"Haram sevmekte, bir kıskançlık elemi ve firak elemi ve mukabele görmemek elemi gibi çok arızalar..." Bu cümleyi nasıl anlamalıyız? Bazen helal sevmekte de bu elemler olabiliyor?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Burada "haram sevmek" mecazî aşklar için kullanılıyor. Allah kendi Zât’ını ve isimlerini sevmemiz için kalbimize muhabbet hissi koymuştur. İnsan su-i istimal ile bu kabiliyeti mecazî aşklara çeviriyor..

Aşk ve muhabbet de insanın en köklü ve en esaslı bir duygusudur. Bunun da tamamen fıtrattan sökülüp atılması kabil değildir. Ama bu duyguyu İlahî veya mecazî aşka çevirmek, insanın iradesindedir. İnsan, kalbini İlahî aşka tevcih etme fırsatı ve imkânı varken, bunu mecazî aşkların dalgasına terk ediyor ise, bu mes’uliyeti gerektiren bir durumdur.

“Aşk, şiddetli bir muhabbettir. Fâni mahbublara müteveccih olduğu vakit ya o aşk kendi sahibini daimî bir azap ve elemde bırakır veyahut o mecazî mahbub, o şiddetli muhabbetin fiyatına değmediği için bâki bir mahbubu arattırır; aşk-ı mecazî, aşk-ı hakikiye inkılab eder.

İşte insanda binlerle hissiyat var. Her birisinin aşk gibi iki mertebesi var: Biri mecazî, biri hakikî.”(Mektubat, 9. Mektub)

İnsan muhabbetini mahlûkata, mecazî sevgililere sarf ettiği için, peşinen cezasını görüyor. Mevcudat üzerindeki fena ve zeval damgası, bunların sevgiye layık olmadıklarının en büyük ispatıdır. İnsanın sevdiği her şey fani olduğu için ölümle ayrılıp gidiyor; bu da seven kişide çok ciddi bir ayrılık acısına dönüşüyor. O aşktaki cüz’î lezzete karşılık ölümle gelen ayrılıkta bin katı acı ve azap çekiyor. Üstad Hazretlerinin “firak eleminden” kast ettiği mana budur.

Kıskançlık elemi ise, insanın sevdiği şeylerin üzerinde başka nazarların olmasıdır. İnsan bir şeyi sever ve elde etmek ister, ama onu başkaları da sevip talep ettiği için insanda ciddi bir kıskanma hastalığı başlar. Hâlbuki sevdiği şey onun mülkünde ve tasarrufunda değil ki başkalarının müdahale etmesine meşru kıskançlık duysun. İnsan kalbini sadece Allah’a tevcih etse başkalarının talebi onu rahatsız etmez. Kıskançlık ateşi, kişiyi yakar, felakete sürükler.

İnsan, hased ettiği ve kıskandığı şeyler gelip geçici şeyler olduğunu, üstelik Allah katında derece ve kıymet kazanmanın mal ve mülk ile olmadığını düşünürse bu hastalıktan kurtulur.

Sevdiğinden karşılık görmemek de insana için büyük bir acı verir ve azap çektirir. Kara sevda deyip türküler yazılması bu azabın bir terennümüdür. Sevgisine karşılık göremediği için intihar eden çok insanlar vardır, ama Allah sevgisinden intihar eden yoktur. İşte karşılık görmeme de insanın kalbini gayr-i meşru şeylere sarf etmesinin bir neticesi ve cezasıdır.

Helal sevmekte bu azapların hiçbirisi yoktur. Zira helal sevmek kalp ile Allah’ın buluşması demektir. Yani kalbinde Allah sevgisi yerleşmiş birisi hiçbir zaman mahlûkatı ve mevcudatı bizatihi sevmez, ancak vesile ve vasıta olarak sever. Mesela, baba evladını Allah’ın bir hediyesi ve emaneti olarak sever ve şefkat eder. Aslında evladını değil evlat aynasında Allah’ı sever. Hanımını Allah’ın bir emaneti ve cennette ebedî bir arkadaşı olarak sever. Malını Allah yolunda cihad etmek için sever. Bu sevmek de Allah hesabınadır...

