"Güzel gör, hem güzel bak. Ta güzel düşünmeli. Güzel bil, hem güzel düşün. Ta leziz hayatı bulmalı." Vecizesini hayatımıza nasıl uygulayabiliriz?
Değerli Kardeşimiz;
Risale-i Nur Külliyatı, insanın kâinatla ve Yaratıcı ile olan münasebetini "iman gözlüğü" üzerinden ele alır. Söz konusu vecize (bk. Sözler, Lemeât), imanın kazandırdığı bakış açısının insan ruhunda ve hayatında meydana getirdiği kârlı dönüşümü ifade eden temel bir düsturdur.
Bu vecizeyi Risale-i Nur’un pencerelerinden bakarak şöyle okuyabiliriz:
1. "Güzel gör hem güzel bak" (Basiret ve Mana-yı Harfî)
Risale-i Nur’a göre kâinattaki her şey ya bizzat güzeldir ya da neticeleri itibarıyla güzeldir. İki türlü bakış vardır:
Mana-yı İsmî: Varlıklara ve olaylara kendi namına, tesadüfe veya sebeplere bağlayarak bakmak (bu bakış karanlıklı ve manasızdır).
Mana-yı Harfî: Varlıklara Yaratıcı'nın bir eseri, sanatkârını tanıtan bir mektup gözüyle bakmak.
İşte "güzel bakmak", her şeyde asıl sanatkârın (Sâni-i Zülcelal) esmasını ve rahmet tecellilerini görebilmektir. Başa gelen musibet ve hastalıklar bile kahır değil, insanın aczini ve fakrını hissettiren birer "kaderî terbiye" ve "günahlara kefaret" olarak görüldüğünde bizzat güzelleşir. Dolayısıyla güzel bir niyetle yapılan bakış, güzel görmelere vesile olur.
2. "Ta güzel düşünmeli" (Tefekkür ve Hüsnüzan)
Bakışını mana-yı harfî ile nurlandıran bir insan, "tefekkür" boyutuna geçer. Risale-i Nur’da tefekkür, ibadetin en kıymetli türlerinden biri sayılır.
İmanî Tefekkür: Kâinat fabrikasındaki intizamı, yardımlaşmayı ve hikmeti tefekkür eden zihin, tesadüf ve manasızlık kuruntularından kurtulur.
Hüsn-ü Zann-ı Billah: Allah’ın icraatları hakkında daima güzel düşünmektir. "Kaderin her şeyi güzeldir." hakikatine dayanarak, karanlık görünen hadiselerin arkasındaki rahmet tecellilerini düşünmektir. İnsanlara karşı da suizandan (kötü zandan) kaçınıp hüsnüzan ile muamele etmektir.
3. "Güzel bil hem güzel düşün" (Marifetullah ve İlim)
Risale-i Nur ekseninde "güzel bilgi", insanı Allah’ı tanımaya götüren "Marifetullah" bilgisidir.
Kalbe ve akla giren bilgi, ilahi marifetle yoğrulduğunda "güzel bilmek" gerçekleşir. Yaratıcısını bilen ve tanıyan insan, kâinatı yabancı ve düşman bir mekân olarak değil; kendisini tanıttırmak isteyen Rahmân'ın bir misafirhanesi olarak bilir.
Hakiki bilgi, insanı tereddütlerden kurtarır ve doğru akıl yürütmeye (tahkikî imana) ulaştırır. Akıl, marifetullah ile aydınlandıkça düşünceler de saf, hakikatli ve güzel olur.
4. "Ta leziz hayatı bulmalı" (Dünya ve Ahiret Saadetinin Anahtarı)
Risale-i Nur’da lezzetli ve saadetli hayat; saraylarda yaşamak veya maddi imkânlara boğulmak değil, "iman lezzeti"dir.
Çünkü iman bir intisaptır (aidiyettir ve bağlanmadır). Kendini sonsuz güç ve rahmet sahibi bir Zat’a intisap ettirmiş bir insan, geçmişin pişmanlıklarından ve geleceğin ölüm / yok oluş korkularından kurtulur.
Risale-i Nur’un ifadesiyle: "İman hem nurdur hem kuvvettir. Hakiki imanı elde eden adam, kâinata meydan okuyabilir." (bk. Sözler, 23. Söz, Birinci Mebhas) Hayatın hakiki lezzeti; kâinatı bir sergi, ölümü bir terhis tezkeresi ve hayatı bir ibadet neşesi olarak görebilmektedir.
Özetle Risale-i Nur Bakışıyla: İman gözlüğünü takan insan, kâinata mana-yı harfî ile güzel bakar. Bu bakış onda marifetullah merkezli güzel tefekkürü doğurur. İlim ve düşünce güzelleştikçe, dünya dahi bir cennet çekirdeğine dönüşür ve insan hem dünyada hem ahirette hakiki "leziz hayatı" bulur.
Bununla ilgili Üstadımız, şöyle bir silsile sıralıyor: 1. İman, 2. Marifet, 3. Muhabbet ve 4. Lezzet-i ruhaniye.
İkinci bir silsile de şöyledir: 1. İman tevhidi, 2. Tevhid teslimi, 3. Teslim tevekkülü, 4. Tevekkül saadet-i dareyni iktiza eder. (bk. age., a.y.)
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü