Üstad "Evet, insan aldanır, ben de öyle bir dessasa aldandım?" diyor. Bunu nasıl anlamalıyız? Burada geçen “dessas” kimdir?
Değerli Kardeşimiz;
Üstad'ın buna benzer ifadelerini bazı Risalelerde görmekteyiz. Meselâ Barla Lahikası'nda şöyle der:
"Aziz kardeşlerim! Üstadınız lâyuhtî değil. Onu hatasız zannetmek hatadır. (…) Biliniz, kardeşlerim ve ders arkadaşlarım! Benim hatamı gördüğünüz vakit serbestçe bana söyleseniz mesrur olacağım. Hattâ başıma vursanız, Allah razı olsun diyeceğim."(1)
Üstad'ın bu ve benzeri ifadeleri bizler için bir ölçü kabul edilmelidir.
Büyük zatların özelliği, günah olmasa da kendilerince noksan gördükleri bazı hallerini büyük bir hata gibi kabul etmeleri ve onun için defalarca tövbe ve istiğfar etmeleridir. Üstadımız bu noktayı “mecazî nefs-i emmare” bahsinde güzelce açıklamıştır.
Bu vesileyle bazı noktaları hatırlayalım:
- Peygamber Efendimiz (asm) masum olmakla beraber Kur'ân'da kendisine; "Günahın için istiğfar et." (Muhammed, 47/19) emri verilir. Bundan murat; "ümmetin için istiğfar et" mânası olabilir.
Ayrıca Habib-i Kibriya Efendimiz (asm) manen her an terakki ettiğinden, bir önceki hali için istiğfar etmesi söz konusudur. Bunun içindir ki, Resulullah Efendimiz (asm) günde yetmiş defa istiğfar etmekteydi.
- Peygamberler ismet sıfatı ile mümtaz olduklarından, günahlardan uzaktırlar. Onların dışında hiç kimse masum değildir. Üstad da bu kaidenin dışında değildir. Kendi ifadesiyle "Üstadınız lâyuhtî değil. Onu hatasız zannetmek hatadır." der. Şu var ki “İmkânat başka, vukuat başkadır.” Peygamberler dışında herkes günah işleyebilir, yani günah noktasında korunmuş değillerdir. Ama bunu; “Bütün büyük zatlar mutlaka günah işlemişlerdir.” şeklinde anlamak da yanlıştır.
Büyük zatlar da Allah’ın hâfiziyeti altındadırlar.
Üstad'ın engin bir tevazû ile söylediği bu ifadelerden "Objektif olma", “Hikmetle hareket etme”, “sevdiğimiz kimselerden beşeriyet itibariyle zuhur edebilecek bazı yanlışlıkları hemen kabul yahut tevil cihetine gitmeme” dersi almak lazımdır. Böyle yanlışlıkların ortaya çıkması durumunda Uhuvvet Risalesi'ndeki düsturları hayata geçirmek, hürmet ve muhabbetimizde noksanlık göstermemek, ama hatayı da hata olarak görmek gerekir.
Böyle yapılırsa, Kur’an'ın da emri gereğince “ıslah” yoluna gidilir. Aksi halde hata devam eder.
Üstad'ın “aldandım” dediği hususun ne olduğu konusunda tahminler yapmamız doğru değildir. Ancak, kendi beyanlarıyla, “bir zamanlar bir nurdan haber verdiğini, önceleri bunu siyaset âleminde aradığını, daha sonra bunun iman ve Kur’an hizmeti olarak tahakkuk ettiğini” biliyoruz. Aldanma denilen şey, bu yanlış tahmin de olabilir. Kesin hüküm veremiyoruz.
Bu tip sorulara verilecek cevaplar tahminden öteye geçmez. Üstad'ın kendisinin açıklamadığı bir şeyi bizim bilmemiz zaten mümkün değildir.
Bu noktada Üstad'ın mecazî nefs-i emmareyle ilgili değerlendirmeleri okunursa, bu dessâsın da "mecazî nefs-i emmare" cinsinden olabileceği anlaşılır.
Bu konuda Üstadımız şunları kaydeder:
"Bu acib asırda dehşetli bir aşılamak ve şırınga ile hem hakikî, hem mecazî iki nefs-i emmare ittifak edip; öyle seyyiata öyle günahlara severek giriyor, kâinatı hiddete getiriyor. Hattâ kendim, bir dakika zarfında yirmi paralık bir sıkıntı ile altmış liralık bir haseneye tercih etmeye çalıştım."
"Hem on dakika zarfında, büyük bir mücahede-i manevîde, benim cephemde kırk ikilik bir top gibi düşmanlarıma atıp yol açtığı halde; o iki nefs-i emmarenin muvakkat bir gaflet fırsatında, hodgâmlık ve meyl-i tefevvuk gibi gayet zulümlü ve zulümatlı hissiyle, büyük bir şükür ve teşekkür yerine, 'Ne için ben atmadım.' diye en çirkin bir riya ve rekabet damarını hissettim."(2)
Büyük zatlar, manevî terakkilerde, bir alttaki makamlarını noksan bulur ve bir önceki hallerinden istiğfar ederler. Onların bu istiğfarları, bizim işlediğimiz bir günaha istiğfar etmemiz gibi değildir.
