"Arkadaş! Namazın erkânı, Fütuhat-ı Mekkiye'nin şerh ettiği gibi, öyle esrarı hâvidir ki, her vicdanın muhabbetini celb etmek, namazın şe'nindendir." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Arkadaş! Namaz, kul ile Allah arasında yüksek bir nispet ve ulvî bir münasebet ve nezih bir hizmettir ki, her ruhu celb ve cezb etmek namazın şe'nindendir. Namazın erkânı, Fütuhat-ı Mekkiye'nin şerh ettiği gibi, öyle esrarı hâvidir ki, her vicdanın muhabbetini celb etmek, namazın şe'nindendir. Namaz, Hâlık-ı Zülcelâl tarafından her yirmi dört saat zarfında tayin edilen vakitlerde manevî huzuruna yapılan bir dâvettir. Bu dâvetin şe'nindendir ki, her kalb, kemâl-i şevk ve iştiyakla icabet etsin ve mi'raçvâri olan o yüksek münâcâta mazhar olsun."(1)
Namazın nasıl maddî bir kalıbı varsa, manevî bir kalıbı da vardır. Namazın maddî kalıbı; namazın farz ve vacipleri ve bunların itina ile güzelce yapılmasıdır. Manevî kalıpları ise; insanın bütün duygu ve latifelerinin namaz vasıtası ile harekete gelip tekemmül etmesidir. Namazın manevî sırları ve kalıpları, bir nevi, insanın maneviyatını terbiye eden bazı disiplinler gibidir.
Namaz öyle bir hülasadır ki, insanın bütün manevî âzalarını hem besler, hem de cezbeder. Sırlardan maksat, insanın her bir cihaz ve latifesinin beslenip terbiye olmasıdır. Mesela; insanın kalbi namazda huşu ve huzur ile cezb olur ve bununla tekemmül eder.
Namazın en büyük erkânı; huşu ve huzurdur. Yani namazda iken Allah’ın huzurunda olduğunun farkında olunma halidir. Rükû ve secde gibi diğer rükünler, bu manaya yardım eden vasıtalar gibidir. Rükû ve secde gibi namazın her bir rüknünün, insanları cezb etmesi mana olarak muhtemeldir. Her bir rükün için bir melek taifesinin olması meseleye işaret eder.
Namazın içinde yapılan hareketler, okunan sure ve dualar, alelade sıradan hareketler ve kıraatlar değildir. Onların her birisinde sayısız hikmet ve sırlar vardır. İşte her bir hareketteki bu sırlar ve hikmetler, insanın vicdanını ve ruhunu kendine celbediyor. Yani namaz içinde yapılan her hareketin kendine mahsus bir cezbesi, insanın ruh ve vicdanını mest eden halleri vardır.
İnsan vicdanında cazibe kabiliyeti olduğu gibi, namazda ve içindeki rükünlerde de celbetme hali vardır. İşte çekme ve çekilme olunca arada cazibe teşekkül ediyor. Namaz ile insan arasında bu cazibe noktaları çoktur.
Mesela; insan Rabbi ile konuşmak ve O’na halini arz etmek ister; bu vicdanî bir ihtiyaçtır. Namaz ise, insanın her derdini ve arzularını Allah’a arz etmenin ve O’nun ile konuşmanın en güzel ve en mükemmel vasıtasıdır. Bu yüzden insan, ruhunda ve vicdanında namaza karşı bir iştiyak ve cezb olunma manası vardır.
Bu çekici olan sırları ve hikmetleri İslam âlimleri eserlerinde beyan etmişler. Üstad Hazretleri bu âlimlerden "Fütuhat-ı Mekkiye" sahibi Muhyiddin İbn Arabiyi misal olarak veriyor.
Muhyiddin-i Arabi Hazretleri bu konuyu 69. babda anlatmıştır. Meseleyi “Namazın erkânının esrarını öğrenme hakkında” başlığı altında izah etmiştir.
Cenabı Hakk'a izafe edilince “salat / namaz” manası, rahmet manasına gelir. Allah namaz / salat ile insanları karanlıktan nura, dalaletten hidayete, şekavetten saadete çıkarır. Meleklere isnat edildiği zaman “Salat” kelimesi müminler için rahmet, istiğfar ve dua anlamına gelir. İnsanlara isnat edilmesi halinde rahmet, dua ve (Namazın rükünleri gibi) hususi fiilleri yapma anlamına gelir.
Ayrıca “Salat” kavramı Allah’ın dışında melek, insan, hayvan, bitki ve madenlere de izafe edilir. Bu ilişki söz konusu varlıkların kendi durumlarına ve kulluktaki konumlarına göre bir amiriyet ve memuriyet ilişkisidir. “Görmez misin ki, göklerde ve yerde bulunanlarla dizi dizi kanat çırpıp uçan kuşların Allah'ı tesbih ettiklerini? Her biri kendi tesbihini ve duasını bilmiştir.” (Nur, 41)
Allah’ın Sıfatları; hayat, ilim, irade, kelam, kudret, sem’ basar olmak üzere, yedi adettir. Bunlar Allah’ın Zat-ı Akdesi ile birlikte Allah’ı yakından tanıtan unsurlar sekizdir. Mabud olan Allah’ın bu sekiz vasfına uygun olarak kul olan insanların emir ve yasaklara teklif edilen mükellef organları da sekizdir. Bunlar:
Kulak, göz, dil, el, karın, cinsel organ, ayak ve kalpten ibarettir.
