"Hastalıktan şifa bulmak, eğer tevhid nazarıyla bakılsa, birden..." Rızık, şifa ve hidayet doğrudan ve perdesiz ihsan edildiği için başka türlü bakmak ihtimali mi var?
Değerli Kardeşimiz;
"Hem mesela, müthiş bir hastalıktan şifa bulmak, eğer tevhid nazarıyla bakılsa, birden, zemin denilen hastahane-i kübrâda bulunan bütün dertlilere, âlem denilen eczahane-i ekberden ilaçları ve dermanlarıyla şifa ihsan etmek yüzünde, Rahîm-i Mutlak'ın cemâl-i şefkati ve mehasin-i rahîmiyeti küllî ve şâşaalı bir surette görünür." (Şualar, 2. Şua, Birinci Makam)
İnsanların geneli şifayı ilaç ve doktorlardan bilir ve ona minnet ederler. Demek şifanın Allah’tan geldiğini görebilmek için ciddi bir iman, hakiki bir tevhit bakışı gerekiyor. Şifanın sebeplerinin zayıf ve şeffaf olması bir işe yaramıyor, tevhit nazarı ile bakmak gerekiyor.
Yine aynı şekilde rızık da öyle; insanların ekseriyeti rızkı sebeplerden biliyor ve sebeplere perestiş ediyorlar. İnsanların çoğunluğu aç ve işsiz kalma korkusu ile patronun emrine tam itaat ederken, rızkın hakiki sahibi Allah’ın farz emirlerine itaat etmiyor. Demek tevhit nazarı zayıf kalıyor ki, rızkı Allah’tan değil sebeplerden biliyor insanlar.
Hidayet de hakeza öyle; insanlar hidayeti alim, mürşit, hoca, muallim, şeyh gibi vesilelere veriyorlar. Oysaki hakiki hidayeti veren Allah’tır, diğerleri ise birer basit sebeplerdir. Hatta Mutezile gibi sapkın fırkalar daha da ileri giderek "İnsan kendi fiilinin yaratıcısıdır." diyerek hayır ve hasenatın vücdunu bile kendi nefsine mal ediyorlar.
Bunların hepsi tevhit nazarının gaflet, inkâr ve dalaletten dolayı zayıf olmasının sonuçlarıdır. Hakiki, tahkiki ve sağlam bir tevhidi iman nazarıyla bakılmazsa, maalesef bütün nimetler sebepler arasında taksim ediliyor. Allah’ın kâinat ve eşya üzerindeki tasarruf ve terbiyesi görülmüyor...
İlave bilgi için tıklayınız:
- Sana Şifayı Kim Verdi, Görmek İster misin? (Video: Sinan YILMAZ)
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
İnsanı gaflete düşürtmekle Allah'a ubudiyetine mâni olan, cüz'î nazarını cüz'î şeylere hasretmektir. Evet, cüz'iyat içerisine düşüp cüz'îlere hasr-ı nazar eden, o cüz'î şeylerin esbabdan sudûruna ihtimal verebilir. Amma başını kaldırıp nev'e ve umuma baktığı zaman, ednâ bir cüz'înin en büyük bir sebepten sudûruna cevaz veremez.
Meselâ, cüz'î rızkını bazı esbaba isnat edebilir. Fakat menşe-i rızk olan arzın, kış mevsiminde kup kuru, kıraç olduğuna, bahar mevsiminde rızıkla dolu olduğuna baktığı vakit, arzı ihya etmekle bütün zevilhayatın rızıklarını veren Allah'tan maadâ kendi rızkını verecek birşey bulunmadığına kanaati hasıl olur. Ve keza, evindeki küçük bir ışığı veya kalbinde bulunan küçük bir nuru bazı esbaba isnat edebilirsin.
Amma, o ışığın, şemsin ziyasıyla, o nurun da Menbâü'l-Envârın nuruyla muttasıl olduğuna vakıf olduğun zaman anlarsın ki, kalıbını ışıklandıran, kalbini tenvir eden, ancak leyl ve neharı birbirine kalb eden Fâtır-ı Hakîmdir.