olan nihâyetsiz Rahmet hazinelerini ve Hikmet definelerini açar. Ve bununla sahibini, saâdet-i ebedîyeye müheyya eden bir Mürşid-i Rabbânî derecesine çıkar.

   Meselâ: Göz, bir hassedir ki, ruh bu âlemi o pencere ile seyreder. Eğer Cenâb-ı Hakk'a satmayıp belki nefis hesabına çalıştırsan; geçici, devamsız bâzı güzellikleri, manzaraları seyr ile, şehvet ve heves-i nefsâniyeye bir kavvad derekesinde bir hizmetkâr olur. Eğer gözü, gözün Sâni-i Basîr'ine satsan ve O'nun hesabına ve izni dâiresinde çalıştırsan; o zaman şu göz, şu kitâb-ı kebir-i kâinâtın bir mütalâacısı ve şu âlemdeki mu'cizât-ı sanât-ı Rabbâniye'nin bir seyircisi ve şu Küre-i Arz bahçesindeki Rahmet çiçeklerinin mübarek bir arısı derecesine çıkar.
Sözler


33. MADDİ TEDBİRLER GEREK

Her ferdin aklı, adaleti idrakten âciz olduğundan, küllî bir akla ihtiyaç vardır ki, ferdler, o küllî akıldan istifade etsinler. Öyle küllî bir akıl da ancak kanun şeklinde olur. Öyle bir kanun, ancak Şeriattır.
İşârât-ül İ'caz

Şeriatın emrini icra için kontrol mekanizması kurulmalı ve maddi tedbirler alınmalı.


34. FENA HİSSİYATI KIRMANIN EN KISA VE EN KUVVETLİ YOLU BAŞKA BİR HİSSİYATIN TAHRİKİYLE FENA HİSSİYATIN BASTIRILMASIDIR.

iman ve itikadı heyecana ve hissiyat-ı ulviyesi harekete gelir. Ruhun etrafından, vicdanın derin yerlerinden, o sirkat meyelanına hücum gibi bir halet-i ruhiye hasıl olur. Nefis ve hevesten gelen meyelan parçalanır, çekilir. Gitgide o meyelan bütün bütün kesilir.
Hutbe-i Şamiye - 77


35. TEKNOLOJİ VE DİJİTAL ORUÇ TUTMALI

İkinci Sual: Sen eskide şarktaki bedevi aşairde seyahat ettiğin vakit, onları medeniyet ve terakkiyata çok teşvik ediyordun. Neden, kırk seneye yakındır, medeniyet-i hâzıradan "mimsiz" diyerek hayat-ı içtimâiyeden çekildin, inzivaya sokuldun?

   Elcevap:
Medeniyet-i hâzıra-i garbiye, semâvî kanun-u esasîlere muhalif olarak hareket ettiği için seyyiatı, hasenatına; hataları, zararları, faydalarına râcih geldi. Medeniyetteki maksûd-u hakikî olan istirahat-ı umumiye ve saadet-i hayat-ı dünyeviye bozuldu. İktisad, kanaat yerine, israf ve sefâhet; ve sa'y ve hizmet yerine, tenbellik ve istirahat meyli galebe çaldığından, bîçare beşeri hem gayet fakir, hem gayet tenbel eyledi.
Hutbe-i Şamiye


36. İRADE KONTROLÜ:
İrade kudreti; çok cehd sarfından ziyade, zihnin bütün kuvvetlerinin aynı gayeye ve aynı istikâmete doğru sevk edilmesi ile izah edilebilir.
Bir Dava Adamının Notları 1


37. Nefse hâkimiyete muvaffak olmak için en müessir vâsıtalar, ruhta şiddetli sevgiler veyahut sert ve şiddetli defi kuvvetler -nefret gibi- doğuranlardır. 

   Nura sevgi, zulmete nefret... 
Bir Dava Adamının Notları 1

Evet nasılki muhabbet sıfatı muhabbete lâyıktır; öyle de, adâvet hasleti, her şeyden evvel kendisi adâvete lâyıktır... Mektûbat

38. Daima teyakkuzda ve şuuru diri halinde tutmak.

Zübeyir abiden kısa notlar

• Gayeme muvafık bir his, şuurumdan geçtiği vakit, onun süratle gitmesine mâni olmalıyım. Onun üzerine dikkatimi teksif etmeliyim. Başka muvafık ve ulvî his ve fikirleri uyandırması için, o hissi icbar etmeliyim. 
   • Eğer, arzu ettiğim bir his bende yok ise ve uyanmıyorsa, onun hangi fikirlerle veyahut hangi grup fikirlerle alâka ve rabıtası olduğunu tedai etmeliyim. Dikkatimi o fikirler üzerine teksif etmeliyim ve onları şuurumda kuvvetle tutmalıyım. Bu şekilde istediğim fikri veya hissi uyandırmalıyım. 
   • Güzel bir şeyi veya fikri tefekkür ettiğim zaman kelimelerle düşünmek yerine, düşündüğüm şeyleri gayet vazıh bir surette görmek istemeliyim. Veya ifade ettikleri manaları düşünmeliyim. 
Bir Dava Adamının Notları 1