Farz ve müekked sünnet olarak kulun eda edeceği namazların çeşitleri de sekizdir, Bunlar:
1) Günlük beş vakit farz namazlar.
2) Gecedeki Vitir namazı.
3) Cuma namazı.
4) İki Bayram namazı.
5) Güneş ve Ayın tutulması (Küsuf) namazı.
6) Yağmur namazı.
7) İstihare namazı.
8) Cenaze namazı.
İbn Arabi bu konuda sayfalarca esrarlı bilgileri anlatmaktadır. Bunların tamamının yerinden okunmasını tavsiye ederek, başta Muhyiddin Arabi olmak üzere gönül erbabının bazı düşüncelerini özetlemeye çalışalım:
Namazın her bir hareketi -sadece bedenin yaptığı bir fiil değil- kalbin, ruhun ve aklın Allah’a yönelişinin sembolüdür.
Hem zahirde (bedende) bir edep, hem bâtında (ruhta) bir anlam taşır.
1. İftitah Tekbiri (Ellerin Kaldırılması)
“Allahu Ekber” diyerek elleri kaldırmak:
Dünyayı arkaya atmak, yalnız Allah’ı öne almak demektir.
Eller kulak hizasına kaldırılır; bu, “Ben Allah’tan başka her şeyi duymamaya niyet ettim.” anlamını taşır.
Avuç içi dışa bakar: “Ben dünya ile arama perde koydum.”
İbn Arabî’ye göre bu hareket, kalbin Allah’ın huzuruna yükselişini temsil eder; meleklerin “Lebbeyk!” diyerek arşa yönelmesi gibidir.
Mevlana şöyle der:
“Ellerini kaldır ki, kalbini de göğe kaldırmış olasın. Çünkü O, yerde değil, gönül göğündedir.”
2. Kıyam (Ayakta Durmak)
“Hakk’ın huzurunda bir kul gibi dikilmek.”
Ayakta durmak, Allah’a karşı saygı ve kulluğun vakarını temsil eder.
Kişi “Rabbim, ben senin önünde eğilmeden önce, seni hakkıyla tanımak istiyorum.” hâlindedir.
İbn Arabî der ki: “Kıyam, kulun nefsiyle Rabbi arasındaki ilk buluşmadır; orada nefs susar, kalp konuşur.”
Okunan Fatiha, bu halin dilidir:
“Yalnız sana kulluk eder, yalnız senden yardım dileriz.”
3. Rükû (Eğilmek)
“Ben, senin büyüklüğün karşısında küçüğüm.”
Rükû, tevazu ve teslimiyet makamıdır.
Rükûda bel eğilir ama kalp kırılmaz, kalp, Allah’a yaklaşmanın sevinciyle dolar.
Bu hal, aklın secdeye hazırlığıdır.
“Rüku, ilim sahiplerinin makamıdır; onlar bilirler ki akıl, Allah karşısında eğilmedikçe yücelmez.”
“Sübhâne Rabbiye’l-azîm” derken kul, kendi küçüklüğünü, Rabbin azametini itiraf eder.
4. Secde (Yere Kapanmak)
“En yüceye, en aşağıdan yaklaşmak.”
Bu, namazın zirvesidir.
Kulun alnı toprağa değdiğinde, yaratılışın kaynağı olan toprakla yeniden buluşur.
Allah’ın huzurunda bütün benliğini terk eder; varlık iddiası sıfırlanır.
Peygamberimiz (asm) buyurur:
“Kul, Rabbine en yakın olduğu hâl secdedir.” (Müslim, Salat 215)
İbn Arabî’ye göre secde, “Ben hiçim” demenin fiilidir; yoklukla varlığın buluştuğu andır.
Bu hâl, “Fenâ” hâlidir: benliğin erimesi, Allah’a yaklaşma hâlidir.
5. Kade (Oturmak)
“Rabbimin huzurunda huzura ermek.”
Secdeden sonra oturmak, “Ben yok oldum, şimdi O’nun huzurunda var oldum.” hâlidir.
Bu, fenadan bekaya geçişin sembolüdür.
Tahiyyat duasında “Selâm” kelimesi geçer; bu, hem Peygamber’e hem bütün aleme rahmet dileğidir.
Artık kul sadece Allah’ı zikreden değil, Allah’ın selamını yansıtan bir aynadır.
6. Selâm (Sağa ve Sola Dönmek)
“Hakk’tan halka dönmek.”
Namazın sonunda “Esselâmu aleyküm” denilerek sağa ve sola dönülür.
Bu, Hakk’ın huzurundan halka hizmete dönmek anlamındadır.
Artık kulun yüzü insanlara dönüktür ama kalbi hâlâ Allah’a bakar.
“Hakk’tan nasiplenip halka rahmet olmak.”
Demek ki:
Namaz, bir yolculuktur:
Ellerini kaldırırken dünyayı bırakır,
Kıyamda Rabbin huzurunda durur,
Rükuda tevazu gösterir,
Secdede yok olur,
Oturuşta huzur bulur,
Selamda rahmet olur.
Her bir hareket, insanın ruhî tekâmülünün bir basamağıdır.
Namaz bu yönüyle hem bir ibadet hem de bir manevî yükseliş (mirac) halidir.
İlave bilgi için tıklayınız:
- Namazda yapılan hareketlerin hikmeti nedir?
(1) bk. İşârâtü'l-İ'câz, Bakara Sûresi, 3. Ayet Tefsiri.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü