"Gayr-ı meşru bir muhabbetin neticesi, merhametsiz bir adâvet olduğu,.." ne demektir, izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Adem-i müracaatımın sebeplerinden sekizincisi: 'Gayr-ı meşru bir muhabbetin neticesi, merhametsiz bir adâvet olduğu' kaidesince, âdil olan kader-i İlâhî, lâyık olmadıkları halde meylettiğim şu ehl-i dünyanın zalim eliyle beni tâzip ediyor. Ben de bu azâba müstehakım deyip sükût ediyordum. Çünkü, Harb-i Umumîde gönüllü alay kumandanı olarak iki sene çalıştım, çarpıştım. Ordu Kumandanı ve Enver Paşa takdiratı altında, kıymettar talebelerimi, dostlarımı feda ettim. Yaralanıp esir düştüm. Esaretten geldikten sonra, Hutuvât-ı Sitte gibi eserlerimle kendimi tehlikeye atıp, İngilizlerin İstanbul'a tasallutu altında, İngilizlerin başlarına vurdum. Şu beni işkenceli ve sebepsiz esaret altına alanlara yardım ettim..."(1)

Kalb, Allah’ı sevmek ve O’na muhabbet etmek için verilmiştir. Kalb, Allah’ı sevmekle ve O’nun zikretmekle mutmain olur. Allah, haram ve meşru olmayan muhabbetlerin içine, azap ve adavet yerleştirmiş ki; insanlar ona yöneldikçe azaba ve adavete maruz kalıp, akılları başlarına gelsin.

Meşru olmayan muhabbetin neticesinin acımasız bir düşmanlık olmasında, iki mânâ var.

Birisi; kişinin muhabbet ettiği şeyden karşılık göremeyip, ona tepki olarak düşman olması ve bundan dolayı azap çekmesidir.

Diğeri ise; muhabbet ettiği şeyin ona karşılık vermeyip ehemmiyetsiz görmesi, hatta düşmanca tavır almasıdır.

Bizim Avrupa medeniyetinin ahlâksızlığına muhabbet edip de, onlardan sürekli düşmanlık görmemiz buna müşahhas bir misaldir. Üstad Hazretleri de burada ehl-i dünyaya karşı meşru olmayan meylinin neticesinde, onlardan yediği tokadı misal gösteriyor.

"Hem dahi, ey bedbaht ehl-i dalâlet ve gaflet! Gayr-ı meşru bir muhabbetin neticesi, merhametsiz azab çekmektir kaidesi sırrınca, siz, fıtratınızdaki Cenab-ı Hakk’ın Zât ve sıfât ve esmasına sarf edilecek muhabbet ve marifet istidadını ve şükür ve ibadat cihazatını, nefsinize ve dünyaya gayr-ı meşru bir surette sarf ettiğinizden bi’l-istihkak cezasını çekiyorsunuz.”

Aynı hakikat başka yerde şöyle de ifade ediliyor:

"Gayr-ı meşru dairedeki gençlik keyifleri ve lezzetleri, âhiret mes’uliyetinden ve kabir azabından ve zevâlinden gelen teessüflerden ve günahlardan ve dünyevî mücazatlarından başka, aynı lezzet içinde o lezzetten ziyade elemler olduğunu aklı başında her genç tecrübeyle tasdik eder. Meselâ, haram sevmekte, bir kıskançlık elemi ve firak elemi ve mukabele görmemek elemi gibi çok ârızalarla o cüz’î lezzet zehirli bir bal hükmüne geçer." (Şualar, On Birinci Şuâ, Beşinci Mes'ele)

İslamiyet'in helal kıldığı şeylerin dışındaki her türlü sevmekler ve muhabbetler gayr-i meşrudur ve dinen yasaklanmıştır. Kâfirlerin işledikleri günahlar o kadar dehşetlidir ki ancak cehennem temizler. Müslümanlar ise, büyük günah işlememek şartıyla, bu dünyada Cenab-ı Hakk'ın vermiş olduğu bazı sıkıntılara sabır ve tahammülle mukabele ederse mükâfatı büyük olur.

Üstad Hazretlerinin buyurduğu gibi;

“Helâl dairesi geniştir, keyfe kâfi gelir. Harama girmeye hiç lüzum yoktur.” (6. Söz)

İnsan meşru dairede her çeşit zevki tadabilir. İnsan helal olan şeylerden dilediğini tercih etmekte serbesttir. Bunda bizim hem dünya, hem de ahiret menfaatimiz söz konusu olduğundan, haramlardan men edilmemiz bir esaret gibi anlaşılmamalıdır.

Şu var ki, imtihan sırrınca insan hem haram hem de helal sahalarda dilediği gibi dolaşabiliyor. Ancak bu serbestliği doğru değerlendirerek, bütün işlerimizi helal dairesinde yaptığımız takdirde padişahın sevgili bir askeri, makbul bir yaveri oluruz.

(1) bk. Mektubat, On Altıncı Mektup.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...