"Nasıl Sevr ve Nesir ve insan ve diğeriyle müsemma olan Hamele-i Arş, melaikedir. Bu Sevr ve Hut dahi, öyle iki melaikedir." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Nasıl Sevr ve Nesir ve İnsan ve diğeriyle müsemmâ olan Hamele-i Arş, melâikedir. Bu Sevr ve Hût dahi, öyle iki melâikedir. Yoksa, Arş-ı Âzamı melâikeye; küreyi, küre gibi himmete muhtaç olan bir öküze tahmil etmek, nizam-ı âleme münafidir. " (Muhakemat, Birinci Makale / Unsuru'l-Hakikat, 12. Mukaddime, İkinci Mesele)
Bu cümle, Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri’nin Kur’ân ve hadislerde mecazî olarak geçen bazı kavramların doğru anlaşılması için yapılmış bir tashih ve tevil örneğidir.
Allah küçük bir zerreden tut ta arşa varana kadar her bir eşyaya vekâlet ve nezaret eden melekler yaratmış. Bu meleklerin vazifesi ise vekâlet ettiği eşyanın fıtri ibadet ve tesbihlerini Allah’a takdim etmek ve eşya üzerindeki ilahi sanat ve tecellileri tefekkür etmektir.
"Gök yarılmış ve o gün bitkin bir hâle gelmiştir. Melekler onun çevresindedir. Ve o gün Rabbının Arş'ını, onların da üstünde sekiz tanesi yüklenir." (Hakka, 69/16,17).
Bu ayette anlatılan olay müteşabihdir. Nasıllığı hakkında izahlar, sahih rivayetlerin ötesinde fazla bir kıymet taşımaz. Bu melekler "Subhanallahi ve bihamdihi" diyerek Arş'ı tavaf ederler. Yani arşın ibadet ve tesbihlerini takdim edip arşın azametli sanat cihetini tefekkür ederler.
Benzer bir durum, içinde yaşadığımız dünya gezegeni içinde geçerlidir. Yani dünyaya vekâlet ve nezaret eden iki melek vardır birisinin adı Sevr yani öküz diğerinin ki ise Hut yani balıktır. Hadisler bu manaya bu inceliğe işaret ederken, cahiller bu hadisi zahiri üzerine anlayıp dünyanın gerçekten bir öküzün üzerinde ve boynuzunda olduğunu tevehhüm etmişler.
İbni Abbas Hazretlerinden nakledilen bir hadis-i şerif şöyledir:
Peygamberimiz (a.s.m.)’a sormuşlar: Dünya ne üstündedir?
Peygamberimiz (a.s.m.) cevap vermiş: “Öküz ve balığın üzerindedir.” (Hâkim, el-Müstedrek: 4:636; el-Münzirî, et-Terğib ve’t-Terhîb: 4:257; el-Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid: 8:131; İbnü’l-Cevzî, el-Muntazam: 1:172)
“Dünyanın öküzün üzerinde olduğu ve öküzün boynuzunu sallamasıyla zelzele olduğu” şeklindeki rivayetler hadis değildir, uydurmadır. Cahillerin mecazı zahirine yüklemesinden başka bir şey değildir.
Peygamber Efendimiz (asm) bu hadisle şu üç manayı anlatmak istemiştir:
Birincisi: Cenab-ı Hak yarattığı her mahluk için bir melaike vazifelendirmektedir. Bunlara "Müekkel Melekler" diyoruz. Dünyanın da iki tane müekkel melaikesi vardır ki, bunların isimleri "Sevr" ve "Hut"tur. Yani "Öküz" ve "Balık".
İkincisi: On dört asır önce, yani Peygamberimiz (asm) ve sahabelerinin yaşadığı asırda, en önemli iki geçim kaynağı çiftçilikle avcılıktı. Bu şimdi de kısmen böyledir. Ziraatın sembolü öküz, avcılığın sembolü ise balıktır. İşte, Peygamberimiz (asm) "Dünya öküzle balığın üstündedir." hadisiyle bu hakikate parmak basmış, insanların geçiminde en mühim iki kaynağı gayet beliğ bir tarzda ifade etmiştir.
