Dini tebliğ yaparken karşı taraf dinlemezse bu durumu nasıl değerlendirmeli?

Soru Detayı

- Dini tebliğ yaparken karşı taraf dinlemezse ben vazifemi yaptım vazife-i ilahiyeye karışmam diye düşünüyoruz.
- Peki karşı tarafın tebliğimizi kabul etmemesinin hikmetleri ve sebepleri neler olabilir. Allah hangi hikmetlere binaen kabul ettirmedi?
- Kabul etmemede bizimde bir hatamız olabilir veya vazifemizi iyi yapmadık diye bizi dinlemedi diye düşünebilir miyiz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Tebliğ faaliyetinde muhatabın (karşı tarafın) tebliği kabul etmemesi, hem ilahi hikmetler hem de beşeri / insani sebepler açısından çok boyutlu bir meseledir.

Bediüzzaman Said Nursi’nin de vurguladığı "İnsan vazifesini yapar, vazife-i İlâhiyeye karışmaz." düsturu, tebliğcinin neticeye odaklanıp ümitsizliğe düşmesini veya kibirlenmesini engeller. Ancak bu düstur, kendi tebliğ metodumuzu muhasebe etmeye engel değildir.

Bu konuyu üç temel başlık altında değerlendirebiliriz:

1. İlahi Hikmetler Açısından (Allah Neden Kabul Ettirmedi?)

Allah'ın bir kimseye hidayet vermemesi veya o an kabul ettirmemesi rastgele bir olay değildir. Arkasında pek çok ince hikmet barındırır:

İmtihan Sırrı ve İradeye Hürmet: Dünya bir imtihan meydanıdır. Eğer Allah tebliğ edilen her hakikati muhataba zorla kabul ettirseydi, cüz'i irade ve imtihan sırrı ortadan kalkardı. Akla yol gösterilir ama irade elden alınmaz.

Mühlet ve Zamanlama Hikmeti: Hakikatin tohumu o an ekilmiş olabilir ama yeşermesi zaman alabilir. Mekke döneminde yıllarca İslam'a şiddetle karşı çıkan birçok sahabe (Mesela Ömer b. Hattab, Halid bin Velid), vakti ve zamanı geldiğinde teslim olmuştur. Allah, o kişinin olgunlaşması için ona mühlet veriyor olabilir.

Liyakat ve Kalp Temizliği: Hidayet bir nurdur ve temiz bir mahalle inip yerleşir. Muhatabın kalbindeki kibir, haset, dünyevileşme veya samimiyetsizlik gibi manevi hastalıklar, o nurun girmesine engel teşkil edebilir.

Tebliğciyi Terbiye Etme: Sonucun hemen gelmemesi, tebliğ yapan kişinin ihlasını ölçer. Tebliğci "Ben anlatıyorum, benim sayemde hidayete erdi!.." gururuna düşmesin; hidayetin yalnız ve yalnız Allah'a ait olduğunu idrak etsin diye Allah sonucu geciktirebilir veya vermeyebilir.

2. Bizim (Tebliğcinin) Hata ve Kusurları Açısından

"Ben vazifemi yaptım" deyip çekilmeden önce, vazifeyi gerçekten İslam'ın ve sünnetin ölçülerine uygun yapıp yapmadığımızı sorgulamak kulluk edebinin bir gereğidir. Muhatabın dinlememesinde bizim de payımız olabilir:

a) Üslup ve Metot Hataları

Sertlik ve Kırıcılık: Kur'an-ı Kerim'de Hz. Musa ve Hz. Harun, Firavun'a gönderilirken bile "Yumuşak söz (kavl-i leyyin) söyleyin" emri verilmiştir. Muhatabı yargılayan, üste çıkan veya rencide eden bir üslup hakikati örter.

Zaman ve Mekan Ayarsızlığı: Muhatabın yorgun, öfkeli, önyargılı veya hazır olmadığı bir anda tebliğ yapmak tepkiye yol açar.

