"Hakkalyakin derecesinde bir kuvvetle zaruret ve bedâhet derecesine gelen bir ilmelyakinle hakaik-i imaniyeyi tasdik etmektir." Risalelerin, ilmelyakin derecesinde kalması nedendir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İkinci yol, iman-ı bilgayb cihetinde, sırr-ı vahyin feyziyle, burhanî ve Kur'ânî bir tarzda, akıl ve kalbin imtizacıyla, hakkalyakîn derecesinde bir kuvvetle zaruret ve bedâhet derecesine gelen bir ilmelyakînle hakaik-i imaniyeyi tasdik etmektir."

"Bu ikinci yol, Risaletü'n-Nur'un esası, mayası, temeli, ruhu, hakikati olduğunu has talebeleri görüyorlar. Başkalar dahi insafla baksa, Risaletü'n-Nur hakaik-i imaniyeye muhalif olan yolları gayr-ı mümkin ve muhal ve mümteni derecesinde gösterdiğini görecekler."(1)

Risale-i Nurlar ilmelyakin derecesinde kalıyor dememiz yanlış bir düşünce olur. Bu düşünceyi cerh eden şu ifadeler Risale-i Nur'da geçmektedir:

"Hem bir mertebesi de hakkalyakîndir. Onun da çok mertebeleri var. Böyle imanlı zatlara şübehat orduları hücum da etse bir halt edemez. Ve ulemâ-i ilm-i kelâmın binler cild kitapları, akla ve mantığa istinaden telif edilip, yalnız o mârifet-i imaniyenin burhanlı ve aklî bir yolunu göstermişler. Ve ehl-i hakikatin yüzer kitapları keşfe, zevke istinaden o mârifet-i imaniyeyi daha başka bir cihette izhar etmişler. Fakat, Kur'ân'ın mucizekâr cadde-i kübrâsı, gösterdiği hakaik-i imaniye ve mârifet-i kudsiye, o ulemâ ve evliyanın pek çok fevkinde bir kuvvet ve yüksekliktedir."

"İşte, Risale-i Nur bu cami ve küllî ve yüksek mârifet caddesini tefsir edip, bin seneden beri Kur'ân aleyhine ve İslâmiyet ve insaniyet zararına ve adem âlemleri hesabına tahribatçı küllî cereyanlara karşı Kur'ân ve iman namına mukabele ediyor, müdafaa ediyor. Elbette hadsiz tahşidata ihtiyacı vardır ki, o hadsiz düşmanlara karşı dayanıp ehl-i imanın imanını muhafazasına Kur'ân nuruyla vesile olsun."(2)

"Şu Otuz Üç Pencereli olan Otuz Üçüncü Mektup, imanı olmayanı, inşaallah imana getirir. İmanı zayıf olanın imanını kuvvetleştirir. İmanı kavî ve taklidî olanın imanını tahkikî yapar. İmanı tahkikî olanın imanını genişlendirir. İmanı geniş olana, bütün kemâlât-ı hakikiyenin medarı ve esası olan marifetullahta terakkiyat verir, daha nuranî, daha parlak manzaraları açar. İşte bunun için, 'Bir pencere bana kâfi geldi, yeter.' diyemezsin. Çünkü, senin aklına kanaat geldi, hissesini aldı ise, kalbin de hissesini ister, ruhun da hissesini ister. Hattâ hayal de o nurdan hissesini isteyecek. Binaenaleyh, herbir Pencerenin ayrı ayrı faydaları vardır."(3)

Üstad Hazretleri de Risale-i Nur'un bir talebesi olduğuna göre, Risale-i Nur'da imanın bütün mertebeleri var, lakin her insan kuvvetine göre istifade ediyor. Bizim o makama ulaşamamamız bize ait bir kusurdur. Yoksa Risale-i Nurlar istidadı olan birisine bu makamları verebilir.

Dipnotlar:

(1) bk. Kastamonu Lâhikası, (13. Mektup)
(2) bk. Emirdağ Lahikası-I, (63. Mektup)

(3) bk. Sözler, Otuz Üçüncü Söz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 4.844
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

yağız22
verdiğiniz bölümler çok güzel.bu şekildeki soracabileceğimiz böyle bir site yaptığınız için teşekkürler.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
artiha

İlmelyakin ne kadar isabetli de olsa, karanlık bir nokta dahi vakıa mutabakata engel teşkil edebilir. Kalmamış bir nokta-i müslim çeşm-i dil erbabına. Bu nedenle illa da göz ile görmek ve hatta kapsama alanına girip mahiyetini anlamak gerektir. Mi'rac işte bunun için gerekli. Gidip gelen mi var? Evet gidip gelen var. Daha sonra ise Amerika'yı yeniden keşfetmek arayışı manasız. Artık tâbi olmak gerek. Üstad ve mücedditler de mübtedi değil müttebi yani kendilerinden bir şey getirmezler belki tabi olur mutlak anlamda. Tahkikatın her ne kadar derin de olsa vakıa mutabık çıkmayabileceğine dair bir misal: İnsanlarda şeytan vazifesini gören cesetli ervâhı habise bilmüşahede bulunduğu gibi, cinnîden cesetsiz ervâh-ı habise dahi bulunduğu, o kat’iyettedir. Eğer onlar maddî ceset giyseydiler, bu şerîr insanların aynı olacaktılar.
Hem eğer bu insan suretindeki insî şeytanlar cesetlerini çıkarabilseydiler, o cinnî iblisler olacaktılar. Hattâ bu şiddetli münasebete binaendir ki, bir mezheb-i bâtıl hükmetmiş ki, “İnsan suretindeki gayet şerîr ervâh-ı habise, öldükten sonra şeytan olur.”

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...