“Dünya öküzle balık üzerindedir.” anlamındaki hadislerden maksat, mecaz manalardır. Nasıl ki "Bir devlet neyin üzerindedir?" sorusuna, “Kılıç ve kalem üzerindedir.” diye cevap verilir. Yani bir devletin devamı, “asker kuvvetine, ilim ve adalete” bağlıdır. İşte Peygamberimiz (asm) “Dünya öküzle balığın üstündedir.” hadisiyle bu hakikate parmak basmış, insanların geçiminde, yani dünya hayatının devamında, en mühim iki kaynağı gayet beliğ bir tarzda ifade etmiştir; denizi temsil eden balıktır, karayı temsil eden de ziraattır.
Üçüncüsü: Bilindiği gibi, tekniğin henüz yeterince gelişmediği devirlerde dünyanın durduğuna, Güneş'in döndüğüne inanılırdı. Hâlbuki zamanla bunun tersinin doğru olduğu kesin olarak anlaşıldı. Eski bilgilere inanan insanlara bu gerçeği doğrudan doğruya anlatmak kolay değildi. Böyle yapılsaydı, belki de birçok insanlar İslam nurundan istifade edemeyeceklerdi. Resul-i Ekrem (asm), bir edebi sanat yaparak cevap vermiş ve o asrın insanlarını tatmin etmiştir.
Dünya Güneş'in etrafında dönerken hayali on iki menzilden geçer. Biz bunlara "burçlar" diyoruz. Bu burçlardan ikisinin adı "öküz" ve "balık"tır. Peygamber Efendimize (asm) ayrı ayrı zamanlarda dünyanın ne üstünde durduğu sorulmuş, o da birinci defasında "öküzün", ikinci defasında "balığın" üstünde duruyor diye buyurmuştur. Bu cevaplarıyla, soru vakitlerinde dünyanın öküz ve balık burçlarından geçmekte olduğunu, fakat Güneş'in yerküresinin etrafında dönmediğini aksine yerküresinin Güneş'in etrafında döndüğünü de on dört asır önceden haber vermiştir.
Peygamber Efendimiz (asm) mecazlı ve kinayeli bir sözle üç büyük hakikati en güzel şekilde dile getirmiş, hem o asırdaki hem de daha sonraki asırlardaki muhataplarını tatmin etmiştir.
Özetle; bu hadise dayanarak dünya gerçek bir öküzün sırtında ya da boynuzunda demek tam bir cehalet tam bir ahmaklıktır. Zira “Kur’an’da geçen temsiller hakikatin perdeleridir; hakikati anlayamayanlar mecazı hakikat zannedip şaşırırlar.” Bu yüzden Bediüzzaman burada çok önemli bir tashih yapıyor: “Sevr (öküz), Hût (balık) gibi kavramları hayvan gibi düşünme, onlar görevli, azametli, şeklen o sıfatlara benzeyen melekliktir!..”
Sonuç itibariyle;
Sevr ve Hût, mecazî olarak geçen iki büyük melektir. Tıpkı Arş’ı taşıyan “Sevr, Nesir” gibi melekler gibi. Kur’ân ve hadis ifadelerinde geçen semboller, mecazî anlatımlardır. Hakiki manada hayvanlar değil; görevli, azametli meleklerdir.
Bu ifade, akıl ile nakli barıştıran bir tevildir. Risale-i Nur’un hikmetli tefsir metodu budur: Mecazı hakikat gibi zanneden anlayışları tashih eder. Hem aklı hem kalbi tatmin eder.
İlave bilgi için tıklayınız:
- "Dünya, öküz ile balık sırtındadır." hadisinin kaynaklarını verebilir misiniz?
- Dünya, öküz ve balık üzerinde mi? - 1. Bölüm (Video: Dr. A. ÇOLAK)
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
"Yoksa arş-ı a'zamı melaikeye; ... tahmil etmek, nizam-ı âleme münafîdir". Bu cümleyi açıklayabilir misiniz?