İhtiyaca Göre Konuşmamak: Muhatabın zihnindeki temel şüphe veya ihtiyacı anlamadan, ezberlenmiş kaliplarla konuşmak muhatabı sıkar.

b) Hâl Dili (Temsil) Eksikliği

Peygamber Efendimiz (asm) sözden önce "El-Emin" sıfatıyla, yani yaşantısı ile tebliğ etmiştir. Anlattıklarımızla yaşantımız çelişiyorsa veya samimiyetimiz halimize yansımıyorsa, karşı taraf sözlerimize itimat etmez. Lisan-ı hâl, lisan-ı kalden daha tesirlidir.

c) İhlas Eksikliği ve Benlik (Ego)

Konuşurken amacımız Allah rızası mı, yoksa bir tartışmayı kazanmak, haklı çıkmak veya bilgimizi kanıtlamak mı? Kalpten çıkmayan söz kalbe ulaşmaz.

3. Muhataptan Kaynaklanan Sebepler

Bazen tebliğci kusursuz bir üslup ve ihlasla yaklaşsa bile muhatap kabul etmez. Nitekim Hz. Peygamber’in (asm) amcası Ebu Talib, en büyük tebliğciye ve en mükemmel örneğe muhatap olduğu halde iman etmemiştir.

Çevre ve Kültürel Baskı: Mahalle baskısı, alışkanlıklar, ata dini veya çevrenin ne diyeceği korkusu.

Kibir ve Gurur: Hakikati kabul etmeyi bir yenilgi veya küçülme olarak görmek.

Menfaat ve Konfor Alanı: Dinî sorumlulukların getireceği yükümlülüklerden kaçınma arzusu.

4. Nasıl Bir Denge Kurmalıyız?

İdeal tutum, iki duygu arasındaki dengeyi korumaktır:

Hüsnüzan ve Kendi Nefsini İtham: Bir tebliğ akabinde olumsuz sonuç aldığımızda öncelikle "Acaba üslubumda bir kusur var mıydı? Daha şefkatli yaklaşabilir miydim?" diyerek kendi yöntemimizi ve niyetimizi gözden geçirmeliyiz.

Kader'e Teslimiyet: Kendi muhasebemizi yaptıktan sonra ise "Ben tohumu attım, sulama ve meyve verme takdir-i İlahidir." diyerek neticeyi Allah'a havale etmeli, ümitsizliğe düşmemeliyiz.

Tebliğci açısından bu gibi durumlara nasıl bakılacağına dair Üstad'ın şu değerlendirmesi çok manidardır:

"Evet, insanın elindeki cüz-ü ihtiyarî ile işledikleri ef’allerinde, Cenâb-ı Hakka ait netâici düşünmemek gerektir. Meselâ, kardeşlerimizden bir kısım zatlar, halkların Risale-i Nur’a iltihakları şevklerini ziyadeleştiriyor, gayrete getiriyor. Dinlemedikleri vakit, zayıfların kuvve-i mâneviyeleri kırılıyor, şevkleri bir derece sönüyor. Halbuki, üstad-ı mutlak, muktedâ-yı küll, rehber-i ekmel olan Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, وَماَ عَلَى الرَّسُولِ اِلاَّ الْبَلاَغُ [“Peygambere düşen, ancak tebliğ etmekten ibarettir.” (Nur, 24/54).] olan ferman-ı İlâhîyi kendine rehber-i mutlak ederek, insanların çekilmesiyle ve dinlememesiyle daha ziyade sa’y ü gayret ve ciddiyetle tebliğ etmiş. Çünkü اِنَّكَ لاَ تَهْدِى مَنْ اَحْبَبْتَ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يَهْدِى مَنْ يَشَاۤءُ [“Sen sevdiğin kimseyi hidayete erdiremezsin. Ancak Allah dilediğine hidayet verir.” (Kasas, 28/56).] sırrıyla anlamış ki, insanlara dinlettirmek ve hidayet vermek, Cenâb-ı Hakkın vazifesidir; Cenâb-ı Hakkın vazifesine karışmazdı."

"Öyleyse, işte ey kardeşlerim! Siz de size ait olmayan vazifeye harekâtınızı bina etmekle karışmayınız ve Hâlıkınıza karşı tecrübe vaziyetini almayınız." (Lem'alar, 17. Lem'a)

İlave bilgi için tıklayınız:

- RİSALE-İ NUR’DA TEBLİĞ METOTLARI

- BEDİÜZZAMAN’IN TEBLİĞ METODU

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Okunma sayısı : 18
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...