39. FEDAKARLIK
Bu ikinci nefs-i emmarede şuursuz kör hissiyat bulunduğu için, akıl ve kalbin sözlerini anlamıyor ve dinlemiyor ki onlarla ıslâh olsun ve kusurunu anlasın. Yalnız tokatlar ve elemler ile nefret edip veya tam  bir fedailikle her hissini maksadına feda etsin. Ve Risale-i Nur'un erkânları gibi, herşeyini, enaniyetini bıraksın. Bu acib asırda dehşetli bir aşılamak ve şırınga ile hem hakikî, hem mecazî iki nefs-i emmare ittifak edip, öyle seyyiata, öyle günahlara severek giriyor. Kâinatı, hiddete getiriyor. Hattâ kendim, bir dakika zarfında, yirmi paralık bir sıkıntı ile, altmış liralık bir haseneye tercih etmeye çalıştım.

   Hem on dakika zarfında, büyük bir mücahede-i mânevîde, benim cephemde, kırk ikilik bir top gibi düşmanlarıma atıp yol açtığı halde; o iki nefs-i emmarenin, muvakkat bir gaflet fırsatında, hodgâmlık ve meyl-i tefevvuk gibi gayet zulümlü ve zulümatlı hissiyle, büyük bir şükür ve teşekkür yerine, "Ne için ben atmadım" diye, en çirkin bir riya ve rekabet damarını hissettim. Cenâb-ı Hakk'a yüzbin şükür ediyorum ki, Risale-i Nur ve bilhassa İhlâs Risaleleri, o iki nefsin bütün desaisini izâle ve onların açtığı yaraları tedavi ettiği gibi, o bir dakika ve on dakikadaki haletleri birden izale etti. Ve mânevî bir istiğfar olan kusurumu bildim. O hatânın muaccel cezası olan içindeki elemden ve azaptan kurtuldum.
Kastamonu Lâhikası


40. Yaptıkça yapasın gelir. Yapmadıkça yapmayasın gelir. Ayrıca alışkanlıklardan kurtulmak için hicret gerekebilir. Yeni bir mekan ve yeni bir şahsiyet gerekir bazen.

41. Daima telkin ve tahşidat gerekir. Defi şer celbi nef' manasında ...

Evet, fena bir adama "İyisin, iyisin" desen iyileşmesi ve iyi adama "Fenasın fenasın" desen, fenalaşması çok vukubulur.
Mektubat

"Risale-i Nur, yalnız bir cüz'î tahribatı ve bir küçük haneyi tâmir etmiyor. Belki, küllî bir tahribatı ve İslâmiyet'i içine alan ve dağlar büyüklüğünde taşları bulunan bir muhit kal'ayı tâmir ediyor. Ve yalnız hususi bir kalbi ve has bir vicdanı ıslaha çalışmıyor, belki, bin seneden beri tedarik ve terâküm edilen müfsid âletler ile dehşetli rahnelenen kalb-i umumîyi ve efkâr-ı âmmeyi ve umumun ve bâhusus avâm-ı mü'minînin istinadgâhları olan İslâmî esasların ve cereyanların ve şeâirlerin kırılması ile bozulmaya yüz tutan vicdan-ı umumîyi, Kur'ân'ın i'cazıyla ve geniş yaralarını Kur'ân'ın ve imanın ilâçları ile tedavi etmeğe çalışıyor. Elbette böyle küllî ve dehşetli tahribata ve rahnelere ve yaralara, hakkalyakîn derecesinde, dağlar kuvvetinde hüccetler, cihazlar ve bin tiryak hâsiyetinde mücerreb ilâçlar ve hadsiz edviyeler bulunmak gerektir ki bu zamanda Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyan'ın i'câz-ı mânevîsinden çıkan Risale-i Nur o vazifeyi görmekle beraber, imanın hadsiz mertebelerinde terakkiyat ve inkişafata medardır."
Şualar

*Cenâb-ı Hak bizi ve sizi, bu zamanın câzibedâr fitnesinden kurtarsın ve muhafaza eylesin. Âmin.
Sözler*ç

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...