"Hem öyle fakirâne, öyle hazînâne, öyle mahbubâne, öyle müştakâne, öyle tazarrukârâne niyaz ediyor ki; bütün kâinatı ağlattırıyor, duasına iştirak ettiriyor." İzah eder misiniz? "Kâinatın ağlamasını" nasıl anlamalıyız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bu cümlede Peygamber Efendimizin (asm) kulluk şuurunda erişilmez bir mertebede olduğu ders verilmekle birlikte, bizlere de nasıl dua etmemiz gerektiği bildiriliyor. En son ve en büyük peygamber olması, bütün âlemlerin onun (asm) nurundan yaratılmış bulunması, onun (asm) Allah’a sığınma ve ona yalvarmadaki ruh halinde bir değişme yapmıyor. Bir taraftan Allah’ın celalini, azamet ve kibriyasını düşünmekle herkesten ziyade hüzünlü bir ruh haleti içinde Allah’a yalvarırken, öte yandan onun sonsuz rahmet ve cemâl tecellilerini nazara alarak, büyük bir aşk ve muhabbet içinde duasını yapıyor.

Kâinatın onun (asm) duasına iştirak etmesi konusuna daha önce değinmiştik. Ağlama meselesine gelince;

"Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi." (Duhan, 44/29)

ayetinin haber verdiği gibi, gök ve yer için de sevinme ve üzülme söz konusudur. Elbette ki semanın mahiyeti bizim mahiyetimizden farklı olduğu gibi, hüznü ve sevinci de bizimkine benzemez. Nitekim her şeyin Allah’ı tesbih ettiği âyet-i kerimeyle sabittir, ama hiçbir varlığın tesbihi bizim yaptığımız tesbih cinsinden değildir.

Üstat Hazretleri söz konusu ayetin işarî manasını verirken, ehl-i imanın ölmesiyle sema ve arzın ağladıklarını kaydeder.

Buradaki ağlama ise onun (asm) duasına büyük bir iştiyakla katılmak, o duanın kabulü için Allah’a âdeta ağlayarak yalvarmak manasınadır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...