Üstad Hazretleri şöyle buyurur:
“Eslâf-ı izâmın hikmetini bilmediğimiz bazı hallerini beğenmemek sû-i zandır. Sû-i zan ise, maddî ve mânevî içtimaiyatı zedeler.”(3)
Meselâ, kalbi tamamen rızaya yönelmiş bir zat için, cenneti istemek bile bir noksanlıktır.
Üstad'ın şefkat tokatlarında verdiği mesaja göre, iman hizmetinde fütura düşüp kendi manevî terakkisi için çalışmak bir noksanlıktır. Bu hâl günah yahut haram olmayıp mübah bir arzudur, fakat iman hizmetinden mahrumiyetin büyük zararı düşünülürse, bunu da şeytanın bir desisesi gibi değerlendirmek gerekir.
Ayrıca Üstad, muhataplarına ders vereceği zaman çoğu kez kendi nefsini nazara verir. Bu, çok tesirli bir tebliğ metodudur. Burada da aynı metot uygulanmıştır.
Bizim için önemli olan, Üstad'ın sözünü ettiği dessâsın kim olduğu değil, kendi dessâslarımızın neler olduğu düşünmemiz ve bunlara karşı daima uyanık bulunmamızdır.
Dipnotlar:
(1) bk. Barla Lahikası, 131. Mektup.
(2) bk. Kastamonu Lahikası, 148. Mektup.
(3) bk. Mesnev-i Nuriye, Katre, Hatime.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
İnsan bile bile aldanır veyahut aldandıktan sonra ne yapar ? His ve hevesi söz dinlemiyorsa aldandıysa ne yapmalı ?
İlk olarak, aldatıldığınız gerçeğini kabullenmek önemlidir. Bu, inkar etmekten veya kendinizi suçlamaktan daha yapıcı bir yaklaşımdır. Herkes hata yapar veya aldanır; önemli olan bundan ders çıkarmaktır.
Eğer bir konuda aldatıldıysanız, bilgi aldığınız veya güvendiğiniz kaynakları gözden geçirin. Bundan sonra daha güvenilir, sağlam ve hakikatli kaynaklara yönelmeye özen gösterin. Özellikle Risale-i Nur gibi eserler, insanı aldanmalardan koruyacak derin hakikatleri sunar.
Manevi bir bakış açısıyla, aldanmaların da bir imtihan olduğunu düşünebilirsiniz. Yaptığınız hatalar için Allah'tan af dileyin ve tevbe edin. Dua, kalbinizi rahatlatır ve size manevi bir güç verir.
Kötü duygu ve heveslerinizi iyiye çevirmenin yolu, salih ameller işlemektir. Allah rızası için yapılan her güzel iş, kalbinizi temizler ve sizi doğru yola yönlendirir. Risale-i Nur'da vurgulandığı gibi, "Her bir günah içinde küfre giden bir yol vardır." Dolayısıyla, günahlardan kaçınmak ve iyiliklere yönelmek büyük önem taşır.
Nefis, sürekli kötülüğe meyilli olabilir. Onu terbiye etmek için sabır ve irade gerekir. Risale-i Nur'da "Nefsini ıslah etmeyen başkasını ıslah edemez" prensibi vurgulanır. Nefsinizi doğru yola yönlendirmek için ibadetlerinize sarılın, özellikle namaza ve Kur'an okumaya ağırlık verin. Bu manevi pratikler, iradenizi güçlendirir.
Bazen tek başımıza başa çıkmakta zorlandığımız durumlar olur. Güvendiğiniz din alimlerinden, maneviyat büyüklerinden veya salih kişilerden akıl ve yardım isteyin. Onların tecrübeleri ve tavsiyeleri size yol gösterebilir.
Eğer sizi aldatan veya yanlış yönlendiren bir ortamdaysanız, bu çevreden uzaklaşmayı düşünün. Yeni ve olumlu bir çevre, hislerinizin ve heveslerinizin değişmesine yardımcı olabilir.
Boş kalmak, nefsi ve kötü hevesleri besleyebilir. Kendinizi faydalı işlere verin. Bir hobi edinin, yeni şeyler öğrenin veya topluma faydalı olacak projelere katılın. Meşguliyet, kötü düşüncelerden uzaklaşmanızı sağlar.
En önemlisi, her durumda Allah'a sığınmaktır. Zira O, kalpleri döndüren ve insana doğru yolu gösteren yegane güçtür. "Rabbim, beni nefsimin şerrinden ve şeytanın vesvesesinden koru" gibi dualarla Rabbimizden yardım isteyebilirsiniz.