Helal sevmekte firak elemi olmaz, zira arkası kesilmiyor. Daimî bir memlekete, ebedî bir hayat için gidiyor. Mesela, gençliğimiz elimizden gitse de cennette ebedî bir gençlik verileceği için firakı azap vermez. Ama mecazî sevenlerde bu mâna olmadığı için, firakı tam hisseder ve elem çeker.

Elhasıl: Dünyayı ve ondaki mahlakatı mana-yı harfiyle sev; mana-yı ismiyle sevme. "Ne kadar güzel yapılmış." de, "Ne kadar güzeldir." deme. Ve kalbin bâtınına, başka muhabbetlerin girmesine meydan verme. Çünkü bâtın-ı kalb âyine-i Sameddir ve ona mahsustur.

اَللّٰهُمَّ ارْزُقْنَا حُبَّكَ وَحُبَّ مَا يُقَرِّبُنَاۤ اِلَيْكَ (Allah'ım! Bize senin muhabbetini ve bizi sana yaklaştıracak şeylerin muhabbetini nasip et!) de.

İşte, bütün tadat ettiğimiz muhabbetler, eğer bu suretle olsa, hem elemsiz bir lezzet verir, hem bir cihette zevâlsiz bir visaldir. Hem muhabbet-i İlâhiyeyi ziyadeleştirir. Hem meşru bir muhabbettir. Hem ayn-ı lezzet bir şükürdür. Hem ayn-ı muhabbet bir fikirdir.(Sözler, Otuz İkinci Söz, Üçüncü Mevkıf)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 26.483
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Kullanıcı

1. "Kıskançlık Elemi" Neden Ortaya Çıkar?

Metin, bu kıskançlığın neredeyse kaçınılmaz olduğunu ima eder. Sebebi şudur: Gayrimeşru bir ilişkide taraflar arasında "sahip olma" ve "güvence" yoktur.

 

· Meşruiyet Eksikliği: Evlilik gibi meşru ve toplumsal olarak kabul görmüş bir bağ olmadığı için, kişi sevdiğini/kendini beğendiği kişiyi kaybetme korkusunu sürekli yaşar. Karşı tarafın başka birini beğenmesi, başka biriyle görüşmesi ihtimali her an vardır. Bu durum, insanın doğasında olan kıskançlık duygusunu tetikler.

· Mukabele Görmeme Korkusu: Metinde geçen "mukabele görmemek elemi" de bununla ilgilidir. Kişi, karşı tarafın kendisi kadar bağlı olmadığını, kendisini aldatabileceğini veya terk edebileceğini düşünür. Bu düşünce, sürekli bir kıskançlık ve şüphe hali doğurur.

2. Her Haram Seven Bunu Yaşar mı?

 

Metnin ifadesi ("aklı başında her genç tecrübeyle tasdik eder"), bu duyguların evrensel olduğunu iddia eder. Ancak bu, her an yüksek sesle bağıran bir volkan gibi değil, çoğu zaman için için yanan bir kor gibidir.

 

· Şiddeti Değişir: Her insanın kıskançlık eşiği farklıdır. Kimi insan bu duyguyu çok yoğun yaşarken, kimi daha az yoğun yaşayabilir veya bastırabilir. Ancak metnin vurgusu, ilişkinin yapısı gereği (meşru bir zemini olmadığı için) bu acının potansiyel olarak her zaman orada olduğudur.

· Bilinçli Tecrübe: Metin, özellikle "aklı başında" ve "tecrübeyle" vurgusu yaparak, kişi bu ilişkileri yaşarken o anki heyecana kapılsa bile, durup düşündüğünde veya ilişki bittiğinde (firak/ayrılık anında) bu elemlerin aslında lezzetten daha baskın olduğunu fark edeceğini söyler.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...