"Her söylenen sözün kalbe girmesine yol vermeyiniz." İzah eder misiniz; neden kulak denmemiş de kalbe hitap edilmiş?
Değerli Kardeşimiz;
"Hiçbir müfsid ben müfsidim demez. Daima suret-i haktan görünür. Yahut bâtılı hak görür. Evet, kimse demez ayranım ekşidir. Fakat siz mihenge vurmadan almayınız. Zira çok silik söz ticarette geziyor. Hattâ benim sözümü de ben söylediğim için hüsn-ü zan edip tamamını kabul etmeyiniz. Belki ben de müfsidim. Veya bilmediğim halde ifsad ediyorum. Öyleyse, her söylenen sözün kalbe girmesine yol vermeyiniz. İşte, size söylediğim sözler hayalin elinde kalsın, mihenge vurunuz. Eğer altın çıktıysa kalbde saklayınız. Bakır çıktıysa, çok gıybeti üstüne ve bedduayı arkasına takınız, bana reddediniz, gönderiniz."(1)
Çünkü, iman ve inanç kalbe ait bir sıfattır. Kelam ilminin "iman kalp ile tasdik, dil ile ikrardan ibarettir" tanımı bu meseleye işaret ediyor. Kulak, göz, dokunma hissi, akıl, vicdan ve diğer duyguların hepsi, kalbe veri akışını sağlayan alet ve vesilelerdir. Nihai kararı, yani tasdik ya da inkârı yapan kalptir. Bu yüzden kalp kulağa mukaddemdir.
İkinci bir husus; bu paragrafta ehli tahkik olmamız tavsiye ediliyor. İster tasavvuf olsun, ister cemaat olsun, her meslek ve meşrep mihenge tabidir. Mihenk ise şeriattır. Şeriata aykırı bir fikir ve amel görüldüğü zaman, kim olursa olsun reddedilir.
İslam dininin ana kaynakları ve temel ölçüleri Kur'an ve sünnettir. Kur'an ve sünnetin de en istikametli ve doğru yorumu ve ümmetin ekseriyetini temsil eden mezhep; Ehl-i sünnet ve'l cemaattir. Onun için İslam alimleri, İslam mihengini ve mizanını Kur'an, sünnet, kıyas ve icma olarak tespit etmişlerdir. Bu temel prensipler İslam’ın mihengidir, bütün düşünce ve fikirler bu mihenge vurulur, şayet uygunsa kabul edilir, değilse reddedilir. Bu bütün insanlar için geçerlidir.
Üstad Hazretleri, “Benim fikirlerim şayet Kur'an, sünnet ve icmaya uygunsa, alıp akıl cebinize koyun, yok uygun değilse geri bana iade edin.” diyerek, bize usul ve metot dersi veriyor. Yani körü körüne taassup ile bir fikre ya da şahsa bağlanmanın, İslam açısından hoş görülmediği vurgulanıyor. Müslüman, ehli tetkik ve tahkik olmalıdır, her denileni alıp kalbine koymamalıdır.
(1) bk. Münazarat, Sualler ve Cevaplar.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Neden sadece gönderiniz değil de "çok gıybeti üstüne ve bedduayı arkasına takınız bana gönderiniz" denilmiştir?
Bu cümlede din adına konuşup insanları yanlışa ve batıla sevk etmenin ne kadar tehlikeli ve mesuliyetli olduğuna işaret ediliyor. Bu cümle ile bize şu ders verilmek isteniyor din adına hareket edip konuşanlar çok dikkatli olmalı her sözünü her tavrını şeriat mizanı ile ölçüp tartmalı sonrasında insanlara aktarmalıdır. Yoksa vebali çok ağır olur.
Hususen hocalar, imamlar, din adına hareket etmeye çalışanlar bu hususta kılı kırk yarmalı çok ölçülü ve hikmetli hareket etmelidir. Her sözü şeriat ölçülerine uygun olmalıdır yoksa vebali çok azim çok ağır olur.
Kıyas temsili ile mihenge vurmaya örnek verir misiniz? Burada değerlendirme nasıl olur? Yapılan kıyasın doğru yapılıp yapılmadığına mı bakılır? Yoksa bir söz üzerine kendimiz mi kıyas yapıp kontrol ederiz veya ikisi de olabilir mi? Hocam ilave olarak akli meselelerde icmaa zorunlu mudur mesela sizin burada bir konuda yaptığınız Allahın varlığı sıfatları ile alakalı bir kıyasın diğer kişiler tarafından ortak olarak tasdik edilmesi şartı aranır mı kelamda buradaki düstur nedir üstadın bir görüşü var mıdır? Üstadın yaptığı akli kıyasların icmaa şartı aranması gerekir mi?
1. Kıyas-ı Temsilî ile Mihenge Vurmak ve Değerlendirme
Temsilî kıyas ile bir düşünceyi mihenge vurmak (ölçüp tartmak), bilinen bir esas üzerinden bilinmeyen veya tartışmalı bir durumu sınamak demektir.
Nasıl Örneklenir?
Örneğin, "Güneş kendi kendine var olamaz ve düzenini koruyamaz, arkasında bir irade vardır" gerçeğini mihenk alıp, "İnsan vücudu da muazzam bir sistemdir, o halde o da kendi kendine var olamaz" demek temsilî bir kıyasla hakikati mihenge vurmaktır.
Değerlendirme Nasıl Yapılır?
İkisi de olur: Hem yapılan bir kıyasın mantık kurallarına uyup uymadığı (illet/benzerlik bağının doğruluğu) denetlenir, hem de ortaya atılan bir iddia veya söz, zihindeki sağlam akli esaslar (mihenk) ile kıyaslanarak test edilir.
2. Akli ve Kelamî Meselelerde İcma Şartı ve Üstadın Görüşü
İcma Zorunlu mudur?
Hayır, akli ve kelamî meselelerde icma (ortak görüş birliği) şart değildir. İcma; fıkıh usulünde hukuki ve ameli hükümler için bir delildir. Akıl ve kelam alanında ise bir hakikatin doğruluğu, onu kaç kişinin onayladığına (icmaa) değil, akli ve mantıki delillerin sağlamlığına (bürhana) bağlıdır.
Kelamda ve Üstadın (Bediüzzaman'ın) Yaklaşımındaki Düstur:
Bediüzzaman Said Nursî'nin yaklaşımında akli kıyaslar ve deliller, mantık ilminin "bürhan-ı kat'i" (kesin delil) kurallarına dayanır. Bediüzzaman, fikirlerin mantık ve akıl mihengine vurulmasını savunur; bir akli kıyasın geçerli olması için ümmetin veya kelamcıların topluca onaylaması (icma) aranmaz. Akıl silsilesi doğru kurulmuşsa ve Kur'anî hakikatlerle çelişmiyorsa o kıyas tek başına da haktır ve geçerlidir.